Muhteşem tesadüf: UEFA ve Amrabat

19 Ocak 2016

Avrupa'nın ortasından (İsviçre) ve batısından (İngiltere), aynı gün içerisinde Galatasaray ile ilgili iki önemli açıklama geldi. İkisi de resmi açıklamaydı. Birbirleriyle alakasız görünse de aslında, tamamlayıcı gelişmelerdi.

Nyon'da UEFA.com'un editörü, sarı-kırmızılıların Finansal Fair Play Kuralları'nı ihlal ettiğini sisteme girip, dünyayla paylaştığında saatler (Türkiye saati) 19.30'du. Cim Bom'un içinde bulunduğumuz sezonki denetleme sürecinde gelir gider dengesini tutturamadığı, bu yüzden UEFA Kulüp Finansal Kontrol Organı'nın araştırma biriminden, hüküm verici birimine sevk edildiği duyuruluyordu.

Bu departmanın temsilcimiz ile ilgili Şubat ayı sonuna kadar bir karar vereceği ve bunu kamuoyuyla paylaşacağı da ekleniyordu.

Gelişme iç açıcı değil. Çünkü dosyanın bu birime sevk edilmesi, genelde cezai yaptırımın gerektiği öngörüsünden kaynaklanıyor ve yine genellikle bir takım yaptırımlarla sonuçlanıyor.

.....

UEFA'nın duyurusundan bir saat sonra bu kez Ada'dan bir açıklama geldi. Watford Kulübü Nordin Amrabat'ı renklerine bağladığını ilan etti. Galatasaray'ın Avrupa'da cezaya bir adım daha yaklaştığı saatlerde, gelecekteki bu olası yaptırımın nedenlerinden olabilecek ve buna sebep teşkil edecek bir gelişmenin hemen akabinde cereyan etmesi ilginç bir rastlantı ya da kaderin cilvesiydi. Birbiriyle alakasız görünen bu olaylar aslında bir nedensellik içeriyor, ancak sebep, sonucun ardından geliyordu.

.....

Finansal Fair Play Kuralları (FFP) içerisinde en can yakıcı maddelerden bir tanesi 'başa baş' ismindeki gelir-gider dengeleri konu başlığı. Bugüne dek bir çok ekibin cezai yaptırıma uğradığı bu başlık, aynı zamanda FFP'nin kuruluş felsefesinin ruhunu en iyi anlatan içeriklerden de bir tanesi. Kısacası, kulüplerin giderleri gelirlerinden fazla olmayacak. Olacaksa da buna yalnızca belli ihlaller ölçüsünde izin verilecek.

Yazının devamı...

Bilic 8 golün rövanşını istiyor

15 Aralık 2014

Korkulan oldu ve Beşiktaş'ın UEFA Avrupa Ligi'ndeki rakibi İngiltere'nin Liverpool ekibi oldu. Kuranın çekilmesinin ardından, UEFA'nın Nyon'daki merkezinde Liverpoollu idarecilerin birbirlerinin kulağına bir şeyler söyleyerek sonrasında gülmeye başladıkları görüldü. İngilizler eşleştikleri rakiplerinden memnun bir görüntü çizerken, siyah-beyazlılar ise günlerdir konuşulan 'Liverpool' ihtimalinin gerçeğe dönüşmesiyle yüz yüze kaldılar.

Çünkü Kartal gerçekten zor bir kura çekti. Muhtemel rakipleri arasında belki sadece Roma ve Sevilla, Premier Lig ekibinin gücünde takımlardı. Her ne kadar Kırmızılar bu sezona istediği başlangıcı yapamasa da, kaliteli kadrosu, yıldızları ve oyun disipliniyle göz korkutmaya yetiyor. Tabi Beşiktaş için işin farklı bir boyutu daha var. Liverpool, siyah-beyazlıların Avrupa tarihindeki en ağır yenilgisini aldığı takım. 2007-08 sezonunda Şampiyonlar Ligi grubundaki karşılaşmada Ada ekibi, Anfield Road'da Kara Kartal'ı 8-0'lık ağır bir yenilgiye uğratmıştı.

Üçüncü Ada seferi

Bu sezon önce Arsenal, ardından Tottenham ile karşılaşan ve iki kez Ada'nın yolunu tutan Beşiktaş, bu kez başkent Londra'nın kuzeyini ziyaret edecek. Aslında bir yandan Liverpool ile eşleşebileceği en iyi zamanda eşleştiler. Çünkü Beşiktaş geçtiğimiz aylarda Ada ekipleriyle dört karşılaşma yaptı ve bu maçların tamamında iyi bir futbol sergiledi. İngiliz stiliyle ilgili taze tecrübe sahibi olan siyah-beyazlıların, bu deneyiminden Avrupa Ligi ikinci turunda faydalanacağını düşünebiliriz. Belki de Bilic'in cesur öngörüsünde, takımının bu başarısının da izleri vardır. Seribaşı olmanın avantajıyla ilk maçı dışarıda oynayacak olan Kartal'ın, evinde turu getirecek skoru elde etmesini umabiliriz. Zaten Liverpool'u sadece 8 golle hatırlamamak gerekir. Liverpool aynı zamanda Beşiktaş seyircisinin ses rekoru kırdığı, 132 desibelle literatüre geçtiği maçın takımı. İstanbul'daki o maç gibi bu sene oynanacak karşılaşma da hakemin bitiş düdüğü ile birlikte kulakları sağır eden bir zafer çığlığına sahne olsun.

Liverpool'un Atatürk sevdası

Beşiktaş bu sezon Avrupa maçlarını Atatürk Olimpiyat Stadı'nda oynuyor. Bu stat İngiliz ekibi için büyük bir öneme sahip. 2004-05 Şampiyonlar Ligi finali, İkitelli'deki stadyumda oynanmış, tarihin en çekişmeli finallerinden birine sahne olmuştu. Milan karşısında 3-0 geriye düştüğü maçı 3-3'e getiren Liverpool penaltılarla sonuca giderek Avrupa'nın en büyüğü olmuştu. O günden bu yana 'İstanbul' ve 'Atatürk' kelimelerinin kendileri için ayrı bir önemi olan Liverpool cephesinin, tekrar bu statta maça çıkacakları için büyük bir sevinç içinde olduklarını tahmin etmek zor değil. Çünkü onlar Olimpiyat'ın rüzgârını, sadece o muhteşem geri dönüş olarak hatırlıyorlar.

Suarez'in yeri dolmadı

Teknik direktörlüğünü Brendan Rodgers'ın yaptığı Liverpool, İrlandalı çalıştırıcının yönetiminde iki senedir kupaları kaldıramasa da, geçtiğimiz yılki futbol taraftarlarına büyük ümit verdi. Yarışı uzun süre lider götüren Kırmızılar, şampiyonluğu son haftalarda Manchester City'ye kaptırdı. O kadrodan en önemli kayıpları 72 milyon sterlin karşılığında Barcelona'ya verdikleri Luis Suarez oldu. Uruguaylı forvetin yerine alınan Mario Balotelli için 'tırnağı olamadı' desek haksızlık etmiş olmayız. Suarez'in Premier Lig gol krallığına tırmanmaya başladığı zaman dilimini İtalyan forvet, sıfır golle geçti. En iyi transferler ise Southampton'dan alınan iki oyuncu Adam Lallana ve Dejan Lovren oldu. Özellikle Lallana, hücumda adam eksilten, arkadaşlarını topla buluşturan özellikleriyle rakiplerini korkutmaya devam ediyor.

Yazının devamı...

Demba Ba geçmişi anımsatırsa...

8 Ağustos 2014

Beşiktaş Şampiyonlar Ligi play off turu için çekebileceği en zor kurayı çekti. Napoli (İtalya), Porto (Portekiz), Arsenal (İngiltere), Zenit (Rusya), Bayer Leverkusen (Almanya) gibi olası rakipleri bulunan siyah-beyazlılar Premier Lig'in dev ekibi Arsenal ile eşleşti.
İngiltere birinci liginde toplamda 13 şampiyonluğu bulunan, 11 kez de ülkenin en önemli kuipasını kazanan 'Topçular', Premier Lig'de son şampiyonluğunu yaşadığı 2003-04 sezonundan bu yana ipi göğüslemeyi başaramadı. Uzun süren bu hasreti sonlandırmak üzere harekete geçen Ada ekibinde geçtiğimiz yıldan itibaren önemli bir hareketlenme yaşandı.
Sezon başındaki transferlere ek olarak, devre arasında 50 milyon euro bonservisle Real Madrid'den kadroya katılan Mesut Özil kadroya katıldı. 1996'dan bu yana takımın başında olan Arsene Wenger'in teknik direktörlüğünü yaptığı kırmızı-beyazlılar Premier Lig'de fırtınalar estirdi. Ligi uzun süre lider götüren Arsenal, sonrasında özellikle büyük maçlarda aldığı başarısız sonuçların etkisiyle zirvedeki yerini Chelsea, Manchester City ve Liverpool gibi takımlara bıraktı ve sezonu dördüncü sırada tamamladı.

