Bütün zamanların en ünlü Korsikalısı: Napolyon

Borodino Savaşı’nın 200’üncü yılı nedeniyle Avrupa, Napolyon’un savaşlarını tartışıyor. Fransa için Korsika’yı harcadığı kanaatindeki hemşehrileri savaş tarihinin öncülerinden Napolyon’la iftihar etmiyor. Fransa ise onunla hem müftehir hem eleştiriyor. Unutmak taraftarı olanlar var ama unutulamıyor çünkü onsuz bir Avrupa düşünmek mümkün değil

200 sene önce 7 Eylül 1812’de Rusya tarihinin ve edebiyatının ünlü savaşı Borodino, imparator Napolyon’un galibiyetiyle bitti. Bu onun 190 bin Alman, 50 bin Polonyalı ve Litvanyalı, İtalyanlar ve tabii Fransızlardan oluşan büyük ordusunun mahvolacağı sonun başlangıcıydı. Bu yıl Eylül ayında bütün Avrupa, Napolyon savaşlarını tartışıyor ve yeniden değerlendiriyor. Yayınlara bakarsanız bu savaşların içinde adet olduğu üzere unutulan, gene Türklerle Akkâ’da Cezar Ahmet Paşa ile yapılan ve Adriyatik’te İyon Adaları’nın Fransızlardan zaptı ile sonuçlanan Türk ve Rus ittifakının kazandığı zaferden söz edilmiyor.
1769 yılında bütün zamanların en ünlü Korsikalısı doğdu: “Napoleon Bonaparte”. Küçük Bonaparte 1770 yılında orta sınıf ve küçük soyluların çocuklarını yetiştirmek için kurulan askerî okulda eğitimine başladı. Korsika onunla çok iftihar etmiyor. Korsikalılar onun Fransa için Korsika’yı harcadığı kanaatindedirler. Oysa kimliğini ve ana dilini bile Rus olarak gösteren Joseph Stalin’le Gürcüler ne olursa olsun iftihar ederler.

Fransızlar Türk savaş tarihini tetkik etselerdi Moskova’ya adım atmazlardı
General Bonaparte ve 1804’ten itibaren Fransızların imparatoru Napolyon hataları ve üstün başarıları ile savaş tarihinin önemli öncülerinden sayılır. Demiryolu ve hava yolu gibi ulaşım araçlarının olmadığı bir tarihte, 1812 yaz ve sonbaharında 600 bin kişiyi aşkın büyük ordusunu Rusya’nın steplerine sokmak tam bir çılgınlıktı ve muhtemelen imparatorun bu çılgınlığını dünyayı çok bildiklerini zanneden Fransız coğrafyacıları başlarına gelecek konusunda gereken uyarıyı yapıp önleyememişlerdi. Kış korkunçtu. Başkomutan tayin edilen Kutuzov ise harb tarihinden iyi tanıdığı bilinen eski İskit generalleri kadar kurnazdı. 7 Eylül 1812’de cereyan eden Borodino Savaşı (ki Rusya tarihi buna “Birinci Vatan Savaşı” ve “İkinci Cihan Harbi’ne de bundan dolayı “İkinci Vatan Savaşı” adını verir), Rusların mağlubiyeti ile bitti. 40 bin ölü verdiler. Napolyon’un büyük ordusu da ona yakın sayıda askerini kaybetti. Buna rağmen imparator Moskova’ya yürüdü ve şehre girdi. Eğer imparatorun ünlü kurmay heyetindekiler Türk savaş tarihini tetkik etselerdi, 17. asırda çok daha güneydeki Çihrin sahrasına ve kalesine giren Osmanlı ordusunun step denizi ortasında dünyadan tecrit olduğunu ve açlıktan kırılmamak için zaferlerine rağmen süratle ricat ettiklerini hesaba katarlar ve Moskova’ya adım bile atmazlardı.
Doğrusu Kutuzov’un emrindeki sabotaj birlikleri şehirlere hiç acımadılar, Moskova yandı. On binlerle sanat eseri, ahşap abide, kütüphaneleri dolduran eserler, elyazmaları bu yangında kül oldu. Aralarında bir tanesi vardı ki savaşın dehşetini gösterir; Rus destan edebiyatının gözdesi ve en eski epope örneklerinden “Igor Bölüğü Destanı”nın orijinal nüshası da bu yangında gitmiştir. Sonraki nüshaların ve kopyaların bu orijinalle ciddi tezatlar ve eksikler içerdiği söyleniyor. Perişan olan büyük ordu dönüşe geçti ve yol boyu gerilla savaşıyla eritildi. İhtiyatlı Kutuzov hâlâ ordularının düzgün savaşa ve Napolyon’un dökülen ordusunu izlemesine taraftar değildi. Gereken çılgın emri I. Alexander verdi.
1813 yılı Nisan’ında muzaffer komutan, ihtiyar Mareşal Kutuzov Polonya’da hastalanarak öldü. Rus orduları Paris’e girdiler. Paris’e giren ordunun öncü birliklerinden biri Urallarda, Çelabinsk’te yaşayan Hristiyan Türk kavimlerden Nogaybek’lerdi; kürk kalpaklı, mızraklı ve yaylı birkaç bin asker... Birkaç yıl içinde 1815 Viyana Kongresi’nde Napolyon’un altüst ettiği Avrupa yeniden düzenlenecekti. Tabii düzenlenemedi, yeni Avrupa’nın kuruluşu ta Birinci Cihan Harbi sonuna kadar feci savaşlarla devam etti.

