Erkek annelerine birkaç söz

2 Kasım 2011

Erkek çocuğu olan bir anne olarak zaman zaman sıkıntılar yaşamıyor değilim. Kendi cinsimden olmayan birine tamamen yardımcı olamayacakmışım, onu anlayamayacakmışım gibi geliyor çoğu zaman. Ben de mümkün olan her şartta okuyorum. Şimdi elimde mini mini sevimli, içi sıcacık sözlerle dolu bir kitap var:MOTHER to SONMelissa Harrison & Harry H.Harrison, Jr tarafından kaleme alınmış bu başucu kitabından derlediklerimi paylaşmak istiyorum. Hem şu, oğullarının ”toddler” denen, deli dönemlerinden biriyle uğraşan biz anneler için çıkış yolu olur.Oğlunuzla olan ilişkinizde mükemmelliğe yaklaşmak için…1. Onun sağlığı ve mutluluğu için her gün dua edin.2. Babasına saygı gösterin3. Huzur dolu bir ev için elinizden ne geliyorsa yapın.4. Onu her gün sevgi, ahlak, toplumsal değerler ve dürüstlük ile besleyin.5. Güçlü bir kadın olun.İlk zamanlar için…Bu dünyada hiç kimse sizi, oğlunuz kadar çok sevmeyecek.Unutmayın, bebekken her zaman gözlerinizin içine bakacak. Ve ömür boyu hep böyle olacak.Elinize geçen bebek tavsiyeleriyle dolu her türlü kitaı okuyun fakat içgüdülerinize güvenin.Bilin ki sizin göreviniz onu beslemek, sevmek ve ona doğru yolu göstermektir.Onunla ne kadar çok konuşursanız, o da o kadar çabuk konuşmaya başlayacaktır.Onu kucaklamak için ağlamasını beklerseniz, ona ağlamayı öğretirsiniz.İlk beş yıl öğle uykusunu ihtiyacı olacak, tabii sizin de.Kızlar ve erkeklerin farklı olduğunu kabul edin.Bazen saatlerce sadece gözlerini, ellerini, hareketlerini seyretmek isteyeceksiniz. Bu çok normal.Hatırlayın, sizin daima çevresinde olmanızı, sesinizi duymayı ve kendisini takip ediyor olmanızı isteyecektir.Aklınızda bulunsun, emeklemeye başladığı an özgürlüğün tadına varacaktır.Bebekken attığı gülücükleri asla ama asla unutamayacaksınız.İlk yıllar için…İdolleri her zaman kendinden beş yaş büyük erkek çocukları olacaktır.Sevginiz, kurallarınız ve disiplinde tutarlı olun.Kuralları eğlenceli hale getirmeye çalışın.Gözyaşları kalbinizi sızlatacaktır.Daima hatırlayın, erkek çocukları her an her şeyle herkesle yarışmaya hazırdırlar.Eve sığmakta zorlanır ve devamlı dışarı çıkmak ister. En iyisi çıkarın.Onunla alay ederseniz, utangaç olmayı öğrenecektir.Kuralları ne kadar çabuk öğrenirse, hem onun hem de sizin hayatınız kolaylaşır.Boya kalemleri ile tanıştırın ancak gözünüzü asla ondan ayırmayın. Duvarlarınızı dekore etmesi çok uzun sürmez çünkü.3 yaş civarı kendini sizin ‘koruyucunuz’ olarak ilan edecektir. Ve bu asla geçmeyecektir.Ergenlik döneminde sizi dinlemesini istiyorsanız, şimdiden öğrenmesini sağlayın.Şu kelimeleri hatırlayın: ‘Bu sadece bir dönem’Küçük bir erkek çocuk için mutluluk koca bir kaşık Nutella demektir.Vücudunda fark ettiği şeylerle(!) sık sık büyülenecek.Fermuarını sık sık kontrol etmesini öğretin.Bir bisiklet isteyecek. O bisikletten düşecek ve merak etmeyin yaşayacak!Çantanız onun için daima gizemli bir şey olacaktır.Ona kıyafetlerini nasıl katlayacağını öğretin ama mucize beklemeyin.Taşların üzerinden nasıl atlanacağını size öğretmesine izin verin.Onun henüz küçük bir erkek çocuk olduğunu babasının unutmasına izin vermeyin.Her zaman yara berelerini göstermek isteyecektir. Korkmuş gibi yapın, yoğun ilgi gösterin.Ev işlerinde size yardım etmesini sağlayın.Erkek çocuk olmasını sağlayın. Beş yaşındayken ”küçük bir beyefendi” olmasını beklemeyin.Mümkünse patlama sesi nasıl çıkarılır öğrenin. Oğlunuz sizin çok eğlenceli olduğunuz düşünecektir.Kitabı okurken ve beni oldukça etkileyen sözlerin bir kısmını buraya yazarken tekrar tekrar düşündüm oğlumu. Hareketlerini, gülüşünü, nasıl kızdığını, kahkahasını… bazen fazla yüklendiğimi, sabırsızlığım yüzünden çabuk sinirlendiğimi fark ediyorum. Oysa o daha 3 yaşında. Öğreneceği öyle çok şey var ki. Ben, bu dünyada en çok güvendiği insan olarak onun ışığı olacağım.Irem ErdilekSlingomom.comTwitter.com/slingomom

Erkek çocuğu olan bir anne olarak zaman zaman sıkıntılar yaşamıyor değilim. Kendi cinsimden olmayan birine tamamen yardımcı olamayacakmışım, onu anlayamayacakmışım gibi geliyor çoğu zaman. Ben de mümkün olan her şartta okuyorum. Şimdi elimde mini mini sevimli, içi sıcacık sözlerle dolu bir kitap var:

MOTHER to SON

Melissa Harrison & Harry H.Harrison, Jr tarafından kaleme alınmış bu başucu kitabından derlediklerimi paylaşmak istiyorum. Hem şu, oğullarının ”toddler” denen, deli dönemlerinden biriyle uğraşan biz anneler için çıkış yolu olur.