Yeni transferler güç kattı
Londra ekibi bu sezona ise geçen yıldan da önemli transferle imza atarak ve kadrosunu güçlendirerek girdi. Barcelona'dan Alexis Sanchez, Newcastle United'den Mathieu Debuchy, Southampton'dan Calum Chambers, Nice'ten David Ospina gibi önemli oyuncuları kadrosuna katarak daha da güçlendi.
Arsenal'in oyun yapısı ile ilgili dikkati çeken ilk şey sağlam savunma kurgusu. Geçtiğimiz yılın rakamları itibariyle maç başına gol yeme ortalaması '1' olan kırmızı-beyazlılara bir maçta iki ve daha çok gol atmak 'imkansız' olmasa da oldukça güç. O yüzden Beşiktaş'ın yapması gereken şeyin, her daim bir hücum stratejisinden ziyade savunmanın öne çıktığı bir taktik plan olması gerektiği çok açık!

Yazının devamı...

Ancelotti kelleyi kurtardı

26 Mayıs 2014

Ancelotti kelleyi kurtardı

Lizbon'da dev finalin havası her yerde hissedildi. Portekiz'deki İspanyol buluşması kentte büyük bir coşku yaratmış. Madrid'den gelen futbolseverler, şarkılar söyleyerek gezdi. Her iki takımın taraftarları kafelerde barlarda birlikte oturdu, sokakta sık sık karşılaştı. Ancak hiç gerginlik çıkmadı. Birbirleriyle sohbet edip, hatta şakalaşıp sarıldılar. Aynı hava maç öncesinde stat önünde de değişmeden sürdü.

Madridlilerin dışında ev sahipleri de iyice havaya girmiş durumdaydı. Lizbon'da sokakları süsleyen Avrupa Parlamentosu seçimlerine yönelik parti afişlerini bir kenara bırakırsak; yer-gök dev karşılaşma olmuştu. Kentin önemli meydanlarındaki panoların önü fotoğraf çekilmek için duran taraftarlarla doluydu. Bir eczanenin vitrininde, tıbbi ekipmanların yanına asılmış Atletico Madrid ve Real Madrid atkıları aslında şehirdeki havayı en iyi anlatan görüntüydü. Belki bu maçın Lizbon'a ilaç gibi geldiğini anlatıyordu.

Elbette işin ekonomik tarafı Portekizlilerin yüzünü güldürdü. Çünkü en az 40 bin futbolsever İspanya’dan buraya gelerek bir veya iki gece konaklayıp, maç dışı etkinliklerde kentte ciddi harcamalar yaptılar. Ancak haklarını yememek lazım! Para ne kadar ihtiyaçsa; onlar için futbol da en az o kadar büyük bir ihtiyaç. Lizbon'a tepeden baktığınızda irili ufaklı o kadar çok stadyum görüyorsunuz ki, şehirdeki asıl çoşkunun futbolla ilgili olduğunu tahmin etmek hiç de güç olmadı.

Karşılaşmanın öncesinde stat çevresi oldukça kalabalıktı. Saatler öncesinden mekana gelen her iki takım taraftarı coşkulu tezahüratlarla kendilerini maçı havasına sokmaya çalışıyordu. Yine birlikteydiler, ama hiçbir olay çıkmadı. Acaba Lizbon’daki finalin adı Real Madrid-Atletico Madrid yerine Galatasaray-Fenerbahçe olsaydı yine aynı manzaralar yaşanır mıydı diye insanın aklına gelmiyor değil.

Bana kalırsa Real Madrid maça 1-0 önde başladı. Çünkü Portekizliler’in büyük bölümü eflatun beyazlıları destekliyordu. Cristiano Ronaldo faktörü, bir çok Portekizliyi'i destekler hale getirmişti. Maçtan bir gün önce akşam saatlerinde Real Madrid’in kaldığı Tivoli otelinin önündeki manzara her şeyi anlatmaya yetiyordu. Atleticolular’ın pek misafiri yokken, Real kafilesinin kaldığı yerin önü ana-baba günüydü. Manzaranın anlattığını bir Portekizli ise sözcüklerle dile getirdi: "Kraliyetle yönetilmiyoruz ama Ronaldo bizim kralımız".

