Lozan ve Kürtçe

Lozan ve Kürtçe


     Lozan Andlaşması gereğince, herhangi bir Türk vatandaşının dilediği bir dili - örneğin Kürtçeyi - yazılı bazında veya radyo ve televizyon yayınlarında kullanmakta tamamen özgür olduğunu, "Tabuları yıkalım" başlıklı yazımla açıklamıştım (Milliyet, Entellektüel Bakış, 10.9.1999).
       Böylece Lozan'ın anılan hükmü ilk defa kamuoyunun dikkatine getirilmiş oluyordu. Buna rağmen, basınımız o zaman bu konu üzerinde pek durmadı.
       Ancak, aradan yaklaşık bir yıl geçtikten sonra AB üst düzey temsilcisi Verheugen'in Ankara'ya yaptığı ziyaret sırasında Kürtçe radyo ve TV yayın konusu gündeme gelince durum birden değişti ve birçok köşe yazarımız makalelerinde Lozan'ın anılan hükmüne dayanarak Kürtçe konuşan vatandaşlarımızın bu haklarından yararlanmaları görüşünü savundular.
     Bu arada, bazı akademisyen dostlarımız Lozan'a ilişkin "yorumlarımızın" hatalı olduğu hususunda bizi uyardılar. Ayrıca, resmi makamlarımızın da bu görüşte olduğu tarafımıza intikal etti. Bu nedenlerle biz de konu üzerine bir kere daha eğilmekte yarar gördük.
       * * *
       Lozan Andlaşması'nın 39. maddesinin 4. ve 5. paragrafları şöyledir:
     "Herhangi bir Türk uyruğunun, gerek özel, gerekse ticari ilişkilerinde, din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.
       Devletin resmi dili bulunmasına rağmen, Türkçeden başka bir dil konuşan Türk uyruklarına, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilmeleri bakımından uygun düşen kolaylıklar sağlanacaktır."
       Görüleceği üzere, 4. paragraf hiçbir yorum gerektirmeyecek kadar açık... Yalnız, o dönemde radyo yayınlarının çok sınırlı olması ve TV yayınlarının hiç olmaması nedeniyle, paragrafta görsel ve işitsel medyaya atıfta bulunulmamıştır. Ancak, paragrafın çağın gereklerine göre yorumlanması zorunludur. Bu da, her Türk uyruğunun dilediği dilde radyo ve TV yayını yapmak özgürlüğüne sahip olduğu anlamına gelir.
       * * *
       Şimdi gelelim, akademisyen dostların görüş ve gerekçelerine.
     Bilindiği üzere Lozan Andlaşması'nın "Azınlıkların Korunması" başlıklı III. kesiminde yalnızca Müslüman olmayan vatandaşlara azınlık statüsü tanınmıştır. Bir başka deyişle, azınlık kavramı açısından "din ölçütü" (müslim / gayrimüslim) esas olarak alınmış, dil veya ırka dayalı azınlık kavramı kabul edilmemiştir.
       III. kesimdeki 38. maddeden 44. maddeye kadar olan maddelerde yer alan düzenlemeler "azınlıkların korunmasına" ilişkin hükümler içermektedir. Durum böyleyken, yukarıda belirtmiş olduğumuz üzere, 39. maddenin 4. paragrafında "tüm Türk uyrukları" kapsayan birtakım haklar getirilmektedir.
       Akademisyen dostlarımız işte bu nokta üzerinde durmakta ve Türk vatandaşlara bazı haklar tanımaya yönelik söz konusu hükmün Lozan Andlaşması'nın genel sistematiği açısından bu kesimde yer almasının çelişkili bir durum yarattığını ileri sürmektedirler.
       Ayrıca, andlaşmada, sadece gayrimüslim azınlıkların varlığı tanınmış olduğundan, azınlık statüsünde olmayan birtakım gruplara da bazı hakların (konuştukları dilde basın ve yayın özgürlüğü) tanındığı sonucuna varılamayacağını vurgulamaktadırlar.
       Bizce, bu görüşün iler tutar bir yeri yoktur. Şöyle ki:
       Andlaşmalar hukuku açısından genel yorum kuralı, "andlaşmanın içeriği ile bağlantılı olarak, konu ve amacının ışığı altında terimlerin olağan anlamına uygun ve iyi niyetle yorumlanmasıdır" (Viyana Andlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, madde 31).
     Bu ilke ışığında, 39. maddenin 4. paragrafında yer alan terimlere olağan anlamları verildiğinde hükmün anlamının çok açık olduğu ve dolayısıyla bu terimlerin yorumlanmasına gerek olmadığı kesindir. Esasen, Lozan tutanakları da bu hususu teyit ediyor.
       * * *
       Lozan müzakereleri sırasında azınlıklar sorunu hararetli tartışmalara yol açmıştır.
       Müttefikler, Ankara Misak - ı Millisi'nin, Avrupa andlaşmalarında yer alan azınlıklar yararına hakların Türkiye'deki azınlıklara da aynen verileceğini taahhüt eden 5. maddesine dayanarak, ırka ve dile dayalı azınlıklar kavramını Türk heyetine ısrarla kabul ettirmeye çalışmışlar ve ilk aşamada bu yolda istedikleri sonucu elde etmişlerdir.
     Nitekim, İsmet İnönü'nün katıldığı Birinci Komisyon'da, Türkiye'deki azınlıklara Avrupa andlaşmalarında yer alan düzenlemelere uygun garantilerin verilmesi karara bağlanmıştır. (Birinci Komisyon'un 31 Aralık 1922 tarihli oturumuna ilişkin 14 sayılı tutanak).
     Bu karar, Dr. Rıza Nur'un temsilci olarak katıldığı Azınlık Alt Komisyonu'nda bozulmuştur. Temsilcimiz, ırk ya da dile dayalı azınlıkların korunması ilkesini kabul etmemekte sonuna kadar diretmiş ve başarılı olmuştur.
       Görüleceği üzere Lozan Andlaşması Kürt halkına azınlık statüsü tanımayarak ayrıcalığa yol açan bir durum yaratmamıştır. Buna mukabil, ortak hukuk ve bireysel haklar çerçevesinde kendi dillerini yazılı basın ile radyo ve televizyon yayınlarında kullanma ve bu bağlamda kendi kimliklerini benimseme hakkını tanımıştır.
       Bu gerçeğin, Sayın Mesut Yılmaz ile Sayın İsmail Cem tarafından da Türk halkına yukarıdaki açıklıkla duyurulmasının son derece faydalı olacağı kanısındayım.


Yazara E-Posta: selekdag@milliyet.com.tr

7 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber