Çocuğuyla Beraber Uyuyanlar

29 Aralık 2011

Tam bir mesele oldu benim için.

Bir türlü kabullenemiyorum çünkü. Neredeyse tanıştığım her yeni anneye sorduğum ikinci soru, ‘Çocuğunuz nasıl uyuyor?’ oluyor. Aslında merak ettiğim uykuya nasıl geçtiği değil, anne babasıyla birlikte uyuyor mu uyumuyor mu derdindeyim. ¨Bir ben değilmişim¨ diye hissetmek istiyorum. Biliyorum, tek ben değilim. Aslında tahmin ettiğimden de fazla sayıda aile bu durumda. Bazıları ilk günden itibaren gönüllü olarak, bazıları da benim gibi sonradan zorunluluk(!) şeklinde çocuklarıyla aynı yatağı paylaşıyorlar.

İyi mi kötü mü doğru mu yanlış mı, hiç girmeyeceğim bu konuya. Artık biliyorum ki uyku annenin ihtiyacına, yaşam şekline, ailenin yapısına göre değişiyor. Çocuğun mizacı da küçük bir etken bence. Esas iş annede bitiyor. Bazı anneler son derece kararlı bir yol izleyip çocuğunu daha kolay düzene sokuyor. Benim gibiler ise hem çocuğunu hem de kendini üzmeden kısa yolu tercih ediyor, ediyoruz. Günü kurtarmaya bakıyoruz biz.

Eğer ki gece yarısı kalkıp yanıma geldiğinde birlikte uyursam biliyorum ki deliksiz bir uyku olacak. Yok ben inat edip yatağına geri gönderirsem sabaha kadar 2 saatte bir uyanacağım. Belki 2-3 hafta uykumdan fedakarlık edip Koray'ı yatağına göndersem gece uyanmaya rağmen iş çözülecek. Ancak ben uyumak istiyorum ve inanıyorum ki bir gün, bir gün kendi yatağında deliksiz uyuyacak.

Geçenlerde aklıma takılan bir deneme yaptım. Koray ne zaman bizim yatağa gelse deliksiz uyuyor diyorum ya, acaba ben yanına yatmasam ne yapacak diye merak ettim. Onu, bizim yatakta uyuttum 19 gibi. Sabah 7'ye kadar uyanmadı. Ben de onun yatağına gidip yattım üstelik. Anne-baba kokusunu içine çeke çeke uyumayı seviyor sanırım. Kendini güvende hissediyor. Acaba diyorum yatakları mı değiştirsek?

Nedir bu anne yatağının çekiciliği?

Irem Erdilek

Slingomom.com

Yazının devamı...

Çocuktan sonra ilişkiler

21 Aralık 2011

Bana soracak olursanız ‘evlilik’ en başından itibaren zor bir kavram. Birini seversin, ona bağlanırsın ve hayatının geri kalanında onunla olmak istediğine karar verip toplumun da onayını almak için imza atarak ‘evli olma’ mertebesine yükselirsin. Çok ulvi bir durum ya… aslında derdim hukiki birliktelik de değil, benim derdim bir başkasıyla hayatı paylaşmanın zorluğu. Basit bir şey değil ki bu. Hayatını, evini, yatağını paylaşıyorsun. O ilk günkü heyecanlar geride kalacaktır elbet ama ilişkiyi sıcak tutmalı sağlıklı ve mutlu şekilde devam etmesi için. Küçük kaçamaklar, başbaşa yemekler, karı-koca olarak yapılan aktiviteler veya aylak aylak evde oturup tatilin keyfini çıkarmak bile iyi gelir insana…

Peki ya çocuktan sonra?

Çok ince bir çizgi varmış meğer evliliğin huzurlu ve mutlu şekilde devam etmesi için.

İlk bir yıl içinde dengeler değişiyor aslında. Bebekli ilk günlerin heyecanı, mutluluğu yerini kısa sürede uykusuz gecelere, çocuk bakımı hakkındaki sert ve bir o kadar da anlamsız tartışmalara bırakıyor. Bir de üstüne nasıl yapıldığını bile unuttuğunuz seks yüzünden işler sarpa sarabiliyor. Zaman zaman erkeğin varlığı kadın için ‘gereksiz’ bile olabiliyor. Hele ki her şeye karışıyorsa baba, yeni anne için sinir bozucu ve ortadan kaybolması gereken kişi haline gelebiliyor. Az ya da çok benim anladığım herkes geçiyor bu dönemlerden. Önemli olan mümkün olduğunca kısa sürmesi. Yeni hayatı kabullenip yola devam etmekten başka çare yok. Ben biraz da evlilik için test olarak görüyorum. Evliliğin huzuru çiftlerin birbirlerine eski özeni göstermesine bağlı sanki. Çocuklu hayat anne için olduğu kadar baba için de yorucu aslında. Belki fiziksel olarak değil ama yüklendikleri sorumluluk yeteri kadar ezici olabiliyor.