Bu açık desteğin yanında psikolojik ortamın Atletico’ya yüz çevirmesinde başka faktörler de etkili oldu. Örneğin maç öncesi stat hoparlörlerinden sahaya bir Real coşkusu verilmesi bunlardan bir tanesiydi. Bernabeu Stadı’ndaymışçasına taraftarları coşturan, eflatun-beyazlıların marşlarını söyleterek havaya sokan amigonun yanı sıra; Şampiyonlar Ligi kupasını sahaya Luis Figo’nun getirmesinde de Atletico’ya deplasman havası yaşatmak için kurgulanmış bir nevi operasyon havası hissedildi.

Atletico Madrid taraftarı, Real Madrid için önemli bir figür olan, ismi bu kulüple özdeşleşmiş Figo’ya büyük tepki gösterdi ve Portekizli’nin isiminin de içinde yer aldığı bazı negatif tezahüratlarda bulundu. O sırada Real cephesi de stadın diğer yanından ıslıklarıyla bu sesleri bastırmaya çalışıyordu.

Yazının devamı...

Premier takım

14 Mayıs 2014

38. HAFTA

Premier Lig'de 2013-2014 sezonu bu hafta sonu oynanan karşılaşmalarla son erdi. Manchester City tıklım tıklım dolu Etihad Stadı'na şampiyonluk kupasını kaldırmak için çıktı. Beraberlik bile onlara yetecekti. Nasri ve Kompany'nin golleriyle West Ham United'ı 2-0 mağlup ettiler. Son üç sezondaki ikinci şampiyonluğunu alan Manchester City toplamda sayıyı dörde çıkardı.

City'nin kazandığı zafer iki yıl öncekine çok benzedi. Şimdi Galatasaray'ın başında olan Roberto Mancini o zaman Manchester ekibinin başındaydı. 44 yıllık özlemi bitirmek İtalyan teknik adama düşmüştü. Hem de nasıl? Son maçta ve uzatma dakikalarındaki gollerle gelen şampiyonluk, kupayı son anda kentin diğer takımının elinden almıştı. Bu kez son dakikalar olmasa da düğüm yine son maçta çözüldü.

Liverpool sahasında Newcastle United'ı ağırladı. Geriye düştüğü karşılaşmayı 2-1 kazanan Kırmızılar'a bu skor yetmedi. Önce Skrtel'in kendi kalesine attığı golle geriye düştüler. Ardından Agger ve Sturridge ile atıp öne geçtiler ve kazandılar. Puanını 86 yapan City'nin iki puan gerisinde sezonu tamamladılar. Aslında onların şampiyonluğuna Jose Mourinho taş koydu. Liverpool lider götürdüğü yarışta iki hafta önce evinde Chelsea'ye yenilince avantajı rakibine kaptırmıştı. Portekizli teknik adam şampiyonluk ipini göğüsleyemese de ligin kaderini değiştirdi.

Chelsea de Liverpool'un iki puan gerisinde damalı bayrağı gördü. Sezona oldukça iyi bir başlangıç yapan ve uzun süre lider olarak götüren Arsenal ise performansını ligin ikinci yarısına taşıyamamanın sıkıntısını çekti. Londra ekibi sezonu 79 puanla dördümncü basamakta tamamladı. İlk üç takımın direkt katılacağı Şampiyonlar Ligi için Arsenal ön eleme oynayacak.

Aslında sürprizli bir sezon oldu. Bir çok otoritenin pek çok öngörüsünün sezon içerisinde defalarca değiştiğine şahit olduk. Bunun böyle olmasının elbette nedenleri vardı. Bunların en başında Manchester United geliyor. Kırmızı Şeytanlar tarihinin en kötü sezonlarından bir tanesine imza atınca ligin dengesi bozuldu. David Moyes’in gidişiyle yerine Ryan Giggs geldi. Kırmızı Şeytanlar sezonu yedinci sırada tamamladı.

