Demokrasinin erdemine Fransız kalmışsınız...

Fransa Senatosu’ndan 77 senatör ve Ulusal Meclis’ten 65 milletvekili “Ermeni soykırımının inkârını cezalandırma yasası”nın Fransa Anayasası’na aykırı olduğu tezini ileri sürerek Anayasa Konseyi’ne önceki gün iki ayrı iptal başvurusunda bulundu. Konsey bir ay içinde kararını verene kadar yasanın yürürlüğü askıda.
Türkiye’yi yönetenler doğal olarak iptal başvurularını selamladılar.
En başta Başbakan... “Beklentiler istikametinde verilecek bir kararla bu hakka uygun olmayan süreç tekrar Fransa’nın değerleriyle uygun hale gelir diye düşünüyorum” dedi.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, “Fransız senatör ve milletvekilleri bu adımla kendi değerlerine sahip çıkmışlardır” diye konuştu.
Biz de soralım; gönderme yaptıkları bu “Fransa’nın değerleri” nedir acaba?
Herhalde kastettikleri, ifade ve basın özgürlüğü başta olmak üzere demokrasinin erdemi ve evrensel değerleridir.
Madem ki Sayın Erdoğan ve Davutoğlu “Fransa değerlerini” hatırlatıyorlar, o halde biz de hiç hazzetmediklerinden adımız gibi emin olduğumuz Aydınlanma’nın büyük düşünürü Voltaire’i onlara hatırlatalım. Ve doğru ya da yanlış, Fransa’nın bu değerine atfedilmiş, ifade hak ve hürriyetini taçlandıran o veciz cümleyi analım burada:
“Söylediklerinizle hemfikir değilim; ama bunları söyleme hakkına sahip olmanız için ölüme kadar mücadele ederim.”
Toplam 142 Fransız parlamento üyesi, tam da şunu söylüyorlar Türk hükümetine ve Türk kamuoyunun çok büyük bir kısmına:
“Soykırımı inkâr etmenizle hemfikir değiliz; ama ‘Soykırım olmamıştır’ deme hakkına sahip olabilmeniz için sonuna kadar mücadele ederiz.”
Bu arada siyasete, Türkiye seviyesindeki sorunlu biat ve icazet kültürünün zaviyesinden bakanlar açısından hayret uyandırıcı olması gereken, bu iptal başvurularına iktidar partisi milletvekili ve senatörlerinin verdiği destektir herhalde...
İptal başvurusunda imzası bulunan 65 milletvekilinden çoğu Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin partisi “Halk Hareketi için Birlik” (UMP) üyesi. Zaten Ulusal Meclis’teki iptal başvurusu hareketini başlatanlar da UMP milletvekilleri.
Senato’daki 77 imzacı arasında da her parti ve görüşten, dolayısıyla UMP’den de bolca senatör var.
Voltaire’e atfedilen cümle bu UMP’lilerin tavrına uyarlansaydı, “... ‘Soykırım olmamıştır’ deme hakkına sahip olabilmeniz için Sarkozy’nin gazabını üzerimize çekmek ve siyaseten mevta olmak pahasına mücadele ederiz” diye mi yazılacaktı?
UMP’lilerin “cesaretine” bakıp da hayret edenler açısından, evet, aynen böyle yazılacaktı.
Ancak vaziyet öyle değil; aslında burada kaybeden, iptal başvurusuna imza atanlar olmaktan ziyade bizatihi Cumhurbaşkanı Sarkozy. UMP’li senatör ve milletvekillerinin “soykırım yasası” için iptal başvurusunda bulundular diye siyasi mevtaya dönüşmeleri, ancak Fransa’daki siyaset Türkiye’deki parti içi diktatörlük kurallarıyla işleseydi söz konusu olabilirdi.
Ve nihayet, “Her şerde bir hayır vardır” sözünü anımsatırcasına Sarkozy’nin soykırım yasası girişiminden çıkan hayır da demokrasinin yüce değer ve erdemlerinin bu vaka vesilesiyle adeta resmigeçit yapması oldu.
Demek ki gerçek demokrasi, dört yılda bir seçim yapmaktan çok daha fazlasını ifade eden bir rejimin adıymış.
Ve değeri, Türkiye’nin vaziyeti ile mukayese edilince daha bir görülür ve anlaşılır hale geliyor.
Demokrasi, iktidarın fahiş hata ve sapmalarını düzeltme imkânı veren kontrol ve fren mekanizmaları sunduğu için erdemlidir. Ve bu erdemin kırıntısı Türkiye’nin rejiminde yoktur.
Bizde benzer bir sorunlu durumda, iktidar partisi AKP’nin meclis grubunun içinden liderin iradesine meydan okuyan bir itiraz yükselebilir miydi?
Hayır, çünkü Türkiye’de AKP’de veya başka bir yerde parti içi demokrasi yoktur. Parlamento üyeleri, oradaki mevcudiyetlerinin sebeb-i hikmeti olan diktatör genel başkanın siyasi iradesine ram olmuşlardır.
Medyada özgür bir tartışma yapılabilir miydi?
Hayır, medyanın yarısından çoğu bu iktidarın borazanı yapılmış; geri kalanında oto-sansür egemen kılınmıştır.
Mevcut Cumhurbaşkanı, muktedir siyasi misyonun temsilcisi olduğu için, şike konusu ve vekil maaşları gibi maliyetsiz konuların haricinde kontrol ve dengeleme görevini zaten ifa etmemektedir.
İki kamaralı meclis de olmadığına göre, kontrol ve dengelemede son durak yüksek yargıdır ki o da 2010’daki anayasa değişikliği referandumuyla iktidarın iradesine tabi hale getirilmiştir.
Bizde Başbakan hata yaptığında ona “Hop dedik” diyen çıkamaz; beğenmediğiniz Fransa’da çıkar.
Türkiye’yi yönetenlerin bir gün değil, her gün “Fransız kaldıkları” konu demokrasinin erdemleridir.