Oğlunuzla olan ilişkinizde mükemmelliğe yaklaşmak için…

1. Onun sağlığı ve mutluluğu için her gün dua edin.

2. Babasına saygı gösterin

3. Huzur dolu bir ev için elinizden ne geliyorsa yapın.

Yazının devamı...

Üç Senenin Sonunda

28 Ekim 2011

Bundan tam 6 ay önce şöyle bir yazı yazmışım: SORUYORUM SORUYORUM!

2 yaş sendromunun tepe noktasında, kendini kafese kapatılmış, tüm dünyadaki tek sorunlu anne benmişim gibi hissettiğim bir gündü. Koray gece yarısı kalkıyor, yemek saatleri kavgaya dönüşüyordu. Ben de iyice tahammül edilmesi zor bir kadın haline gelmiştim. Her an her şeyden şikayetçiydim. Şimdi aradan geçen altı aydan sonra, 3 yaş erkek çocuğu annesi olarak kendi sorularıma cevap veriyorum:

Uyku problemleri ne zaman bitecek? 3 yaşına kadar hala bir takım sıkıntılar yaşanıyorsa, biraz daha zamana ihtiyaç var demektir. Bizim tek derdimiz gece yarısı uyanıp yanına birini istemesi. Yoksa akşam yatması da sabah kalkması da sorun değil. Koray ile birlikte 8'de yatsam, sabah 7'ye kadar 11 saat deliksiz uyuruz. Bizim durum bu. Uyku arkadaşı falan da işe yaramıyor. Ağlatsan nereye kadar. Ağlamıyor zaten. Yatağa bağlayacak halim de yok. Hala azimliyim bir kaç hümanist yöntem deniyorum ama biliyorum ki meme, emzik, bez bırakma gibi bunun da zamanını Koray belirleyecek.

Yemek saatleri ne zaman sorun olmaktan çıkacak? Çıktı gibi inanır mısınız. Okula başlamasının etkisi olduğunu düşünüyorum. Hala bir oyuncak istiyor, oyalanmak istiyor, masadan bir an önce kalkmak istiyor ama eskisi gibi dert olmuyor. Çünkü yemeklerini kendi yiyor çoğunlukla. Açlığa dayanamaz hale geldi. Zaten yemeği reddediyorsa artık hiç ısrar etmiyorum çünkü biliyorum ki bir sonraki öğün arayı kapatacak kadar yiyor. Kabusum olmaktan çıktı öğünler.

Anne bağımlılığı ne zaman sona erecek? Bitti bile. Evde baba, anneanne, dede veya benden başka kimse yoksa tepemde ama artık bensiz uzun saatler geçirebiliyor. Dün evdeki yardımcıyla bırakıp dışarı çıktım. 3 saat yoktum ortalarda. Kapıda neşe ile karşıladı ama o kadar. Sonra oyununa devam etti. Sevinsem mi üzülsem mi, bilemiyorum. Bana olan muhtaçlığı meğer kalbimi ısıtıyormuş. Neyse, büyüyor işte, okula da gidiyor.

Kendine kendine oyun oynamayı öğrenecek mi? Öğrenecek öğrenecek. Her ne kadar birisiyle oynamayı doğal olarak tercih ediyor olsa da bir bakıyorsunuz dalmış gitmiş oyuncaklarına.

İkinci çocuk isteyebilecek miyim? İstiyorum. Hazırım. Hemen değil ama birazcık daha. İkinci çocuk söz konusuysa eğer benim anladığım arayı çok açmadan yapmalı.

Yazının devamı...

Ne İstediğini Bilmeyen Anne

18 Ekim 2011

Oğlum 3 yaşında neredeyse. Günlerimiz sakin ve keyifli geçiyor. Küçük bir arkadaşım varmış gibi hissediyorum artık iyiden iyiye. Sohbet ediyoruz, şakalaşıyoruz. Espri bile yapıyor. Beraber kahve içmeye gidiyoruz, o portakal suyunu alıyor eline ben de kahvemi takılıyoruz yarım saat. Bebek değil artık, belli ediyor kendini. Neyi sevip neyi sevmediğinin farkında, biz de farkındayız ve ona göre davranıyoruz. Aşamadığım tek problem kesintisiz gece uykuları, onu da yine boşverdim. Gece yarısı kalkıp yanımıza gelmesine ses etmiyorum artık. Hayat kolaylaştı anlayacağınız. Ben rahatladım. Gün içinde kendime ayırabildiğim bir dolu zaman var çünkü. Bunun en büyük sebebi ise evdeki yardımcımızın her şeye yardımcı olduğu gibi en çok Koray ile olan harika ilişkisi.