Liverpool şampiyonluğu kaçırarak üzülse de, yıldız golcüsüne sevindi. Uruguaylı forvet Luis Suarez golleriyle sezona damgasını vurdu. İlk beş hafta, geçen sezondan gelen cezası nedeniyle forma giymeyen yıldız futbolcu buna karşın toplamda 31 gol kaydederek gol kralı oldu. Suarez, geçtiğimiz hafta da Premier Lig'de sezonun en iyi oyuncusu seçilmişti. Premier Lig'in 22 yıllık tarihinde Liverpool'un bir sezonda en fazla gol atan futbolcusu olarak tarihe geçen 27 yaşındaki Suarez'i 21 golle takım arkadaşı Daniel Sturridge, 20 golle Manchester City'li Yaya Toure takip ettiler. Cardiff City, Fulham ve Norwich City ise küme düşen takımlar oldular. Türkiye’den ayrılarak Norwich’e giden Galatasaraylı Elmander ve Fenerbahçeli Yobo sezonu hayalkırıklığı ile noktaladı.

Yazının devamı...

City şampi…

6 Mayıs 2014

İNGİLTERE PANORAMA

37. HAFTA

Premier Lig’de çok kritik bir hafta geride kaldı. Zirvenin çekişen iki ekibinden Manchester City, belki de kalan maçları içinde en zorunu hasarsız atlatmayı başardı. Manuel Pellegrini’nin ekibi deplasmanda Everton’ı yenerek şampiyonluk yolunda dev bir adım attı. Aslında ev sahibi ekip maça iyi başladı. Ross Barkley’in attığı güzel golle öne geçtiler. Ancak bu dakikadan sonra City kontrolü ele aldı. Aguero ve Dzeko’nun iki golüyle 3-1’lik üstünlüğü yakaladılar. Everton sonrasında Lukaku ile rakip fileleri havalandırsa da kalan bölümde başka gol olmadı ve Manchester City mücadeleyi 3-2 kazanarak üç puanı hanesine yazdırdı.

Liverpool ise pazartesi mesaisinde sahaya çıktı. Deplasmanda Crystal Palace’a konuk olan Kırmızılar trajik bir şekilde rakibine puan bıraktı. Liverpool’un 3-0 öne geçtiği mücadele 3-3 beraberlikle sona erdi. Kırmızılar böylece şampiyonluk yarışında büyük bir yara aldı. Daha önce Chelsea’ye evinde yenilerek avantajı kaçırmasının ardından bu hafta da Palace karşısında aldığı skor, Manchester City’ye büyük bir destek sağladı. Tabi City’nin önünü açan bir diğer gelişme ise Chelsea ile Norwich City’nin oynadığı karşılaşmada gerçekleşti. Evinde Norwich ile karşılaşan Mourinho’nun ekibi 0-0’lık sonuçla bir anlamda zirve yarışına havlu attı.

Bu sonuçların ardından Liverpool 81 puanla lider, bir maçı eksik City 80 puanla onun arkasında ve Chelsea 79 puanla üçüncü sırada yer aldılar. City, Aston Villa ve West Ham ile oynayacak kalan maçlarını. Liverpool’un tek maçı Newcastle United ile evinde. Chelsea ise deplasmanda Cardiff City’nin konuğu olacak.

Newcastle United sahasında Cardiff City’yi 3-0 mağlup etti. Ameobi, Remy ve Taylor’un kaydettiği goller ev sahibi ekibi galibiyete taşıdı. Newcastle puanını 49’a çıkarırken, ligin dibindeki Cardiff 30 puanda kaldı. Karşılaşma tribünlerde ender görünen ilginç bir protestoya da sahne oldu. Son haftalarda yönetim ve teknik ekibi protesto eden siyah-beyazlı ekibin taraftarları, Cardiff maçının 70. dakikasında ayaklandı. Saint James Park’taki taraftarların bir bölümü stadı terk ettiler.

Liverpool’u bu hafta sevindiren tek gelişme ise oyuncusu Luis Suarez’in aldığı ödül oldu. Geçtiğimiz haftalarda Profesyonel Futbolcular Birliği tarafından yılın oyuncusu ödülüne layık görülen Uruguaylı futbolcu, bir ödülün daha sahibi oldu, İngiltere Futbol Yazarları Birliği tarafından onurlandırıldı. Liverpool'da çok iyi bir sezon geçiren ve 31 gol atan 27 yaşındaki futbolcu, 300'den fazla gazetecinin katıldığı oylamada, oyların yüzde 52'sini alarak "yılın futbolcusu" seçildi. Oylamada, Suarez'in takım arkadaşı Steven Gerrard ikinci, Manchester City'de forma giyen Yaya Toure ise üçüncü oldu.

Yazının devamı...

Mourinho oyunu bozdu

29 Nisan 2014

36. HAFTA

Premier Lig, sezonun kaderini etkileyecek dev bir karşılaşmaya sahne oldu. Lider Liverpool Anfield Road'da takipçilerinden Chelsea'yi ağırladı. Karşılaşma pek çok futbol otoritesini ters köşeye yatırarak konuk ekibin galibiyetiyle sona erdi. Londra ekibi rakibini, son haftaların formda ismi Demba Ba ve Willian'ın golleriyle 2-0 mağlup etti. Chelsea böylece bitime iki hafta kala Kırmızılar ile arasındaki puan farkını ikiye indirdi. Ancak maçtan çıkan sonuç asıl olarak Manchester City'ye yaradı.

City de pazar günü Crystal Palace deplasmanında galip geldi. Edin Dzeko ve Yaya Toure'nin golleri konuk ekibe üç puanı getirdi. Chelsea'nin kritik maçı kazanan taraf olmasıyla Liverpool arasındaki puan farkını üçe indirdi. Bir maçı eksik Manchester City bu karşılaşmayı kazanması durumunda lider ile puanını eşitleyecek, daha doğrusu böyle bir durumda artık lider kendisi olacak. Çünkü aynı puanda olacak iki takımdan Manchester City'nin averajı rakibine göre daha iyi durumda.

Maça gelecek olursak... Son haftalarda, maçlarının ilk 15 dakikasına 2-3 golle başlamaya alışmış olan Liverpool'un, Chelsea karşısında da mücadeleye bu yönde bir beklentiyle girdiğini gördük. Ancak böyle olacağını önceden gören Jose Mourinho, deplasmanda takımına katı bir savunma yaptırdı. Liverpool ne kadar istekli olsa da takım bütünlüğünde ve bloklar halinde savunan rakibini geçmeyi başaramadı. Gerrard'ın bir hatası onlara pahalıya patladı.

Portekizli teknik adam son olarak takımına Atletico Madrid karşısında oynattığı bu oyunu Anfield Road'da da başarıyla uygulattı. Kaleci Schwarzer de günündeydi. Bir kaç iyi kuratrışla o da galibiyette önemli pay sahibi oldu. Kırmızılar Chelsea'ye de, ligin diğer takımlarına çektikleri muameleyi çekebileceklerini düşünerek belli ki yanıldılar. Sonuçta Mourinho'nun taktiği tuttu ve kazanan onlar oldu. Oysa deneyimli hoca Atletico maçını düşünerek bazı önemli isimleri yedek kulübesinde tutmuştu. Ramires cezalıydı. Aslında bu maçtan alacağı bir beraberlik bile şampiyonluk anlamında, son haftaya kadar dizginleri elinde tutmasını sağlamaya yetecekti. Ancak Liverpool hırsının kurbanı oldu. Bu hafta onlar için tek iyi haber belki de Luis Suarez'in aldığı ödüldü. Uruguaylı forvet, Profesyonel Futbolcular Birliği tarafından yılın oyuncusu seçildi. Oylamada Chelsea'nin Belçikalı yıldızı Eden Hazard ise yılın genç futbolcusu olarak belirlendi.

Giggs iyi başladı

Teknik Direktör David Moyes ile yollarını ayıran Manchester United, İskoç teknik adamın yokluğunda ilk maçına çıktı. Geçici olarak hoca koltuğuna oturtulan Galli teknik adam Ryan Giggs, Kırmızı Şeytanlar ile ilk maçında iyi bir sonuç elde etti. Sahasında, düşme hattından kurtulma mücadelesi veren Norwich City’yi konuk eden kırmızı-beyazlılar, Wayne Rooney (2) ve Juan Mata’nın (2) kaydettiği gollerle rakibini 4-0 mağlup etti. Fenerbahçe’den kiralık giden Joseph Yobo bu maçta sakatlığı nedeniyle forma giymezken eski Galatasaraylı Johan Elmander ise Norwich City’de ikinci yarıda oyuna dahil oldu.

