Maarif sistemimiz

İlber Ortaylı yazdı... Eğitimin ciddiyetini kavramaktan aciz, sağda solda mastır yapmış uzmanların başarısız uygulamalarıyla...

Milli Eğitim Bakanlığı 1940’ların sonuna kadar devam eden parlak eğitim düzenini ve okullaşmayı maalesef muhafaza edemedi. Geçici ve başarısız proje uygulamalarıyla Türkiye gençliği bir çıkmaza girdi


Hepinizin bildiği gibi ODTÜ, 1956’da Ankara’da kuruldu. İlk mekanı bugünkü meclisimizin arkasındaki barakalardı. O barakalar sonraları Tevfik Fikret Lisesi’ne de geçici mekan olmuştur. İlk ODTÜ öğrencileri lisan bilen kolej mezunlarıydı. Bütün Ortadoğu ülkeleri ve Pakistan’dan öğrenciler vardı; hocalar seçkindi ve değişik ülkelerden gelenler de bulunuyordu.

1960’larda bugünkü yerine geçti. Kampüsün planına son derece dikkat edildi. Mimarlık Fakültesi ünlü mimarımız Behruz Çinici’nin öncül bir eseridir. Alan kazısından çıkan eserler için bir küçük müze de buraya ilave edildi. Ana plana her zaman fevkalade uyulmuştu; bu nokta ancak son 20 senede ihlal edildi. Bir şeye daha dikkat edildi: Hocaların kalitesi kadar siyasi kamplaşma olmamasına da...

Üniversitenin havası bozuldu

ODTÜ herkese açıktı. Bu yönüyle kurucu olmasa da ilk devamlı rektör Kemal Kurdaş’ı rahmet ve minnetle anmalıyız. Ben oraya mastır için talebe olduğumda bile okulun mimarisi de, kütüphanesi de (Munise Aren müdireydi) mükemmeldi. Amerikan açık raf sistemiyle çalışırdı.

Ama öyle siyasal uzlaşmayı ve uygun işleyişi kim ister? Şer kuvvetleri devreye girdi; 1970’lerin tertipleri biliniyor. Millet birbirine düştü. Üniversitenin havası bozuldu; çok bilmiş kasabalılar kütüphanede makalelerin derlemelerinden jiletle sayfa kesmeye başladı. Talebe sayısı 5 binden bugünküne kadar yükseldi. Gene de insaflı bir duruş olduğunu söylemek gerekir.

ODTÜ’nün Mühendislik ve Fen bölümleri önde gider. Dünyada yeri olduğu açıktır. Hem bir süre lisansüstü öğrencilik yaptım hem de hocalık yaparak emeğim geçti. ODTÜ gerçek bir üniversitedir. Dünyadaki üniversiteler arasında yerini alır. İlk 15 sıralamasına nasıl gireceği üzerinde tartışma yapmayı lüzumsuz buluyorum. Her üniversitenin kendini öne çıkardığı doğrudur. Aslında öne çıkan üniversite azdır -ki Türkiye üniversitelerini en çok tanıyanlardanım. Fakat şurası bir gerçek; Türkiye üniversiteleri bütün dünyada olduğu gibi iki-üç kategoridedir. Üçüncü kategoriye girenler de hiç kimse okumasa bir şey kaybetmezler, hatta memleket kazanır. Sözde kurulmaları tamamen politikacıların yerel halka bir gösterişidir.

Şu var ki gençlerimizi kandırmaya hakkımız yoktur. Bizim bir hatamız oldu. Türkiye’nin önem vermesi gereken Fransız grand ekolleri gibi bağımsız bilim ve sanat eğitim kurumlarını ayakta tutması gerekirdi. Yani eski Mekteb-i Mülkiye, Ankara Devlet Konservatuvarı (İstanbul ve İzmir ilave edilebilir), Güzel Sanatlar Akademisi gibi... Bunu beceremediler. Daha doğrusu içindeki profesörler dahil, bu kurumların bağımsızlığını herkes üniversitenin içinde eritmeyi marifet saydı.

CHP de yaşanan tahribattan sorumlu

Türkiye liseleri ve imam hatip gibi okulların seçkin ve az sayıda olması gerekir. Sanayi mekteplerine (endüstri liselerine) yatırım yapmaya üşenen politikacı tipi bunların sayısını alabildiğine artırıyor. Çocuklarına lisan öğretemeyen imam hatip okullarından din bilgini ve görevlisi çıkmaz; lisede iyi yetişmeyen öğrenciden de aksak bir üniversite gençliği ortaya çıkar.

Maalesef Milli Eğitim Bakanlığı, Tanzimat devrinde başlayan ve 1940’ların sonuna kadar devam eden parlak eğitim düzenini ve okullaşmayı muhafaza edememiş bir kurumdur. Eğitimin ciddiyetini kavramaktan aciz, sağda solda mastır yapmış uzmanların geçici ve başarısız proje uygulamalarıyla Türkiye gençliği bir çıkmaza girdi. Bunu düzeltecek kadroların ciddi, insan zekasına değer veren ve yetenekli insanlara az sayıda da olsa çok iyi eğitim vermeye yönelik uygulamalar yapmaları gerekir.

Bu yavan siyasi parti kadrolarıyla bunun gerçekleştirileceğine inanamayız. Son 60 yılda Türk milli eğitiminin harap olmasından orta sağ partiler kadar CHP de sorumludur. Bunu tartışmaktan da kimse kaçınmasın.

Ara Güler’in ellerine sağlık
Ara Güler usta, Cumhurbaşkanı’nın resmini çekti diye solcu bir gazeteden başlayan protesto bazı münasebetsizleri de sardı. Ara Güler’in fotoğrafçılığı olmasa yakın Türkiye’nin tabiatını, tarihini, insan manzaralarını bilemezdik. Fotoğrafçı ve ressam her şeyi fırçasına ve kamerasına alır. Ülkenin üstat bir fotoğrafçısının cumhurbaşkanından başlayarak politikacıları, parti başkanlarını, ordu komutanlarını fotoğraflaması kadar doğal ve gerekli bir çalışma olamaz. Ellerine sağlık, Allah uzun ömür versin.

15 yıl geçti

Bu ay Milliyet gazetesindeki yazı hayatımın 15’inci yılını tamamladım. Kendimi çok mutlu hissediyorum, sabırla okuyanlara ve çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Herkese mutlu bir 2016 diliyorum. Herkesin yeni yılını kutlarım.