Gün geçtikçe daha çok birlikte vakit geçiriyorlar. Önceleri sadece parka gönderiyordum benim gidemediğim veya itiraf etmek gerekirse gitmek istemediğim zamanlarda. Sonra evde de oyunlar oynamaya başladılar. Bazen, bir bakıyorum Koray yemeği bile onun elinden yemek istiyor ki bunu memnuniyetle karşılıyorum, yemek yedirme konusunda sabırsız ve beceriksiz bir anne olarak. Geçen hafta iki üç saatliğine dışarı çıkmak zorunda kaldığımda ilk defa bu kadar süre birlikte yalnız bırakacaktım. Endişelendim, aklım kaldı ve işim biter bitmez de koşa koşa eve gittim. Koray bir güzel uyumuş ve de yemek yemişti. ¨Anne sen geldin mi?¨sorusuyla karşıladı beni ama suratında en ufak bir endişe, sıkıntı, merak ifadesi yoktu. Sevindim, çok hem de. Artık bacaklarıma yapışmıyordu ve daha derin nefes alabiliyordum bu yüzden. Yine de omuzlarım düştü, bi'an sadece ama ufacık bir an, sonra aklımı başıma topladım.

Geçen sabah evde yaşadığımız ufak bir kriz sonrasında da ağlayarak yardımcımızın adını sayıkladı. Ben, yaş 30, hafiften bir kıskanma ve otorite havasını hissettirmek için ¨anne benim,ben ne dersem o olur!¨ gibi saçma salak bir cümle kurdum. Kime neyi kanıtlıyordum ki?!?! Dün öğlen yine evde olamayacaktım. Tam da yemek yemesi ve uyuması gereken saat. Koray'a dedim ki ¨benim biraz işim var, sen evde kalır mısın?¨ dedim. Bekliyorum ki itiraz gelsin. Bir bana baktı, bir de yardımcımıza. Önce ¨ben de geleceğim¨ dedi, sonra da vazgeçti. ¨Güle güle anneeeee¨ diye bağırarak kapıyı kapadı. Ben bir bozul orada. Bildiğiniz mosmor oldum. Gitmesem mi acaba, diye geçirdim içimden. Aklım kaldığından değil, sırf kıskandığımdan. Oğlumun benim dışımda bir başka kadına böyle ilgi, sevgi göstermesi fikrinden nefret ettim.

Öyle alışmışım ki bana olan muhtaçlığına ve bağımlılığına, bir anda başka birinin kollarında avunduğunu görmek bana fena koydu. Şimdi ben ona ne zaman kızsam, söylensem yardımcımızın adını haykırıyor. Ve bu her haykırış hiç bartmıyorum benim kalbimi dağlıyor. Normal miyim? Ben tüm bunları 3 yaşındaki oğlumla yaşarken ileride 'kendine hakim olamayan kaynana' haline dönüşmekten korktuğumu itiraf etmeliyim.

Rahatlamak istiyorum, kendimle kalmak istiyorum, Koray benden başkasıyla birkaç saat vakit geçirebilsin istiyorum, diye ağlanırken şimdi kaldım mı tam bi'başıma. Buyrun bakalım!

İmza: Ne istediğini bilmeyen psikopat anne

Irem Erdilek

Yazının devamı...

Anlayamadığım Anne Davranışları

13 Ekim 2011

Geçen gün günü uzun bir süre çoluk çocuk gidilebilen bir kafede tek başımaydım. Önümde bilgisayarım güya iş yapacağım ama gelen geçene bakmaktan, diğer anneleri seyretmekten iki satır yazamadığımı fark ettim. Çünkü öyle durumlara şahit oldum ki 'Ne olacak sonunda?' diye merak ettim. Ve anladım ki kadınlar, annelikleri söz konusu olduğunda inanılmaz bir yarışa giriyorlar. Konu ne olursa olsun 'ben daha iyiyim' gösterisi başlıyor. Herkes değil elbette ama çoğumuz. Ben de yapıyorumdur belki zaman zaman, kim bilir. Ancak kendimle ilgili emin olduğum bir şey varsa o da başkasının çocuğuna asla karışmayacağımdır. Ağzımı açmam, hele tanımadıklarım hakkında.

Ben böyle düşünürken bir liste yapmaya başladım kafamda. Anlayamadığım anne davranışları diye:

    Büyük çocukların arasında giren küçük çocuğunu istemeyen gruba gidip azar çekmekTanımadığı çocukların oyununa çocuğunu dahil etmeye çalışmakTanımadığı kız çocukları hakkında annelerine gidip 'sizinkiler de cadıymış valla' demekTanımadığı bir kadına gidip oğlunun neden ...bilmem ne oyuncağı ile oynadığını sormakBaşka çocukların elinden oyuncak alıp kendi çocuğuna vermekTV karşısında yemek yediren anneleri alenen eleştirmekBeş dakika önce tanıştığın birinin çocuğu hakkında varsayımlarda bulunmakKüçücük çocukların oyuncak için tepişmesine izin vermeyip diğer çocuğa ve annesine söylenmek

Sanırım bunlar görmekten en çok rahatsız olduklarım. Bir başkasının çocuğuna kızmak, söylenmek kadar itici ve gereksiz bir davranış yok, diye düşünüyorum. Bu arada bahsettiğim çocuklar 0-6 yaş grubu. Elbette ergenlik çağındaki bir çocuğa gerekirse kibarca bir müdahalede bulunabilirim. Yine de karşımızdakinin bir yetişkin olmadığını hatırlamamız gerekiyor.

