Hatay’da neler oluyor?

Suriyeli muhacir akını, Hatay’da da açık biçimde görüldüğü gibi maalesef kontrolsüz oldu. Etrafımızda olanları isabetten uzak politikalarla daha irileştirerek üstümüze doğru yığıyoruz

Hatay’da neler oluyor

Hatay bilindiği gibi Atatürk’ün ve çevresinin kullandığı bir isimmiş; çok kişi bilmez, o dönemde bu bölgelerde Türkçe konuşulmayan halk gruplarına “Hitit Türkleri” demek gibi bir alışkanlık vardı. Gerçi Hatay’ın bugünkü nüfusunun bir kısmının Türkmenlerden oluştuğu açıktır. 1920 yılında Fransa ile yapılan Ankara Müsalahası’na göre bu bölgenin kaderi ileride yapılacak bir referandumla belirlenmek üzere Fransız işgal yönetimi tarafından “İskenderun Sancağı” olarak tespit edilmişti. O tarihten sonra bugünkü Hatay halkı bölgelerinden “sancak”, sakinlerinden de “sancak sakinleri” ve “sancak halkı” diye söz ederdi.
Büyük İskender’in kurduğu Alexandretta’nın ardından bu bölgeye seleflerinin verdiği isim “Antioch” kalıcı oldu. Antakya; Suriye’nin en zengin ve renkli kesiminin Roma İmparatorluğu’ndaki imtiyazlı konumunu taşıyan bir adlandırmaydı.
Bütün Mezopotamya ve Suriye’den gelen kervanlar burada kesişirdi. Çukurova’nın (Kilikya’nın) ve Kapadokya’nın zenginlikleri buraya akardı. Antik çağların Alexandretta’sı (İskenderun) askeri önemi kadar ticari buluşma noktası olan bir limandı. Ta Mari Krallığı’ndan beri Suriye’nin ve komşu Mezopotamya ve Mısır’ın bütün dini, kültürel uzantılarına burada rastlamak mümkündür. Sancağın nüfusu kozmopolitti; Türkiye Cumhuriyeti’nin ilhakından evvel beklenmedik sorunlar da çıktı; “Ne geleceği belirsiz Suriye ne de Türkiye değil, Fransa” diyenler de vardı. Oysa Fransa bu problemli bölgeyi elde tutmak için o kadar istekli değildi, daha doğrusu yaklaşan savaşta Türkiye Cumhuriyeti’nin ittifakını tercih etti.
1937’de Paris’te karar verilen bağımsızlık projesi, 5 Temmuz 1938’de Hatay-Türk Cumhuriyeti olarak gerçekleşti, 1939’da da Türkiye’ye katıldı. O tarihteki 383 köyün içinde tehcirden sonra geri dönen birkaç eski Ermeni köyü halkı dahil, mühim bir Nusayri nüfus, farklı mezhepten Türkler, Müslüman Araplar, Rum Ortodoks dinindeki Araplar da vardı. Hatay halkı bu özgün yapısını sorun çıkarmadan korudu, bunu bugün de görüyoruz, bir sır değil.

Türkiye’nin en renkli vilayeti
Samandağı’ndan başlayarak her köşede gördüğümüz Alevi yurttaşlarımız IŞİD gibi müdahalelerden korkuyorlar, çekiniyorlar. Türkiye Devleti’nin bu gibi operasyonlara müsaade etmeyeceğini, asıl önemlisi halkımızın buna destek olmayacağını bölgeye anlatmak lazım; IŞİD gibi zümrelere teslim olacak bir Türkiye düşünülemez.
Hatay Türkiye’nin elan en renkli vilayeti. İmparatorluk döneminde Türkçe ve Arapçadan sonra üçüncü dil olarak Fransızca da konuşulurdu. Bugün 20’nci yüzyılda Toskana
ve Cenova bölgesinin Avusturya tebaasına geçip burada yaşayan İtalyanlar eridiler. Ama Fransızca bölgenin okumuşları arasında bilinen ve bir yaşam biçimi olarak tercih edilen edebi bir dil olarak kaldı. Halen sağda solda Arsuzlu ve İskenderunlu zarif hatunların kendi aralarında Fransızca konuştuklarını duyarsınız. Bölgedeki zümrelerin siyasal parti tercihleri sabit kalmıştır. Bu nedenle bunun bazen sert tepkileri de görülüyor. Samandağı ile Arsuz arasındaki dünyanın en güzel manzaralı sahil yolunun Türkiye’de 1960’ların başında bile zor rastlanır bir perişanlık ve ihmal içinde olması bunu gösteriyor.

