Alkol yasağı demokrasiye zararlıdır

AKP iktidarının bu kez kamu baskısı ile değil ama doğrudan yasa marifetiyle dayattığı alkol yasağının maksadının aslında ne olmadığını önce izah edelim, başka bir yazıda da gerçek maksadın Türkiye, demokrasi ve siyasal İslam açısından anlamı üzerinde dururuz.
Evvela Sayın Başbakan’ın görünürdeki “gençliği koruma” kaygısının gerçeklikle ne kadar alakalı olduğuna bakmak gerekiyor.
Acaba genç nesil, Başbakan Erdoğan’ın ifadesindeki gibi “şaribül leyli ven nehar”, yani gece gündüz içki içen, devamlı sarhoş gezen bir durumda mıdır?
Başbakan’ın şu sözlerinden ne anlaşılıyor: “Gece gündüz içen, gece gündüz böyle sekr (Eski dilde sarhoş) halinde kafa kıyak dolaşan, böyle bir nesil istemiyoruz”.
Bugün Türkiye’de böyle “kafası kıyak, sekr halinde dolaşan” bir nesil mi vardır da Başbakan bu nesli istememektedir, yoksa gelecekte böyle bir neslin türemesinden mi kaygılıdır?
Türkiye’de alkolizmin toplumsal bir sorun olduğunu ya da olma yolunda ilerlediğini gösteren herhangi bir istatistiki veri yok. Bir sosyal sorun olarak alkolizm ya da aşırı içki tüketme eğiliminin tezahürleri, mevcut olduğu ülkelerdeki günlük hayatta zaten çıplak gözle gözlemlenebilir.
Türkiye’de ise bu mümkün değil.
Türkiye’nin kışın hava sıfırın altına düştüğünde sokaklarda donarak ölen sarhoşları yok; hafta sonları çılgınca içip büyük şehirlerinin meydanlarını bir kusmuk ve idrar deryasına çeviren insanları yok; metrolarda sızıp kalan ayyaşları yok... Ama bu durumların hepsine fazla alkol tüketilen ülkelerde rastlayabilirsiniz.
Peki, mesela İstanbul’un Ortaköy kıyısında bir bankta oturan birkaç genç insan ellerinde bira kutuları ile görüldüklerinde, problem bu gençlerde midir, yoksa onları zihnindeki “ayyaş, alkolik ya da zındık” başlıklı algı kalıbına insiyaki biçimde yerleştiren İslamcı muhafazakarda mıdır? Türkiye’deki alkol tüketimi verileri üzerinde bir miktar durup düşünmemiz bu soruya cevap vermemize yardımcı olabilir.
Türkiye’de 1.5 litre olan 15 yaş ve üzerindeki kişi başına düşen saf alkol tüketimi miktarının, OECD ve AB ortalamalarının açık ara gerisinde olduğu, yazılıyor ve söyleniyor.
1.5 litre saf alkol, 30 litre biraya eş değer. 30 litre bira, 33 cl’lik 90 kutu demektir. Türkiye’de sadece bira tüketiliyor olsaydı, bunun ortalaması yetişkin kişi başına haftada sadece 1,7 kutu olacaktı.
Türkiye’deki 22.00-06.00 arası alkol satışı yasağı dün bir iktidar yanlısı gazetede, İsveç, İrlanda, Büyük Britanya, Finlandiya, Litvanya, Fransa gibi demokratik ve laik ülkelerden kısıtlama örnekleri verilerek savunuluyor ve bu nevzuhur yasak, “Onlarda var, bizde neden olmasın?” mantığıyla destekleniyordu. O ülkelerde tabii ki sert tedbirler almak doğrudur ve gereklidir. Çünkü OECD verilerine göre 15 yaş ve üzeri kişi başına saf alkol tüketimi 2010 itibarı ile İsveç’te 7.3, İrlanda’da 11.9, Büyük Britanya’da 10.2, Finlandiya’da 9.7, Litvanya’da 12.6 ve Fransa’da 12 litre olarak ölçülmüştü.
Türkiye’de ise tüketim 2010’da sadece 1.5 litre! Arada uçurum var. OECD’nin en az alkol tüketen ülkesiyiz ve bu hep böyleydi.
Türkiye’de alkol tüketimi 1976-79 döneminde tavan yaptı. Hani şu biranın kahvehanelere girdiği yıllar. Peki, tavan neydi biliyor musunuz? Sadece 2 litre!
AKP iktidarının ilk yılında 1.5 litre olan tüketim, 2006’da bir ara 1.2’ye düşmüş sonra 2008’de 1.5’a çıkmış; o yıldan beri sabit. Artış trendi yok ki durum endişe verici olsun.
O halde bu maksadını çok aşan yasaklar, gayretkeşlikler, birçok koldan sürdürülen kampanyalar niye? “Kamu sağlığını korumak” mı gerçekten söz konusu olan? Hiç ikna edici değil. Siz haftada 1-2 kutu biraya kafayı taktıysanız, insanlara onu bile içirmemeye niyetliyseniz, o başka.
O zaman bu yasakları, “kamu sağlığının korunması” maksadının meşru zemininde tartışmayacağız. Bu yasakları, İslamcı gündemin parçası, demokratik meşruiyeti olmayan, ideolojik motifli bir hak ve özgürlük ihlali, baskıcı bir toplum mühendisliği projesi olarak görüp, bu zeminde tartışacağız.