Babıâli’deki devlet adamlarına göre Bonaparte başımızın belalarına gönderilen bir belaydı
1790’larda Bonaparte’tan bütün Avrupa monarşileri nefret ediyordu, bir tanesi hariç; bizimkisi... Babıâli’deki devlet adamlarına göre o, başımızın belalarına gönderilen bir belaydı. Avusturya Napolyon tehlikesini görür görmez müttefiki Rusya’yı bırakıp Osmanlı ile Ziştovi Barışı’nı yaptı. Türk imparatorluğunun ufuklarından ebediyen çekildi, ta ki Birinci Cihan Harbi’nde müttefik olana kadar... Rusya birkaç ay sonra 1791 başında Yaş Antlaşması’nı yaparak sulhu tesis etti. Napolyon, Avusturya’dan sonra İtalya’ya saldırdı. Henüz General Bonaparte dememiz lazım. 1796-1797 yılında İtalya’nın fatihi oldu. Avusturyalılar İtalya’dan silindiler ama İtalyanların kurtarıcılarından nefret etmeleri için çok zaman geçmedi. Ertesi yıl yani 1798’de Mısır’a çıktı. Konsül kendini bütün zamanların büyük askeri, laik bir dünya düzenin öncüsü olarak görüyordu. Piramitler Savaşı’nda Memlûkleri yendi. Ortaçağlarda Moğolları yenen ancak Yavuz Sultan Selim’e teslim olan Memlûkler şimdi de Bonaparte’ın modern ordusuna yenilmişlerdi. Mısır ayanı ve uleması kendisine biat ettiler. Mısır’a alimler, filologlar, ressamlar alayıyla girmişti. Sayısız gravür, henüz çözülemeyen hiyeroglif kitabelerin, böcek ve bitkilerin kopyası çizildi. Savaşın yanında medeniyete de hizmet etmeyi düşlüyordu. Büyük İskender gibi heyetler kurdu, etrafı araştırdı ama İskender’in saptayamadığı Nil Nehri’nin kaynağını General Bonaparte da bulamadı. Ardından Kudüs’e girdi, lakin daha kuzeyde Akka’ya yöneldiği zaman orada durduruldu. Cezzar Ahmet Paşa, Napolyon’a Şark Seferi’nde haddini bildiren ilk komutan oldu. Ardından da denizde Abukir’de Amiral Nelson Fransız donanmasını kuşattı ve yaktı. İngiltere Fransızların Avrupa’daki tek rakibi olarak kalmıştı; buna rağmen kıtada kendisine müttefik olacak devlet bulamadığından düşmanıyla 1812’de Amiens Barışı’nı yaptı. Acaba Osmanlı ve Rus onun müttefiki olamaz mıydı diye sorarsınız; bu arada 1800 başlarında Rusya ve Osmanlı ittifak yaptılar. Amiral Uşakov ve Amiral Kadir Bey birlikte Adriyatik’teki İyon Adaları’nı Napolyon kuvvetlerinden temizleyip zapt etiler ve Yedi Adalar Cumhuriyeti’ni ortaklaşa kurdular. Bu ortaklık 1807’de Niemen Nehri üzerinde I. Alexander ile İmparator Napolyon’un yaptığı Tilsit Barışı’na kadar sürdü. Çar Türk İmparatorluğu’nu istiyordu. Napolyon’un Çar’ın imparatorluk isteklerine pek itirazı olmadı ama İstanbul üzerindeki ünlü tasvir o görüşmeye aitmiş; “İstanbul bütün dinlerin ve medeniyetlerin merkezidir. Onu size veremeyiz.”
Fransa onunla hem müftehir hem eleştiriyor. Unutmak taraftarı olanlar var ama unutulamıyor. İmparator hesaba katılmadan 19. asır başındaki Fransız medeniyetini hatta Avrupa’yı düşünmek mümkün değil.

Napolyon hataları ve üstün başarıları ile savaş tarihinin önemli öncülerinden sayılır. Demiryolu ve hava yolu gibi ulaşım araçlarının olmadığı bir tarihte, 1812 yaz ve sonbaharında 600 bin kişiyi aşkın büyük ordusunu Rusya’nın steplerine sokma çılgınlığını yapmıştı.