Öyle anlar oluyor ki çocuktan başka hiçbir şeyi görmez oluyor insanın gözü bazen. Anne olmak insanın bedenini değil sadece ruhunu da değiştiriyor. Büyük bir aşkla bağladığınız kocanızı bazen unutuyorsunuz. Siz uzaklaşıyorsunuz, o uzaklaşıyor; o uzaklaşıyor, siz uzaklaşıyorsunuz. ‘Karı-koca’ yerini ‘anne-baba’ya bırakıyor. Oysa böyle olmamalı. Birbirimize zaman ayırmalı, birbirimizi anlamalıyız. Kolay mı? Hiç değil. Bir kadın olarak itiraf ediyorum, ben de çoğunlukla karşıdan bekliyorum o anlayışı. Her evlilikte iniş-çıkışlar oluyor. Çocuktan sonra o iniş bitmezse fena işte. Annelik farklı, hormonlar farklı, öncelikler farklı. Erkek, kendi hayatına daha önce dönebiliyorken biz hiçbir zaman dönemeyebiliriz.

Çevremde birçok baba tanıyorum ikinci çocuğu istemeyen. Bunun sebebini de ¨ben karımı istiyorum¨ diye anlatıyorlar. Bundan daha iyi bir ifade olabilir mi?

Ben de açıkça söylemek istiyorum ki hiçbir zaman sadece ‘anne olmak’ istemedim. Hayatımın çocuktan ibaret geçmesini de istemiyorum. İlişkiyi canlı tutmak için az da uğraşmıyoruz karı-koca. Ne yapıyoruz?

* Mümkün olduğunca birbirimize nefes aldırıyoruz. Haftanın belli günleri ayrı ayrı programlar yapıyoruz.

Yazının devamı...

Erkek Beyni

6 Aralık 2011

Yediklerinden midir, hormonlarından dolayı mıdır nedir dünyaya bakışları öyle farklı ki…

Geçenlerde iki çocuğu olan bir baba ile sohbet ediyordum. Aralarında 5 yaş olan çocuklarına nasıl baktığından, onları nasıl sevdiğinden bahsediyordu. Meğer üç çocuk istiyormuş, oysa eşine kalsa tekte kalırlarmış. Ağzından bir de bunlar çıktı:

Karım aslında hiç çocuk istemiyormuş. Devamlı şikayet ediyor. Tamam, bebeklikleri falan zordu ama artık biri 6 yaşında diğeri 1.5 yaşında. Pek bir zorlukları kalmadı. Oğlanla arkadaş gibiyiz, kız beni görünce annesini bile istemiyor. Karım yoruluyor belki biraz ama ben de çok bakıyorum çocuklarıma. Bu kadar sorun edecek ne var ki? Akşam gidiyorum hiç problemli çocuklar değiller.

'Ah be adam sen hangi kafadasın?' demek geldi içimden. Haftanın altı günü, sabah dokuz – akşam yedi çalışan bir babadan bahsediyorum. Anne evde çocuklarla, yardımcı yok. ¨Çocuklarıma bakıyorum¨ dediği, günde belki iki saat ve haftasonu bir gün. Akşamları eve gittiğinde kapı açılır açılmaz çocuklar boynuna sarılıyor, mutlu mutlu oynuyorlar. Adam anlayamıyor karısı neden şikayetçi. Zannediyor ki çocuklar gün boyu böyle.

Sevgili Babalar,

Karınızın her şeyden ve de özellikle çocuklardan şikayet etmek gibi bir hobisi yok. Çocuk sevmiyor gibi bir durum olduğunu da zannetmiyorum. Bir çocuğu yedirip içirip uyutmak oyalamak kolay mı zannediyorsunuz? İnsanın enerjisi yetmiyor bir zaman sonra. İki saat değil ama altı-yedi saatten bahsediyorum ve hatta 7×24 bir mesaiden bahsediyorum. O yüzden akşamları eve geldiğinizde kucağınıza atlayan melek(!) çocuklarınızın yaptığı küçük bir haşarılık size komik gelebilirken anne avaz avaz bağırabiliyor. Durum budur aslında. Gerçekleri bir de bu şekilde değerlendirin.