* * * * * *

Montessori Hakkında

Anaokulu ilkokul arayışları sırasında fark ettiğim Türkiye'nin ilk Veli İnsiyatifi Küçük Kara Balık'ı buldum. Malesef benim oğlumu gönderemeyeceğim uzaklıkta ama okul ve Montessori eğitimi ile ilgili bilgi alınca aklım kalmadı değil. Okulun kurucularından Seda Aydın beni aydınlattı desem yeri.

Felsefenin en önemli yanı insanın kendisinin arkasında durabileceği bir özgüven oluşturması. Bir yandan empati duygusu geliştiği ve bildiğimiz yetişkin toplum sınırları olduğu için başkasının varlığına saygı duyarak varolabilme sanatı. Neyi, ne zaman, kim veya ne ile, nasıl ve nerede yapmak istediğine karar verebilen ve bu kararlarını uygulamalarına izin veren yetişkinlerin olduğu bir ortamda büyüyen çocuklar, kısa bir süre içinde, huzurlu, odaklanan insanlara dönüşüyorlarmış. Kısaca Montessori Eğitimi, her çocuğun kişisel farklılıklarına, bireysel öğrenme hızı, ilgi alanı ve becerilerine saygı duyan ve çocuğu toplumda birey olarak gören bir eğitim felsefesi.

* * * * * *

Bumbo Türkiye'de

Mühendis bir büyükbaba tarafından tasarlanmış oturağı ile ünlü bir bebek markası Kullanılan malzeme ve ergonomik şekli sayesinde bebeğiniz başını tutabildiği andan itibaren oturtabiliyorsunuz. Bebeğiniz çevresiyle ilgilenirken duruşunu da destekleyen Bumbo bebek oturağı dünya çapında bir çok ödül kazanmış. Ve yine aynı malzemeden üretilmiş tuvalet adaptörü de var. Normalden biraz daha büyük boyutlarda olması ve çocuğun düşme hissini engellemek amacıyla bel desteği ile tasarlanmış olması benim en çok ilgimi çekenlerden biri oldu. adresinde detaylı bilgi bulabilirsiniz.

Irem Erdilek

Geçen gün günü uzun bir süre çoluk çocuk gidilebilen bir kafede tek başımaydım. Önümde bilgisayarım güya iş yapacağım ama gelen geçene bakmaktan, diğer anneleri seyretmekten iki satır yazamadığımı fark ettim. Çünkü öyle durumlara şahit oldum ki 'Ne olacak sonunda?' diye merak ettim. Ve anladım ki kadınlar, annelikleri söz konusu olduğunda inanılmaz bir yarışa giriyorlar. Konu ne olursa olsun 'ben daha iyiyim' gösterisi başlıyor. Herkes değil elbette ama çoğumuz. Ben de yapıyorumdur belki zaman zaman, kim bilir. Ancak kendimle ilgili emin olduğum bir şey varsa o da başkasının çocuğuna asla karışmayacağımdır. Ağzımı açmam, hele tanımadıklarım hakkında.

Ben böyle düşünürken bir liste yapmaya başladım kafamda. Anlayamadığım anne davranışları diye:

Sanırım bunlar görmekten en çok rahatsız olduklarım. Bir başkasının çocuğuna kızmak, söylenmek kadar itici ve gereksiz bir davranış yok, diye düşünüyorum. Bu arada bahsettiğim çocuklar 0-6 yaş grubu. Elbette ergenlik çağındaki bir çocuğa gerekirse kibarca bir müdahalede bulunabilirim. Yine de karşımızdakinin bir yetişkin olmadığını hatırlamamız gerekiyor.

* * * * * *

Montessori Hakkında

Anaokulu ilkokul arayışları sırasında fark ettiğim Türkiye'nin ilk Veli İnsiyatifi Küçük Kara Balık'ı buldum. Malesef benim oğlumu gönderemeyeceğim uzaklıkta ama okul ve Montessori eğitimi ile ilgili bilgi alınca aklım kalmadı değil. Okulun kurucularından Seda Aydın beni aydınlattı desem yeri.

Felsefenin en önemli yanı insanın kendisinin arkasında durabileceği bir özgüven oluşturması. Bir yandan empati duygusu geliştiği ve bildiğimiz yetişkin toplum sınırları olduğu için başkasının varlığına saygı duyarak varolabilme sanatı. Neyi, ne zaman, kim veya ne ile, nasıl ve nerede yapmak istediğine karar verebilen ve bu kararlarını uygulamalarına izin veren yetişkinlerin olduğu bir ortamda büyüyen çocuklar, kısa bir süre içinde, huzurlu, odaklanan insanlara dönüşüyorlarmış. Kısaca

Yazının devamı...

2 yaş asabiyeti ile nasıl baş edilir?

