Yine bir savcı...

OLAYI okumuşsunuzdur. Prof. Dr. Çetin Yetkin o tarihte İstanbul’da Sarıyer Cumhuriyet Savcısı’dır. Maslak’ta bir kaza olmuş, Almanların bulunduğu minibüs bir tankerle çarpışmıştır, ölü ve yaralılar vardır. Savcı Yetkin, İstinye hastanesine, soruşturmaya gitmiştir; o sırada içeriye bir Alman girer, İstanbul’daki Alman konsolosluğu diplomatlarındandır, ileri geri konuşmaya, bağırıp çağırmaya başlar. Savcı uyarır ama, adamın laf dinleyeceği yoktur, bunun üzerine polislere “Atın bu adamı dışarı!” der, atarlar.
*    *    *
YETKİN, olayı, “Avrupalı komiserler”in Türkiye hakkında ileri geri konuşmasıyla anımsar, o tarihte sıradan bir cumhuriyet savcısı bile, münasebetsizlik yapan diplomata haddini bildirmektedir, “Bugünkü durumu tarih yazacaktır” diye düşünür.
*    *    *
YETKİN böyle düşünürken, aklına, benzer bir olay gelir, “O, olaya değinmeyerek haksızlık ettim” der:
“Eski Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral’ın adını hemen herkes bilir. Seveni de eleştireni de çoktur. Ama onun onurlu davranışının, onu eleştirenlerin de Demiral hakkında bir kez daha bir değerlendirme yapmalarına neden olacağını sanıyorum.”
*    *    *
AVRUPA Birliği’nin adının henüz Avrupa Topluluğu olduğu günlerde, Ankara DGM Başsavcılığı’nca TKP hakkında yürütülen soruşturma Topluluğa şikâyet edilmiş ve bunun üzerine de Avrupalı yargıçlardan oluşan bir kurul, yargı yolları kapandığı gerekçesiyle, şikâyet konusunu araştırmak üzere Türkiye’ye gelmiştir. Bu kurul Başsavcı Nusret Demiral’ın da ifadesini almak istemişlerdir. Demiral, Türkiye Cumhuriyeti’nin yargısının bağımsız olduğunu, bir cumhuriyet savcısının hiçbir biçimde yabancı bir organa, yabancı yargıçlara ne ifade ne de hesap vermesinin söz konusu olamayacağını söyleyerek buna karşı çıkar.
*    *    *
BUNUN üzerine devreye Adalet Bakanlığı girerek, AT ile Türkiye arasında bu konuda antlaşma olduğunu, bu nedenle Demiral’ın ifade vermesi gerektiğini bildirir. Demiral, aynı gerekçeyle Adalet Bakanı’nın da direktifini geri çevirir.
Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’nda bir toplantı yapılır, Demiral da katılır. Bu toplantıda da Başsavcı’nın Türkiye’yi Avrupalılar karşısında güç durumda bıraktığı, antlaşma hükümleri gereğince, Avrupalı Yargıçlar Kurulu’nun isteğini yerine getirmesi gerektiği kendisine bildirilir. Demiral yine ikna edilemez. Başsavcı bu toplantıda bu kere oldukça sert bir biçimde konuşmuştur.
*    *    *
ARKASINDAN o sırada Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal, Başsavcı’yı telefonla arayarak ifade vermesini ister. Özal, Türkiye’nin imzalamış olduğu antlaşma gereğince bu ifadeyi vermek zorunda olduğunu söyler. Demiral, Cumhurbaşkanı’na neden ifade vermeyeceğini bir kere daha açıkladıktan sonra, “söz konusu antlaşmayı imzalarken düşünerek imzalamaları gerektiğini, ne olursa olsun bir cumhuriyet savcısının yabancı bir güce hesap veremeyeceğini, böyle bir şeyin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesine aykırı olduğunu, isterlerse kendisini görevden alabileceklerini” söyler.
*    *    *
DEMİRAL görevden alınmaz, ama hakkında soruşturma açılır, soruşturma ise sonuçsuz kalır, olay da kapatılır.
Bu arada Avrupalı yargıçlar Türkiye’ye üç defa gelip gitmişlerdir...