Bir döndü pir döndü

31 Aralık 2013

19. HAFTA

Nicola Anelka, Paris Saint Germain ile profesyonel kariyerine başladı. Arsenal, Real Madrid, Liverpool, Manchester City, Fenerbahçe, Bolton, Chelsea gibi takımlarda oynadı. Oldukça kariyerli yılların ardından bir de Uzakdoğu yaptı. Şangay’da, Chelsea’den takım arkadaşı Didier Drogba ile bir araya geldi. Sonra el ele verip, Çin Seddi’nin üzerinden sekerek Avrupa’ya tekrar geri döndüler. Arkadaşı Galatasaray’a gelirken, Fransız golcü Juventus’a gitti. Bu sezonun başında ise İngiltere’ye, West Bromwich Albion’a transfer oldu.

Anelka’nın Chelsea günlerini hatırlayan Adalı futbolseverler bu transferi coşkuyla karşıladı. 34 yaşındaki oyuncu dönüşünde tekrar parlayabilir ve güzel golleriyle tribünleri ayağa kaldırabilirdi. Sezon başındaki maçlarda fırsat buldu. 7 maçta forma giyse de fileleri havalandıramadı. Sonra sakatlandı. 5-6 maçta bu yüzden forma giyemedi. Derken bu hafta sonu tekrar sahalara döndü. Cumartesi günü Upton Park’ta West Ham United-West Bromwich karşılaşmasında ilk 11’de sahaya çıktı.

Beklenen an gelmişti. Takımı 1-0 gerideydi. Anelka sahneye çıktı. Topu filelere gönderdi. Yetmedi beş dakika sonra bir kez daha belirdi. Yine attı takımını öne geçirdi. Sonuçta 90 dakika 3-3 berabere sonuçlandı. Fransız golcünün golleriyle dönüşü, ‘Düğün gecesi’ olabilirdi; ancak maça asıl yaptığı bir hareketle damga vurdu: “Quenelle”.

Ben de yeni tanıştım, bilmiyordum. Anelka’yla birlikte ilk kez duydum. Ama üzülmeme de gerek yok, meğer İngilizler de yabancısıymış. ‘Made in England’dan ziyade ‘Fabrication francaise’ bir kavrammış. Ve daha ihracatı tam olarak başlamamış. Böyle böyle, yavaş yavaş yayılıyormuş… Fransız komedyen Dieudonne M’bala ilk kez bu hareketi yapan ve meşhur eden kişi. Bir tür ‘ters Nazi selamı’ olarak lanse ediliyor. Hareketin anti-semitist yani Yahudi aleyhtarı bir yönü olduğu da ifade ediliyor. Komedyenin hareketi ortaya çıkardığındaki asıl niyetinin ise temelde İsrail’i eleştirmek olduğu belirtiliyor.

Anelka bu yüzden çeşitli suçlamalara maruz kalarak ‘ırkçı’lık damgası yeme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Fransa Spor Bakanı eleştirdi, Yahudi dernekleri öfke saçtı. İngiltere Futbol Federasyonu ise soruşturma başlattı. Konuyla ilgili Anelka da twitter hesabı üzerinden bazı açıklamalar yaptı. Irkçı veya ayrımcı olmadığını dile getirdi, hareketin özünde sistem karşıtı, muhalif bir yanı olduğunu vurguladı, dinsel bir çağrışımı olmadığını öne sürdü.

O, o anlamda yapmasa da; hareketin Naziliğe ilişkin veya Yahudiliği ayrımcı bir şekilde karşısına alan bir kullanım alanı olduğu bazı geçmiş örneklerle gösterildi. Nazi selamının cezai yaptırımlara yol açmasından dolayı, son zamanlarda spor sahalarında yaygın olarak bilinmedik bir selam ile aynı mesajı vermek ve cezadan da sıyrılmak amacıyla kullanıldığı iddialar arasında. Daha önce Montpellier’den Mathieu Deplagne gol sevincinde hareketi icra etmiş ancak o dönem fazla bilinmediği için ceza almamış.