6 Ekim 2011

Biz o dönemi tam olarak atlatabildik mi bilmiyorum ama eskiye oranla hayatımız çok farklı, çok daha keyifli, çok daha düzenli. 2 yaş sendromunu uzun uzun anlatmayacağım. Daha uzun uzun yazdım geldi geliyor, diye. Bilinmesi gereken en önemli şey bu ‘sendromlu’ dönemin 18 ay civarı başladığı, 2 – 2.5 yaş ortalarında tepe noktasına ulaştığı ve sonra hızla azaldığıdır. Ne zaman çocuğunun bir anda huyunun değiştiğinden, düzenli giden uykularının tepe taklak olduğundan şikayet eden birini duysam, sorduğum ilk soru ’16-18 aylık mı?’ oluyor. Biliyorum, başıma geldi çünkü. Bir anda bütün düzen değişti. Ne olduğumu şaşırdım. Özellikle de uyku kısmında duvara tosladık. Bunun dışında geri kalan hallerden şikayet etmemeye çalıştım.

2 yaş sendromunda bir çocuğunuz varsa önce lütfen derin bir nefes alın. Ardından durumu kabullenin. Bu doğal süreç, olması gereken, geçirilmesi geren bir dönem.Çocuğunuzda bir problem yok. Problem yaşanıyorsa sebep, anne babanın panikleyip olayları büyütüp kaotik bir ortam haline getirmeleri oluyor genelde. Ben yapmadım mı? Yapmaz mıyım? Ancak her sefer kendime kızdım, pişman oldum. Bildiğim halde oğlumun üstüne gittiğim için kafamı duvarlara vurmak istedim.

Bu asabi veletlerle nasıl baş edeceğiz?

Soğuk kanlılığınızı koruyun. İlk zamanlar şaşırıp kızacaksınız. O kendini yerden yere atmaya başladığında sinirlerinize hakim olmakta zorlanabilirsiniz. Sakin olun. Ciddiyim sakin olun. Ona biraz zaman verin. Biraz tepinsin, ağlasın ardından ona yaklaşın ve ¨seni anlıyorum¨ diyerek kucağınıza alın veya onunla aynı göz hizzasına gelmeye çalışın. Vurmaya, ağlamaya, tekmelemeye bile devam ediyor olabilir. Siz de içinizden 10'a kadar sayın bu arada. Sonra da kucakladığınız gibi ortam değiştirin ya da ilgisini gerçekten çekeceğini düşündüğünüz bir şey gösterin. İşe yarıyor. Eğer ki az çok konuşabiliyor ve sizin söylediklerinizi anlıyorsa da ¨Ağladığın için ne dediğini anlayamıyorum. Lütfen sakinleş ve güzel güzel anlat ne istediğini¨ demeyi deneyin. Bizde her seferinde ama her seferinde işe yarıyor. Sakinleşiyor, ağlamayı kesiyor ve ne istediğini anlatıyor. Tüm bu anlattıklarımdaki kilit nokta sizin sakin, yumuşak ve kararlı bir tutum içerisinde olmanız.

Siz yetişkinsiniz, karşınızdaki ise bir çocuk. 2 yaşında yeni yeni kendini ifade etmeye başlamış bir küçük çocuk. İstemediği bir şey olduğunda bildiği tüm dünyası başına yıkılır onun. Derdini de anlatamaz daha da sinirlenir. Sendromun etkileri çouktan çocuğa değişebiliyor. Bazılar ciddi anlamda zaptedilmesi güç hale gelebiliyor, kimi de daha kolay ikna edilebilir şekilde oluyor. Sonuçta hepsi bir şekilde bunları geçiriyor. Çocuğun ve dolayısıyla ailenin bu kriz dönemini nasıl geçireceği çocuktan çok anneye bağlı. Durumu kabullenen ve karşısındakinin minicik bir insan olduğunu hatırlayanlar 1- 0 önde oluyorlar.

Stres tetikleyicileri ortadan kaldırın. Örneğin dışarıda geziyorsunuz. Açlık hissettiğinde ciddi anlamda huysuzlaşıyorsa acil durumlar için yanınızda mutlaka atıştırmalık bir şeyler bulundurun. En sevdiği oyuncaklarını her yere taşıyın.

Bağırmayan anne nasıl olacağız?

Zaten bütün konu da bu. Kendimize hakim olmak. Daha önce bu pişmanlığım anlattığım

Yazının devamı...

Deliksiz Uyku Herkesin Hakkı

4 Ekim 2011

Uykusuz Anneler Kulübü'nün kurucularından ve açık ara şampiyonlarından biri olarak günün birinde böyle bir yazı yazacağımı tahmin etmezdim. Dua ediyordum 'o günleri göreyim' diye ama bu kadar çabuk olacağını inanın aklımdan geçirmemiştim. Bu sefer umut dolu bir uyku yazısı yazıyorum.