Dünyaca ünlü bir mozaik yolunun ortaya çıkması
Antakya benim ilk defa gittiğim 1963 yılında bir rüya şehirdi. Binaların ihmal edilmiş bir cephesi vardı ama halk oralıydı ve henüz kentlerine bağlıydı. Bugün artan bir nüfus dolayısıyla ihmalden çok lagar bir yapılanma göze çarpıyor. Bazı ters yapıları kabul etmek mümkün değil. Nihayetinde Saint Pierre Kilisesi Roma’nın Vatikan’ı değil; çevreye dikkat etmezseniz bu gibi eserler Antakya’ya dini bir merkez olarak pek turist celb etmeye yaramaz. Bu sefer beni en çok memnun eden gelişme,
eski Mozaik Müzesi’nin yeniden yapılanması oldu. Müdiremiz Nilüfer Hanım bana yapılanları gösterdi.
Daha önce seçkin bir mozaik müzesi olan Antakya Müzesi şimdi ta neolitik devirden beri ortaya çıkan önemli yapıtların yeni müzecilik anlayışıyla sergilendiği, yeni mozaik tabakaların fevkalade ustalıkla monte edildiği bir merkez oldu. Antakya ve Yukarı Mezopotamya, Roma İmparatorluğu boyunca zengin tüccar ve askeri bürokrat bir sınıfın, gösterişçi bir tüketimle donattığı villalar ve mozaik eserlerle doludur. Bu ise Antakya Müzesi’yle başlayacak; Maraş, Gaziantep’teki Zeugma ve Urfa Müzesi’ndeki teşhirlerle dünyaca ünlü bir mozaik yolunun ortaya çıkması demektir. Bu bölgenin kültür tarihi için en önemli gelişme budur.

İşçi pazarları insanın içini karartıyor
Suriyeli muhacir akını maalesef kontrolsüz oldu. Ortaya çıkan manzaralar öyle çoğunluğun belirttiği gibi Suriyeli muhacirlerin suçlanmasından çok, bizim yönetimimizin ve halkımızın da bazı konuları düşünmesini gerektiriyor. Bugün Hatay’da iki tane işçi pazarı var. Yerli işçilerin sabahtan başlayarak saatlerce dikilip yevmiyeli iş aradığı alan, insanın içini yeterince karartıyor. Daha beter görünüm şehir dışına çıkarken kurulan ikinci bir amele pazarıyla ortaya çıkıyor, burada sadece Suriyeliler var, daha ucuz yevmiye için bekleşiyorlar. Etrafımızda olanları isabetten uzak politikalarla daha irileştirerek üstümüze doğru yığıyoruz. Türkiye’nin diplomasi faaliyeti ve askeri yapısı bazılarının arzu ettiği gibi kolayca bertaraf edilemez. Vilayetin hoş kokulu, esintili köyleri gibi, güneşi çok fena yiyen, rutubet içindeki bölgeleri de var. Türkiye tarımı 30 senedir gaddar politikalarla darbeler yiyor. Bu darbelerin bize ne kadar pahalıya mal olacağını Çukurova ve Hatay gibi bölgelerde görmek mümkündür.
Hatay, eski Tabipler Odası başkanlarından göz hastalıkları uzmanı Dr. Füsun Sayek anısına, eşi Prof. İskender Sayek’in her sene ağustosta tertiplediği festivaller sayesinde çeşitli etkinliklerin ve konferansların yapıldığı bir yer oldu. Türkiye çok değişti. Bundan 20 sene önce bu gibi etkinlikleri düşünmek zordu. Toplumsal olgunlaşmamız kuşkusuz ki 10 yıllık bir olay değil. Fazla karamsarlığa lüzum yok.