Neyse diyeceğim o dur ki bir hafta bıraksak çocukları şu babalara.

Irem Erdilek

Yazının devamı...

Bizden öğreniyorlar

29 Kasım 2011

Çocuk büyüdükçe iş yükü azalıyor belki ama ona karşı olan sorumluluklarımız daha bir artıyor sanki. Onu beslemek, temizlemek, oyunlarına dahil olmak yetmiyor. En iyi şekişde yetiştirmemiz, hayata hazırlmamız da gerekiyor. Üstelik bunu okula başlamadan çok önce yapmamız gerekiyor. Kısacası ilk öğretmenleri biz anne babalar oluyoruz ve çocuklarımıza iyiliği de kötülüğü de sevgiyi de şiddeti de biz öğretiyoruz.

Ben kendimi eğlenceli ve mutlu bir anne olarak görsem de ayarımı bilemediğim anlarım oluyor sık sık. Sonra bir bakıyorum Koray da aynı şekilde davranıyor. Bağırmayı benden öğrendi, eminim. Artık istemediği bir durum karşısında son derece sinir bozucu bir ses tonuyla çığlık atıyor. Bir, iki, üç derken ben de sakin kalamıyorum ve karşımdakinin 3 yaşında olduğunu unutup ¨bağırma artık¨ diye bağırıyorum. Belki dönüp gitsem sabredip vazgeçecek bu huyundan. Hemen değil belki ama bir gün vazgeçecek. Yapamıyorum. Her seferinde kendi kendime söz veriyorum oysa.

Yine böyle bir bağırma seansında ben, kendimi tutamayıp ¨çarpacağım şimdi¨ dedim. İtiraf ediyorum, dedim. Ağzımdan çıktığı anda pişman oldum üstelik ama geri alma şansım yok. Bizim akıllı da anında kaptı. Gözlerinin büyüdüğünü ve o kelimeyi kayda aldığını yemin ediyorum gördüm. Birkaç saat sonra oyuncaklarıyla oynarken -sevmediği bir oyuncağa muhtemelen, dedi ki:

- Doğru dur, çarpıcam şimdi!

‘Başından aşağı kaynar sular inmek’ sözünün gerçekten ne anlama geldiğini öğrendim sonunda. Ne diyeceğimi de bilemedim. Sonra kızdığı bir anda bana da aynı tehdidi savurdu. Hata bende, nasıl kızabilirim ki? Ama bir şeyler yapmalıydım. Sakince yanına gittim.

- Koray’cığım, o kelimeyi kullanmasak hiç. Benim bir kere ağzımdan kaçtı. Benim hatam, hiç güzel bir şey söylemedim ben.

- Kızmadın mı, anne?

- O kelimeyi söylediğin için kızmadım ama çok üzüldüm.

Yazının devamı...

Uyku için

23 Kasım 2011

Artık kabullenmek üzereyim, benim çocuğumun uyku ile sorunları var ve bu, bir günde düzelecek bir şey değil. Gece deliksiz uyusa, sabah erken kalkıyor. Akşam yatmak bilmeyen ben, sabah da kalkmak bilmiyor olmak isterdim ama çocuk gözümün yaşına bakmıyor. Sıkıysa kalkma!

Çevremdeki yeni doğum yapmış annelere baktım. Kucaklarındakileri emzirmek için çaba sarfediyorlar, bir yandan da gülümsemeye çalışıyorlar ama ben anlıyorum, kanları çekiliyor uykusuzluktan. Sorsam ‘uykuların nasıl?’ diye iki damla gözyaşı iner yanaklarına.

Bilirim. Gece boyu iki saatte bir emzirmenin insan beynine verdiği zararı bilirim. Delirecek gibi oluyor insan. Algı zayıflıyor. Bir süre sonra, özellikle de gece emzirmeleri kesilince uyumaya başlıyor anne ama çocuğun da insaflı ve deliksiz uyuyor olması lazım. Uyumuyor mu? Hayret!!!