Bilmeyenler için kısaca üzerinden geçiyorum: 3 yaşında bir oğlum var. Akşam erken yatar, sabah erken kalkar. Uykuya geçerken eskiden emziği vardı ve her şey çok kolaydı; ne zaman emziği bıraktık, yanında devamlı birini ister oldu. Önceleri ninni, iki pış pış yeterken zaman geçtikçe, oğlan bilinçlendikçe istekleri de arttmaya başladı. Baktık olmuyor yanına uzandık hatta yanında uyuyakaldık. Son birkaç aydır ise uyuduktan iki üç saat sonra kalkıp ağlamaya başlıyordu. İstiyor ki yanındaki kalkmasın, sabaha kadar onunla uyusun. Gidip hemen uyutuyorsun. Sonra bıkkınlıkla yerine geçip dizini seyretmeye, yazını yazmaya başlıyorsun. Bir saat sonra yeniden 'Anneeeee geellllll!' diye ağlamaklı bir ses. Oflaya puflaya gidip uyuturken yanında uyuyakalıyorsun. Gece yarısı uyanıp kendi yatağına geçiyorsun söylene söylene. Ne oluyor tahmin edin? Biraz sonra tekrar. En sonunda yanına alıyorsun. Sabaha kadar deliksiz mışıl mışıl bir uyku ile sabahın köründe kalkıyorsun. Deliksiz dediysem de bu yat-kalklar yüzünden 3-4 saatlik bir uykudan bahsediyorum. Benim en büyük şikayetim ise akşam uyuduktan iki üç saat sonra uyanıp yanına çağırması. Tam dinleneceğin, rahatlayacağın zamanda yeniden karanlığa tıkılıyorsun. O günlerde ikinci çocuk fikrinden tamamen vazgeçmiştim mesela.

Sonra dedim ki kendi kendime bu bir süreç. Bu da her zaman olduğu gibi geçecek. Belki biraz daha fazla yardıma ihtiyacı vardır. Öncelikle Koray'ın ne istediğini anlamaya çalıştım. Güven olmak istiyor. Eskiden emziği vardı. O ortadan kalkınca annesine, babasına sarıldı geceleri. Bizim sıcaklığımızla huzur içinde uykuya daldı. Haliyle uykunun hafiflediği anlarda elini uzattığında bizi bulamıyordu ve yanında istiyordu. Bazı çocuklar ilk günden itibaren deliksiz uyuyorlar ama Koray o gruptan değil. Bunu kabullendim. Bir takım ihtiyaçları karşılandıktan sonra deliksiz ve uzun uyuyan bir çocuk bizimki. Uyku arkadaşından bahseder dururdu herkes. Bense hep onlara gıpta ederdim çünkü uyku arkadaşıyla hayallerimdeki gibi uyurdu çoğu. 3 yaşında bir çocuk gece düzenini kökten değiştirecek bir şeyi kabul eder miydi?

Baktım herkes bir uyku arkadaşında bahsediyor. Dedim ben de deneyeceğim. Ne olabilir diye düşündüm. En sevdiği ne var? Arabalar. Daha yumuşak bir karakter olmalı. Mickey Mouse veya Elmo mesela. Koray'a geçen haftanın ortasında akşam yatmaya hazırlanırken ¨hadi bakalım bir uyku arkadaşı seçelim. Mickey mi, Elmo mu olsun?¨diye sordum. ¨İkisini de istiyorum¨ dedi. ¨Tamam¨ dedim. Biraz sonra yatakta ¨sen Elmo'yu al, ben Mickey'i alacağım¨ dedi. Ona da ¨tamam¨ dedim. ¨Bana da sarıl ama¨ diye ekledi. ¨Sen de Mickey'e sarıl ama¨ dedim. Sarıldı. Bu arada müzik kutusunu çalıştırdım. Zaten çok yorgundu, beş dakika bile geçmeden uykuya daldı.

Ben bayılırım müzik kutularına. Biraz hüzünlü biraz da romantik gelir bana müziği. Daha önce bir seyahatten alıp getirdiğim küçük müzik kutusunu çıkardım. En güzel şarkılardan biri olan La Vie En Rose çalıyordu. Koray'ın Mozart ile başlayıp Putumayo ve Beatles ile devam eden uyku müziği serisinin en sonuncusu La Vie En Rose Koray'ın kısa sürede uykuya geçmesinde etkili oldu.

Sonuç olarak Koray yaklaşık bir haftadır uyku arkadaşlarıyla yatağa giriyor, anne de kenarına oturuyor veya yanına uzanıyor. Uykuya geçiş süresi günlük aktiviteye göre değişse de çok sürmüyor. Ben nefesimi tutmuş ne zaman uyanacak, siye beklerken uyanmıyor. Yatağıma gidiyorum. Sabaha karşı ¨çiş¨ diye uyanıyor. Sonra da yanımıza geliyor. İki gündür öyle derin uykuya geçti ki çiş için uyanamıyor bile ve biraz olsun altına kaçırıyor. Biz üstünü başını değiştirirken bile gözünü açamıyor. Bu akşamdan itibaren biz akşam yatmadan kaldırıp çişe götüreceğiz ve umarım başka bir aksilik çıkmadan hepimiz kendi yatağımızda deliksiz sabaha kadar uyuyacağız.

Irem Erdilek

Yazının devamı...

En çok zorlandığım görevler

28 Eylül 2011

Anne olarak üçüncü senem bitmek üzere. Belki ilk günlerin acemiliği ve şaşkınlığı yok ama işler her zaman tahmin ettiğim daha doğrusu ümit ettiğim gibi kolaylaşmıyor. Tamam, çocuklu hayata alıştık, az çok başımıza gelecekleri biliyoruz. Yine de bazı annelik görevlerinde hala zorlanıyorum:

Her öğün taze yemek yapmak. Normalde ben yemek yapmayı seven, güzel de yemek yapan bir kadınım ama ne zamanki çocuk sahibi oldum ve bu iş görev haline geldi, bana da bir sıkıntı bastı. Katı gıdaya geçişte bizimle aynı menüsü yoktu, bir de pratik aletlerle Koray'a her öğün taze taze yemek/çorba/bulamaç yapıyordum. Sonra bizim tencerelere ortak olmaya başladı. Bu durumda hem ona uygun hem de bize bir menü çıkrmak zorunda kaldım. Sonra baktım olmuyor. Oğlana her öğün taze yemek yapmaya başlayınca artık yemekler çoğalmaya başladı. Bizim için de her gün yeni yemek bul, malzemeleri hazırla, pişir iyice sıkıldım. Mutfaktan soğudum resmen. Bu arada ben kendime kızarken, koca kişisi de söylenmeye başladı. Onunla ayrı uğraşıyorum. ¨Şimdi kimse beni anlamıyoooor¨ diye ağlardım da...