Şüphesiz bu maçın en önemi tarafı Ryan Giggs’in Old Trafford çimlerine teknik direktör olarak çıkmasıydı. Alt yapısından yetiştiği Manchester United’da 1990 yılında profesyonelliğe adım atan Giggs, o günden bu yana sadece Kırmızı Şeytanlar’ın formasını giydi. Teknik adamlığa da aynı takımda adım atan 40 yaşındaki Galli futbol adamı, siftah yaptığı mücadelenin ardından yaptığı açıklamada büyük bir heyecan yaşadığını söyledi: “Gururluyum, mutluyum ve biraz gerginim. İlk maçtan iyi bir skorla ayrıldığım için sevinçliyim”.

Yazının devamı...

Moyes'in celladı, Ferguson'un şarabı

22 Nisan 2014

Premier Lig’in son şampiyonu Manchester United, kötü gidişatını bu hafta da sürdürdü. Everton’a konuk olan Kırmızı Şeytanlar sahadan 2-0’lık yenilgi ile ayrıldılar. Büyük bir mucize gerçekleşmezse kırmızı-beyazlılar, ligi Avrupa kupalarına katılma hakkı sağlayacak bir basamakta bile tamamlayamayacaklar.

Son yılların en kötü performansını sergileyen ve 19 yıl aradan sonra ilk kez Şampiyonlar Ligi'ne katılamayacak olan United, bu sezonki 11. yenilgisini aldı. Manchester United’ın altı da beraberliği bulunuyor. Galip gelebildikleri maçların sayısı (17), yenildikleri ve berabere kaldıkları karşılaşmaların toplamına denk geliyor.

ManU artık hayalkırıklığı ile giden sezonun sona ermesini bekliyor. Alex Ferguson’un ayrılmasının ardından yeni hoca David Moyes ile işler bir türlü yoluna girmedi. Ferguson her ne kadar takıma dışarıdan destek verse de; bu dış destek sahadaki varlığını kat kat aratır bir halde. Moyes'in hakkındaki fermanı taraftarlar tribündeki görüntüleriyle çoktan verdiklerini gösteriyorlar. Kırmızı-beyazlı taraftarların, romantik bir şekilde takımın başına tekrar geçmesini umdukları emekli teknik adam ise başka işlerin peşine düşmüş görünüyor.

Emekliye ayrılan Anglo-Sakson’ların en önemli uğraşları arasında yer alan bağ-bahçe işlerine Alex Ferguson da bir kıyısından girmiş gibi görünüyor. Bahçeden çok bağa yoğunlaşan İskoç futbol adamı sahip olduğu şarap koleksiyonunu satmaya karar verdi. Söylenene göre bu şaraplar hocanın Manchester United kariyeri boyunca biriktirdiği nadide eserlermiş. Yaklaşık 5 bin şişe olduğu belirtilen mühimmat, 24 Mayıs’ta Hong Kong’da açık artırma yoluyla satışa sunulacak, ayrıca on-line olarak katılma seçeneği de bulunacak.

Birçoğunun üzerlerinde Ferguson’un imzasının bulunduğu belirtilen şaraplar konusunda bir tahminde bulunan uzmanlar, satışların toplam 5 milyon dolarlık bir getirisi olacağını dile getiriyorlar. Hocanın koleksiyonunun yüzde 75’inin Domaine de la Romanee-Conti denilen Fransız tipi şaraplar olduğu belirtiliyor. Ada kamuoyunun ilgisini çeken konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Ferguson, İngiltere’de kendisinin bir geleneği başlattığını, teknik direktörlerin maçların ardından birbirlerine kendilerinin arşivinden bir şarabı hediye ettiklerini dile getirdi.

Galatasaray Teknik Direktörü Roberto Mancini ile de bu doğrultuda alış verişleri olduğunu dile getiren Fergie o günleri şöyle anlattı: “Manchester City’deyken Mancini hep maçlara bir şişe Sassicaia (İtalya-Toscana yöresi) şarabı getirirdi. Kendisi bunların kalitesine çok güvenirdi, haksız da değildi. Arsene Wenger’in getirdikleri ise daha mütevazı ürünlerdi. Bu konuda Chelsea ise hiç iyi değildi. Bir keresinde onlara daha iyi şaraplarla gelmeleri gerektiğini söylemiştim. Ben bu lafı ettikten bir hafta sonra bir de baktım Abramovich bir kutu dolusu Tignanello göndermiş. Mourinho ise bana bir Barca Velha vereceği sözü vermişti; ancak bu sözünü tutmadı. Bunun üzerine kendisine fırça attım. Bir dahaki karşılaşmamızda elinde Barca Velha ile gelmişti”.

Yazının devamı...