Bebek gibi uyumak…

Bunu kim uydurduysa kendisiyle görüşmek istiyorum. Hani reklamlarda veya fotoğrafçıların çektiği uyuyan yeni doğan bebek resimleri var ya, kardeşim hangi bebek o? Bizimki ‘çıt’ dedin mi uyanıyordu. Bu tip fotoğraflara her bakışımda aklıma gelen tek şey bu oluyor.

Çocuk biraz daha büyüdüğünda gece uyusa bile sabahın köründe kalkan cinsten olabiliyor. Başucundaki saatte 7.00'ı göremeyen anneden bahsediyorum. Çocuğun en geç 6.30, ortalamada ise 6.00'da uyandığı durum. Gelecek olan soruları da bertaraf ediyorum: ‘Akşam kaçta yatarsa yatsın sabah kalkışları değişmiyor!’ Aslına bakarsanız çocuğun suçu da olmayabilir. Anne olacak kadın ‘ay bana zaman kalmıyor’ diyerek gece yarılarında kadar tv, bilgisayar, twitter, kitap başından kalkmazsa sabahın köründe acı çekmesi içten bile değil.

Bazı sabahlar Koray’a ne yapsam da ikna etsem, birazcık daha uyusa diye düşündüğüm oluyor. Sonra bu karikatürü bulmuştum:

Uyuyacağını bilsem yemin ediyorum veririm ben de

Yazının devamı...

Çocuklu Hayatı Kolaylaştırmak için

18 Kasım 2011

Kabullenin.

Hepimiz yaşıyoruz o sıkıntılı zamanları. İlk birkaç ay, belki de bir sene boğulacak gibi oluyor insan. Çalışma hayatına dönün veya dönmeyin fark etmiyor üstelik. Her iki durumda da dertler bitmiyor, sadece farklılaşıyor. Ancak ortak olan tek bir şey varsa o da ‘kendime ait zamanım kalmadı’ problemidir. Çünkü artık hiçbir zaman gerçek anlamda yalnız olmayacaksınız. Evli olun veya olmayın, çocuğunuz varsa artık asla yalnız değilsiniz. Bu kötü bir durum mu?

Bence hayır.

Oğlum 3 yaşına geldiği için rahatlık ve mutlulukla ‘hayır, yalnız değilim’ diyebiliyorum. Çünkü kabullendim olayı. Hayat asla eskisi gibi olmayacak.

Ve bu hayatı kolaylaştırmak için birkaç da önerim olacak;

Rahatlayın. Evin düzeni, temizliği, yemek saatleri önemlidir ama o kadar da değil. Her şeyin aynı anda mükemmel olmasını beklemeyin. Çocuklu evlerde temizlik yapıldığı günün akşamı genellikle şu cümle duyulur ‘sanki saatlerce temizlenen ev bu değil’. O aslında ama tek bir çocuğun bile ormandaki on kaplan gücünde on dakikada ev dağıtma potansiyeli vardır.

Beklentilerinizi azaltın. Yaşam standartlarınız düşecek anlamında yazmıyorum. Eskiden yaptığınız planlar, kurduğunuz hayaller için pek uygun bir ortam yok da onun için.

Genelde dışarıda vakit daha kolay geçer, eve kapanmayın. ilk 3 sene sling ve puset kurtarıcı oluyor. Siz hangisiyle rahat edeceğinizi düşünüyorsanız, çocuğunuzun da o araçta kalmasını sağlamalısınız. Puset özellikle önemli. Oturmak istemeyen bir çocuk anne babasına günü zehir edebilir. O yüzden siz ilk günden itibaren onu pusetinde gezdirmeye alıştırın.

Yazının devamı...

Büyüme Ağrısı

16 Kasım 2011

Büyüyorlar, üstüne üstlük zaman zaman ağrı çeke çeke.

