Hocalı kurbanlarını, kurban etmeden anmak

Türkiye’deki hâkim milliyetçiliğin tezahürleri, geçen pazar Taksim’de düzenlenen “Hocalı katliamını anma gösterisi”nde de görüldüğü üzere kaygı verici seviyede marazi bir hal almaya başladı.
Irkçılık, lümpenizm ve holiganizmin aynı potada eridiği, “vatana ve millete” zararlı bir milliyetçilik bu...
Bundan 20 yıl önce, kıyaslanabilir derecede hasta bir milliyetçiliğin eliyle işlenmiş nefret edilesi bir katliamı telin etmek, günümüz Türkiye’sinde ırkçılık yapmadan, nefret suçu işlemeden mümkün olamıyorsa, bundan en çok zarar görecek olan, Hocalı katliamı kurbanlarının büyük insanlık katındaki hatırasıdır.
Geçen pazar Taksim’de Sayın Başbakan’ın dediği gibi “münferiden” değil, maalesef “müctemian” yani yaygın biçimde, topluca taşınan döviz ve pankartlardaki ırkçı ve faşizan sloganları anımsatmaya mecburum:
“Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz”...
“Bugün Taksim, yarın Erivan, bir gece ansızın gelebiliriz”...
“Ceddim soykırım yapsaydı dünyada bir tane bile Ermeni kalmazdı”...
“İşgalcisiniz, katilsiniz, hepiniz Ermenisiniz”...
Bir de bayrak kırmızısına boyanmış ay-yıldızlı Türkiye haritası; üzerine de “Dar geliyor” yazmışlar.
Taksim’de, Türkiye’nin kalbinde, kan donduran bir nefret...
Ne var ki nefret de sevgi kadar insana özgü bir duygudur.
Ve “insan gibi” nefret etmeyi bilmek ya da bilmemek, meselemiz olmuştur.
Uygar insan, nefretiyle, onu en azından evcilleştirmek için mücadele eder.
Uygarlıktan nasibini almamışların ise öldürmek için bırakın nefret etmeyi, “çok sevmeleri” bile yeterli oluyor.
Keşke geçen pazar günü Taksim’de bir “münferit hadise” görmüş olsaydık. İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in alandaki mevcudiyeti mesela...
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin, kamu düzeni ve güvenliğini teminle mükellef polis teşkilatından sorumlu bakanının, geçen pazar Taksim’de işlenen “halkı kin ve düşmanlığa açıkça tahrik” suçuna varlığıyla meşruiyet atfetmemiş olmak için en azından alanı terk etmesi gerekirdi.
İdris Naim Şahin bunu yapamıyorsa, konuşmasında nefret saçan pankartlara tepkisini dile getirmek suretiyle hükümetinin bu suça iştirak etmediğini göstermeliydi.
Hiçbirini yapmayınca, Sayın Bakan’ın Taksim’deki resmi hüviyeti o pankartların manasıyla hemhal oldu.
Ve nihayet, Türkiye’de devletin içinden de desteklenen bir sokak milliyetçiliğinin giderek, ülkesine felaket getirmiş Sırp milliyetçiliğine benzemeye başladığının farkında mısınız?
Lümpen, histerik bir Osmanlıcılık ve sözde dincilikle malul, ülkenin mezhepsel ve etnik azınlıklarına nefretle bakan ve bu oranlarda çirkinleşen bir zamane milliyetçiliği bu... Bir türlü akıl ve soğukkanlılıkla yüzleşmeyi beceremediğimiz Ermeni sorununun son kertede bir ağır tahrik unsuruna dönüşerek etki etmesiyle, bu milliyetçiliğin vahameti ve maliyet riski artmaktadır.
Bu bağlamda Fransa’daki Anayasa Konseyi’nin, Ermeni soykırımının inkârını cezalandıran yasa tasarısını Fransız Anayasası’na aykırı bularak önceki gün külliyen iptal etmesi, beni en çok işte bu tahrik unsurunun ülke dışından şimdilik kaydı ile daha da artırılmayacak olması bakımından sevindiriyor.
Fransa’da “Bilgeler” (Les Sages) diye de anılan Anayasa Konseyi üyelerinin önünde, yasa tasarısının kısmen iptali ya da kendilerince yorumlanarak tatbikinin sınırlandırılması gibi seçenekler de mevcuttu. Toptan iptal, legalist ve anayasacı bir tercihi yansıtıyor.
Kararın siyasi sonuçları açısından da bilgece olduğu su götürmez.
Amma ve lakin sevincimiz geçici olmaya namzet. Çünkü mesela Sosyalistlerin Cumhurbaşkanı adayı François Hollande, ikinci turu 6 Mayıs’ta yapılacak seçimlerden galip çıktığı takdirde “inkâr yasası” dosyasını uygun zaman ve koşullar altında yeniden ele alıp sonuçlandırma sözü verdi seçmenlerine...
Hollande anketlerde Sarkozy’nin açık ara önünde görünüyor.
Yani Elysee’ye Sosyalist bir Cumhurbaşkanı yerleşse de “sorun” tehditkâr mevcudiyetini koruyacak.
1915’in yüzüncü yılı yaklaşırken Ermeni diaspora örgüt ve mensupları da boş durmayacaklar ve uğradıkları bu ağır yenilgiyi telafi etmek için çabalarına hız verecekler.
Diğer taraftan Türk-Fransız ilişkilerinde, her iki ülkeye de değişen oranlarda zarar vermesi kaçınılmaz bir krizin Fransız Anayasa Konseyi kararıyla ötelenmesi ayrıca memnuniyet vericidir. Çünkü Suriye krizi iki ülkeyi de birbiriyle konuşmaya mecbur ediyor.