Müslüman bir futbolcu olarak bilinen Anelka, hareketi Nazi yanlılığından ziyade Filistin’e karşı tutumundan dolayı İsrail’e bir tepki olarak gerçekleştirmiş de olabilir. Sonuçta siyahi bir oyuncunun (kendisi bire bir ifade etmedikçe) ırk ayrımcı bir tutum içinde olduğunu iddia etmek çok kolay bir şey değil. Belki de hareket gerçekten oyuncunun savunduğu manasında kullanıldı. Genel anlamda sistem karşıtlığı suç sayılamayacağı için Fransa’da yetkililer bu hareketi, Nazilikle ilişkili şekilde ifşa eden grupların varlığından da güç alarak, marjinalize edip suç kapsamına almış, en azından üzerinde meşru olmayan bir kimlik yaratmış da olabilirler. Anelka da belki şu anda hareketin bu özelliğinden doğan ve farklı yönlere çekilebilecek anlamlar içermesinden muzdarip olabilir.

Yazının devamı...

En tartışmalı olimpiyat

26 Aralık 2013

Tarihin yirmi ikinci Kış olimpiyatları 7 Şubat’taki açılış töreniyle başlayacak. Rusya’nın Sochi kentinin ev sahipliği yapacağı oyunlar, belki de aylar öncesinden en çok konuşulan kış oyunları oldu. Ülkenin güneyinde Karadeniz’e kıyısı olan bu dört yüz bin nüfuslu kentin oyunlara ev sahipliği yapma hakkı kazandığı 2007 Temmuz’unda IOC tarafından açıklanmış, Sochi sakinleri meydanlara kurulan dev ekranlarda kararı pek de sakin olmayan bir şekilde karşılamıştı.

Rusya’da yürürlüğe konan anti-gay yasası ile uzun zaman önce başlayan tartışmalar her geçen gün daha da büyüdü. Oyunlar çerçevesinde kente gelecek sporcu ve seyircilerin özgürlüklerini kısıtlayıcı uygulamalar tepki çekti.

Sadece gay yasası da değil. Olimpiyatlar başka bir çok açıdan da tartışmalı bir hal aldı. Oyunların merkez üssü olarak belirlenen bölgede gerçekleştirilen kamulaştırma, buradan gitmek zorunda kalan bölge halkı, stat ve diğer tesislerin inşaatlarında faaliyet yürüten işçilerin çalışma koşulları ve buradaki uygulamalara tepki gösterenlerin maruz kaldığı polis şiddeti başta olmak üzere daha pek çok konu beraberinde gerginlik yarattı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ortodoks Kilisesi’nin de desteğini arkasına alarak ‘Anti-gay yasası’ olarak adlandırılan bir yasayı meclisten geçirdi. Başlangıçta ülkenin iç meselesi gibi görülen bu tasarruf, Sochi’deki kış oyunlarının hemen öncesine gelince bir anda uluslararası bir mesele haline dönüştü.

Yasa eşcinsel faaliyetlerin teşhir edilmesini, dışa vurumunu yasaklıyordu. Buna göre kamuya açık alanlarda el ele tutuşan ya da öpüşen eşcinseller cezalandırılacaktı. En çok merak edilen, yazın düzenlenecek dev organizasyonda, dışardan geleceklere de yasanın aynen uygulanıp uygulanmayacağıydı. Öyle ya Rusya topraklarına ayak basan herkes ülkenin kurallarına uymalıydı, bunun istisnası olmazdı. Ancak sonrasında bir çok ülkede başlayan sivil toplum hareketleri, Rus yetkilileri bu konuda daha ılımlı açıklamalar yapmaya zorladı. Sonuçta toprak Rus’tu ama düzenleyecekleri organizasyon çok ulusluydu.

Bir ara bu konudaki tartışmalar o kadar alevlendi ki her kafadan bir ses çıktı. Ağustos ayında Moskova’da gerçekleştirilen Dünya Atletizm Şampiyonası’nda, sırıkla atlamanın kadınlardaki bir numarası Yelena Isinbayeva ülkesinin koyduğu yasaya arka çıkan açıklamalar yaptı. Ama sonra uluslararası kamuoyu baskısı gelince sözlerinin yanlış anlaşıldığını falan söyledi. Ayrıca konuyla ilgili protestolar da ülkeyi karıştırdı, sert müdahalelere sahne oldu. Daha sonra Sochi’deki oyunlarda kitle gösterileri ve protestoların yasaklandığı belirtildi.

Yazının devamı...

Mesut’a yakışmadı

16 Aralık 2013

16. HAFTA

Haftanın maçı Manchester City-Arsenal’di. Adına yakışır bir mücadele oldu. Stada giden seyircilerin verdiği paraya değdi. Tam dokuz gol gördüler. City, Etihad Stadı’ndaki mücadeleyi 6-3 kazandı. Pellegrini’nin takımı Aguero’nun golüyle öne geçti, Walcott cevap verdi. Negredo’nun attığı gol City’yi tekrar öne geçirdi. İlk yarı 2-1 ev sahibi üstünlüğü ile sona erdi. İkinci yarı Fernandinho’nun golü farkı ikiye çıkardı. Walcott’ın golü farkı bire indirdi. Silva tekrar arayı açtı. Sonra Fernandinho bir daha attı. Arsenal’den de Mertesacker bir tane attı. Son dakikada Toure’nin golü skoru belirledi.

Lider Arsenal böylece önemli bir puan kaybı yaşadı. Sezona çok iyi başlayan ve zirveye kurulan Londra ekibinin balonu yavaş yavaş sönmeye başladı. Başlangıçta görece kolay fikstürünün de yardımıyla hızlı yükselen kırmızı beyazlılar, zor maçlar geldikçe duraklama evresine girdi. Manchester United’a yenildiler, Everton ile berabere kaldılar ve Manchester City’ye de yenildiler. Önümüzdeki hafta da zor bir maç onları bekliyor. Londra derbisinde Chelsea ile karşılaşacaklar. Bu kez de işleri hiç kolay değil. Arsenal 35 puanda kaldı, Liverpool bu hafta kazanınca aradaki farkı ikiye indirdi. Chelsea de Liverpool ile aynı puanda üçüncü sırada.

Manchester City-Arsenal karşılaşmasında kırmızı beyazlıların yıldızı Mesut Özil’in başrolünde olduğu iki olay maçta epey bir öne çıktı. Öncelikle maç içinde bir pozisyonda sinirlenen Türk asıllı Alman oyuncu, yan hakeme Türkçe küfür ederken kameralara yansıdı. Karşılaşmanın bitiminde ise bu kez deplasmana kendilerini desteklemeye gelen taraftarları selamlamaya gitmedi. Oyuncunun bu hareketine takım arkadaşı Per Mertesacker çok sinirlendi. Alman futbolcu, vatandaşının yanına giderek kendisine çıkıştı. Mesut’u fırçalayan Mertesacker’in gösterdiği tepkinin fotoğrafları Ada’da kare kare yayınlandı.

Mesut Özil ise facebook hesabından yaptığı açıklama ile özür dileklerini iletti. Mesut şu ifadeleri kullandı: "Karşılaşmanın ardından taraftarlara bizi izlemeye gelmelerinden dolayı teşekkür etmediğim için özür dilerim. Uzak yollardan para vererek maça geldiklerini biliyorum. Maçın sonucundan büyük üzüntü duydum ancak yine de taraftarımızın yanına gidip onlara teşekkür etmem gerekiyordu ve Arsenal'in geleneği kazanmaktır, kaybetmek ya da berabere kalmak değil" ifadelerini kullandı.

Yazının devamı...

Kiralık Katil

3 Aralık 2013

13. HAFTA

Everton haftayı galibiyetle kapadı. Son üç maçında Tottenham, Crystal Palace ve Liverpool ile berabere kalan Liverpool ekibi, tekrar galibiyete ulaştı. Kendi sahasında Stoke City'yi ağırlayan Everton 4-0 ile farklı kazandı. Goller Deulofeu, Coleman, Oviedo ve Lukaku'dan geldi. Puanını 24'e çıkararak haftayı beşinci sırada kapatan Everton'da Romelu Lukaku'nun gollerine ara vermeden devam etmesi dikkat çekti.

Premier lig ekibinde dokuzuncu maçına çıkan 20 yaşındaki Belçikalı forvet, ağları havalandırarak ligde sekizinci golüne imza attı. Chelsea'nin Anderlecht'ten büyük umutlarla aldığı Lukaku, geçtiğimiz yıl West Bromwich'teki macerasının ardından bir kez daha kiralık formasını giydiği bir takımla üstün performansına devam etti.

1993 Mayıs'ında Belçika'nın kuzeyindeki Antwerp kentinde doğdu. Kökenleri Orta Afrika'ya dayanıyordu. Zaire Milli Takımı'nın da formasını giyen bir profesyonel futbolcu, Roger Lukaku'nun oğluydu. Belçika'nın çeşitli takımlarında oynayan Roger, 1996 senesinde Gençlerbirliği forması da giymişti.

Romelu, 5 yaşındayken Rupel Boom takımında futbola başladı. Dört yıl sonra Lierse'nin scout'ları tarafından keşfedildi ve bu kulübün akademisinde yer aldı. 68 maçta 121 gol atan becerisi ülkede ses getirince, 13 yaşındayken Anderlecht tarafından transfer edildi. Köklü kulübün genç takımında üç yıl oynadı, 93 maçta 131 gol kaydetti.

16 yaşına geldiğinde Anderlecht ile profesyonel sözleşme imzaladı. Bu imzanın 10 gün sonrasında Belçika liginde ilk maçına çıktı. Standard Liege karşısında 69. dakikada oyuna dahil oldu. İlk resmi golünü Zulte Waregem'e karşı 89. dakikada attı.

18 yaşına geldiğinde Chelsea onu 22 milyon euro bonservis bedeli karşılığında transfer etti. 5 yıllık sözleşmeye imza atan ve ilk maçına Norwich City karşısında Fernando Torres'in yerine oyuna girerek çıkan Lukaku, sezonun büyük bölümünü ise rezerv takımda geçirdi. Yaşadığı hayalkırıklığını, o sezonun sonunda Avrupa'nın en büyüğü olan takımında Şampiyonlar Ligi kupasını tutmayarak gösterdi. Kendisini bir winner gibi hissetmiyordu.

Yazının devamı...

Bütün stat ayağa!

26 Kasım 2013

12. HAFTA

İngiltere’de futbol taraftarları artık ayakta maç izlemek istiyorlar. Ülke futbol tarihinin en büyük felaketi olarak kabul edilen Hillsborough faciasından bu yana yasak olan, futbol karşılaşmalarını ayakta izlemek konusunda Ada’da önemli gelişmeler oluyor.

1989’da Sheffield Wednesday’in sahası Hillsborough Stadı’nda oynanan Federasyon Kupası yarı final maçında Liverpool ile Nottingham Forest karşı karşıya gelmiş, karşılaşmada yaşananlar ülke tarihine kara bir leke olarak geçmişti. Tamamı Liverpool taraftarı olan 96 kişi çıkan olaylarda ezilerek can verirken, 766 kişi de yaralanmıştı.

Olayın ardından Taylor raporu olarak anılan rapor hazırlandı. Bu rapor olayların ortaya çıkış sebeplerini, sonuçlarını ve konuyla ilgili yapılabilecek düzenlemeleri içeriyordu. Güvenlik güçlerinin zafiyetlerini ana unsur olarak ortaya seren rapor İngiliz futbolunun geleceğiyle ilgili önemli değişiklikleri beraberinde getirecek düzenlemeler de içeriyordu. En önemli reformlardan bir tanesi statların düzenlenmesi ile ilgili olanlardı. Bunların içinde de en çok göze çarpan husus, ülkedeki tüm statlarda ayakta seyirci alımının yasaklanmasıydı. Buna göre artık bütün statlar koltuklu olacak ve statların tamamında seyirciler futbol maçlarını oturarak izleyeceklerdi. Gerek İngiliz, gerekse İskoç futbolundaki tüm statlar 1994 yılından itibaren bu kuralı uygular hale getirildi.

Düzenlemenin Ada futbolunu nasıl değiştirdiğini anlamak için maçlardaki atmosferin dönüşümü kadar, ülkede pek çok stadın da o tarihlerde inşa edildiğine bakmak gerekir. Kimi kulüp statlarında bu değişiklikleri uygularken, kimi ise farklı bölgelerde düzenlemeye uygun yeni statlar inşa etmeye girişiyordu. Bu değişim, ‘teras’ diye tabir edilen koltuğun bulunmadığı, dünyanın en meşhur ayakta maç izlenen bazı tribün ortamlarını da tabiri caizse vuruyordu. Liverpool’un Spion Kop tribünü, Manchester United’ın Stretford End’i ve Aston Villa’nın Holte End’i bunlar arasındaydı.

Yazının devamı...

Ronaldo'nun hakkı

22 Kasım 2013

Cristiano Ronaldo mu yoksa Lionel Messi mi daha iyi?

Futbol dünyasında ısıtıp ısıtıp tekrar önümüze konan bir bomba. Okuyucunun ilgisini çekiyor, futbolseveri heyecanlandırıyor ve haberi çekici kılıyor.

Kimi Messi der, kimi Ronaldo... Değişmez Messi destekçileri ya da her zaman Ronaldo'nun arkasında duran sadık takipçileri vardır. Onların dışında kalanlar (çoğunluk) ise bu soruya olan yanıtını konjonktürel olarak verir.

Messi'nin harikalar yarattığı, Barcelona'nın sahada rakipleriyle ortada sıçan oynadığı dönemlerde 'Messi' sesleri daha yüksek çıkar, Portekizli'nin esamesi pek okunmaz. Ronaldo'nun coştuğu günlerde ise en iyi oyuncu mutlaka odur. Messi olsa olsa Barça gibi iyi bir takımda oynamanın ekmeğini yiyor ama Ronaldo takımı tek başına taşıyordur. Öyle olmasa Messi neden aynı başarıları Arjantin Milli Takımı'yla gösteremesindir.

***

Tabi futbolun bir estetiği var. Ve estetik sahibi her şey kişisel değerlendirmelere tabi. Bu yüzden 'en iyi'nin herkes için başka başka olması, kiminin Messi’yi kimininse Ronaldo’yu daha çok beğenmesi doğal. İki oyuncuyu karşı karşıya getiren tartışmada işin içine 'Altın Top' girince ise mevzu daha da rekabetçi bir hale giriyor, somut veriler ışığında bir tanesini öne çıkarma zorunluluğu doğuyor.

FIFA'nın dünyada yılın en iyi futbolcusuna verdiği prestijli ödül, son yıllarda hep Messi ile Ronaldo'nun çekişmesini beraberinde getirirken sonunda kazanan hep Arjantinli oluyor. 2009'a kadar France Football tarafından verilen ödül, son üç yıldır ise artık FIFA tarafından takdim ediliyor. FIFA döneminde üst üste üç kez kazanan Lionel Messi oldu.

Milli takımların teknik direktörleri, takım kaptanlarıile uluslararası medya mensuplarının oylarıyla kazananın belirlendiği yarışta 2010 yılında Messi'nin kazanması doğaldı. Çünkü bireysel istatistiklerinde rakibinden üstün olan oyuncunun takımı da aynı yıl şampiyonluğu elde etmişti.

Yazının devamı...