Her öğün taze taze yaptığım yemeği yedirmek. Annelik karnesi olsa bu dersten kesin kalırdım ben. İlk günler ne güzeldi. Kaşıkları ardı ardına veriyordum. Ne tüküren, ne kolumu ittiren ne de ağzını mühürleyen bir velet vardı karşımda. Öğünler acayip keyifliydi. Tek şikayetim bir üstte bellirttiğim taze yemek hazırlmaktan ibaretti. Meğer çocuk büyüdükçe öyle her lokma kolayca mideye gitmiyormuş. Mutlaka oyalamak gerekiyor. Televizyon karşısında yedirmiyorum bu arada ve bu yüzden kendimi hep tebrik etmişimdir. Sofraya taşıdığımız arabalar, trenler, hamur aletleri yetmiyormuş gibi tuzluklar, baharatlıklar da oyuncak oluyor. Sonuç çoğunlukla ben sabrımı kaybettiğim için ¨yemezsen yeme!¨ oluyor. Babamız varsa ona devrediyorum görevi. O benden daha başarılı. Annem varsa daha da iyi. Bir şekilde ne yapıp edip yediriyor. Her çocuk böyle mi bilmiyorum ama Koray ilk dört beş lokmadan sonra doymaya başlıyor ve yemekle ilgisi bitiyor. Oysa tabaktakilerin yarısı bile yenmemiş oluyor. Ağzını tekrar iştah açtırmak öyle zor oluyor ki. Biraz ara veriyoruz, oyununa katılıyorum. Sonra bir iki lokma daha. Sıkıntı geldi vallahi de billahi.

Uzun uzun mıncık mıncık oyun oynamak. Bu dersten kalmam belki ama notlarım çok yüksek olmaz. Çocukların bir aktivitye ilgisi 3 yaşında 10 dakika bile değilmiş. Benim durumum daha kötü sanırım. Arada hile de yapıyorum. Bir oyuna başlıyoruz, bakıyorum o dalıyor hop ben elime telefon, dergi, ipad bir şey alıyorum hemen. Yanındayım ama değilim. Kendimi oyun oynayan anne değil de oyunu başlatan anne olarak görüyorum artık. Bir kaç kere de hamur yaparken ben çok kaptırdım kendimi. Koray'ın elinden hamurları alıyorum, onun yaptıklarını beğenmiyorum falan... anladım ki benim çocukla oyun oynama kursuna gitmem gerekiyor.

Benim üzerinde çalışmam, kendimi eğitmem gereken en önemli konular bunlar. Üstelik kendimi de suçlu hissediyorum.

Irem Erdilek

Slingomom.com

Anne olarak üçüncü senem bitmek üzere. Belki ilk günlerin acemiliği ve şaşkınlığı yok ama işler her zaman tahmin ettiğim daha doğrusu ümit ettiğim gibi kolaylaşmıyor. Tamam, çocuklu hayata alıştık, az çok başımıza gelecekleri biliyoruz. Yine de bazı annelik görevlerinde hala zorlanıyorum:

Her öğün taze yemek yapmak. Normalde ben yemek yapmayı seven, güzel de yemek yapan bir kadınım ama ne zamanki çocuk sahibi oldum ve bu iş görev haline geldi, bana da bir sıkıntı bastı. Katı gıdaya geçişte bizimle aynı menüsü yoktu, bir de pratik aletlerle Koray'a her öğün taze taze yemek/çorba/bulamaç yapıyordum. Sonra bizim tencerelere ortak olmaya başladı. Bu durumda hem ona uygun hem de bize bir menü çıkrmak zorunda kaldım. Sonra baktım olmuyor. Oğlana her öğün taze yemek yapmaya başlayınca artık yemekler çoğalmaya başladı. Bizim için de her gün yeni yemek bul, malzemeleri hazırla, pişir iyice sıkıldım. Mutfaktan soğudum resmen. Bu arada ben kendime kızarken, koca kişisi de söylenmeye başladı. Onunla ayrı uğraşıyorum. ¨Şimdi kimse beni anlamıyoooor¨ diye ağlardım da...