Geçen gün yorucu fakat çok eğlenceli bir günden sonra kolayca uyuyan Koray neredeyse bir saat bile geçmeden ağlayarak uyandı. Söylene söylene gittim yanına ama sakinleştiremedim. Bacağını gösterip durdu. ‘Ağrıyor, acıyor’ diye kendini yerden yere attı. Bir yere çarptı diye düşündüm, biraz ovdum rahatlayınca tekrar yatırdım. Yarım saat sonra daha çok ağlayarak uyandı. Sol bacağında belli bir bölgeyi gösteriyor ve ‘çok ağrıyor’ diyordu. Açıkçası panik olmadım, aklımdan kötü kötü düşünceler geçmedi desem yalan söylemiş olurum ama soğuk kanlılığımı kaybetmeden diğer bacağına bakarak ağrıyan bacağı kontrol ettim. Ezik, çizik, şişlik, renk değişimi yok ama anladığım kadarıyla Koray’ı çok rahatsız eden müthiş bir ağrı var. Aklıma büyüme ağrısı fikri geldi. Çocukluğumu hatırladım. İlkokulda falan gece yarısı ağrılarla uyanırdım. Sızısını hissettim bir an bacaklarımda. Yapılacak şey belli, yumuşak yumuşak masaj yapmak. Rahatladı, kucağımda uyuyakaldı.

Öyle çok ağladı ki bir ara, benim gözlerim doldu. Ne yapacağımı şaşırdım. Neyse ki masaj işe yaradı. Sonra aldım bizim yatağa. Sabaha kadar arada sırada uyanıp bacaklarına masaj yaptım ki o ağlamadan devam etsin uykusuna.

Kidshealth.org ve doktorsitesi.com adlı adreslerden aldığım bilgiye göre:

3-5 yaş ve 8-12 yaş arası çocuklarda ortaya çıkan bir ağrı çeşidi. Genellikle bacaklarda diz çevresi, uyluk, baldır ve kollarda oluyorç Akşam üstü ve geceleri uykudan uyandıran cinsten rahatsız edici bu ağrıların asıl nedeni bilinmiyormuş. Kemikten ziyade kasta ağrı oluyormuş. Büyük oranda günlük fiziksel aktivitede artış olduğu zamanlarda görülüyor.

Çocukların %25 – %40'ından görülen bu büyüme ağrıları kız ve erkek çocuklarında aynı düzeyde seyrediyormuş. Özellikle bacakların ön kısımlarında ve kramp şeklinde hissediliyor. Bu ağrı nöbetleri on ila otuz dakika arasında değişebiliyor. Bazen günlerce yaşanmazken, bazen de her gün hissedilebilirmiş.

TEDAVİSİ

Ağrıyan bölgeye;

Yazının devamı...

Yeni Annenin Tek İstediği Uykudur!

9 Kasım 2011

Öyledir.

Hayalini kurduğumuz tek şey deliksiz uykudur.

Emzirmek, meme ucunun acısı, bebeğin kolik olması, gazlı olması hiç önemli değildir. Uykusuzsan hayat zindandır sana. İstersen sorunsuz bir hamilelik ve doğum geçir, bebeğin gazsız ve koliksiz olsun, memelerin süt dolsun, acımadan emzir… eğer uykusuzsan bunların değeri yoktur. Umrunda bile olmaz çünkü algın zayıftır hatta kafan çalışmaz. En olmadık şeylere tepki gösterirsin. Gün gelir herkes düşmandır sana, herkes seni sinir eder. İçten içe bilirsin ama beyninden diline giden yolda bir şeyler olur, saçmalarsın konuşurken çünkü uykun vardır. Göz kapakların ağırlık taşıyormuşçasına sana işkence yapar. Göz altların mor, saçların birbirine karışmış, cildin kurumuş… aynaya bakmak bile içinden gelmiyor. Sen, sen değilsin çünkü!

Geçenlerde bir yarışma programına denk geldim. Şaka programıydı daha doğrusu. Kocası, karısına kamera şakası yapıyor. Benim için en komiği yeni doğum yapmış bu kadının uykusuzluktan dolayı içinde bulunduğu ruh haliydi. Onu öyle iyi anladım ki. Kadın mutsuz, uykusuz, huzursuz. Kocası dışarı çıkarmış ama o ‘uykum var’ diye ağlamaklı. Kocasına ‘biraz da sen bak, sen uykusuz kal’ diyor. Güldüm, çok güldüm. Hepimiz aynı dönemden geçtik. Biri bana gülseydi çok fena girişirdim o ayrı elbette. Anladım ki yeni annenin gerçekten de tek derdi uykusuzluk.

Anne olmak demek uykuya veda etmek demektir.

Anne olmak en son ne zaman deliksiz uyuduğunu unutmak demektir.

Anne olmak demek ne olursa olsun ayakta kalmaya çalışmak, demektir.

Anne olmak demek dünyanın yerinden oynaması demektir.

Yazının devamı...