Her öğün taze taze yaptığım yemeği yedirmek. Annelik karnesi olsa bu dersten kesin kalırdım ben. İlk günler ne güzeldi. Kaşıkları ardı ardına veriyordum. Ne tüküren, ne kolumu ittiren ne de ağzını mühürleyen bir velet vardı karşımda. Öğünler acayip keyifliydi. Tek şikayetim bir üstte bellirttiğim taze yemek hazırlmaktan ibaretti. Meğer çocuk büyüdükçe öyle her lokma kolayca mideye gitmiyormuş. Mutlaka oyalamak gerekiyor. Televizyon karşısında yedirmiyorum bu arada ve bu yüzden kendimi hep tebrik etmişimdir. Sofraya taşıdığımız arabalar, trenler, hamur aletleri yetmiyormuş gibi tuzluklar, baharatlıklar da oyuncak oluyor. Sonuç çoğunlukla ben sabrımı kaybettiğim için ¨yemezsen yeme!¨ oluyor. Babamız varsa ona devrediyorum görevi. O benden daha başarılı. Annem varsa daha da iyi. Bir şekilde ne yapıp edip yediriyor. Her çocuk böyle mi bilmiyorum ama Koray ilk dört beş lokmadan sonra doymaya başlıyor ve yemekle ilgisi bitiyor. Oysa tabaktakilerin yarısı bile yenmemiş oluyor. Ağzını tekrar iştah açtırmak öyle zor oluyor ki. Biraz ara veriyoruz, oyununa katılıyorum. Sonra bir iki lokma daha. Sıkıntı geldi vallahi de billahi.

Uzun uzun mıncık mıncık oyun oynamak. Bu dersten kalmam belki ama notlarım çok yüksek olmaz. Çocukların bir aktivitye ilgisi 3 yaşında 10 dakika bile değilmiş. Benim durumum daha kötü sanırım. Arada hile de yapıyorum. Bir oyuna başlıyoruz, bakıyorum o dalıyor hop ben elime telefon, dergi, ipad bir şey alıyorum hemen. Yanındayım ama değilim. Kendimi oyun oynayan anne değil de oyunu başlatan anne olarak görüyorum artık. Bir kaç kere de hamur yaparken ben çok kaptırdım kendimi. Koray'ın elinden hamurları alıyorum, onun yaptıklarını beğenmiyorum falan... anladım ki benim çocukla oyun oynama kursuna gitmem gerekiyor.

Benim üzerinde çalışmam, kendimi eğitmem gereken en önemli konular bunlar. Üstelik kendimi de suçlu hissediyorum.

Irem Erdilek

Yazının devamı...

Hamileyken bunları yapın!

20 Eylül 2011

Bir kadın için tarifsiz bir duygudur hamile olmak, içinde bir canlının büyüdüğünü bilmek. Planlı veya plansız olsun eminim her kadının hamilelik dönemiyle ilgili hayalleri, yapacakları ve yapmayacakları vardır. İnternet elimizin altında olduğu için akademik bilgiye de ulaşmak kolay. Dokuz aylık süreçte başımıza neler geleceğini biliyoruz, doğum hakkında okuyoruz. Cesaretli olanlarımız doğum videolarını bile seyrediyor. Şimdi geriye dönüp baktığımda neler yaşamışım, neleri yapmışım, neleri yapmamalıymışım gözden geçirdiğimde yazacak bir sürü şey çıktı bana.

Doktor kontrolündeki hamileliğinizin harika, sorunsuz geçtiğini ümit ediyorum ve diyorum ki

Aşırı ilgi beklemeyin. Siz hasta değilsiniz. Sadece hamilesiniz. Bebeğinizi dünyaya getirecek olmanız son derece önemli bir şey ama olay haline sokmaya gerek yok. Daha doğrusu hayattan geri kalmayın demek istiyorum.

Vitamin alın. Evet, evet alın. Yapılan araştırmalara göre pre-natal dönemde alınan folik asidin bebeklerde oluşabilecek nöral tüp defekti kusurunu önleyebileceği anlaşılmış. Bizim annelerimiz almamış, biz kusurlu değiliz ama olabilirdik de. Doktorunuza danışarak vitamin ve mineral takviyesi alın. Zaman zaman düşecek olan enerji seviyeniz toparlamak için ihtiyacınız olacaktır bu haplara.

Egzersiz yapın. Dedim ya siz hasta değilsiniz. Egzersiz yapmak çok daha iyi hissetmenizi sağlayacak. Hemen gidip bir hamile pilatesine veya yogasına yazılın demiyorum. İstiyorsanız yapın da bir çift spor ayakkabı da işinizi görecektir. Yürüyüş çok iyi geliyor hamile kadına. Eğer her şey yolunda gidiyorsa, yatmak zorunda değilseniz son güne kadar yürüyüş yapabilirsiniz. Ne zaman durmanız gerektiğinizin sinyalini vücudunuz verecektir. Yorulduğunuz anda durun. Burası önemli. On dakikalık egzersiz bile yoruyorsa bırakın.

Lifli gıdalar tüketmeye özen gösterin. Hamileliğin ilerleyen aylarında kabızlık şikayetiyle karşılaşma ihtimaliniz yüksek. Üstüne bir de doktorunuzun büyük ihtimalle takviye olarak önereceği demir hapları ile hayat çekilmez olabilir. O yüzden bolca lifli gıda ile beslenmeli. Hem de ilk günden itibaren.

Uyuyun. Herkese söylediğim tek ve en önemli konu bu aslında. UYKU. Yenidoğan bebekle başbaşa kaldığınızda 'keşke daha çok uyusaymışım' diyeceksiniz. Önceden uyumak neyi çözer? Hiç. Sadece tatmin. 'İyi ki hamileyken bol bol uyumuşum' demek, konuya daha pozitif yaklaşmanızı sağlıyor.

Yazının devamı...