209'un kahve falına bakıyorum...

2008’de başladı ve yılın olayı niteliğini kazanabilecekken, savcının kamuoyunda soru işaretlerinin çıkmasına neden olan bazı gözaltıları ve iddianamedeki bazı zorlamalar, sadece telefon dinlemelerine dayandırılan iddialar ve gereksiz bilgilerin yayınlanması ERGENEKON davasına gölge düşürdü.
Bu dava, 2009 yılında kolay kolay bitirilemeyecek gibi görünüyor. Daha doğrusu, 2009 Ergenekon efsanesinin yol ayrımını oluşturacak. Ya savcılık kimsenin beklemediği süpriz tanıklar ve yeni bilgilerle haklı olduğunu bizlere ispat edecek veya bir süre sonra medya’nın ilgisi azalacak ve dava gündemden düşecek.
Ergenekon başlangıçta gerçekten bir ilk idi.
İlk defa, resmi Devlet’in dışındaki yasa dışı faaliyetlere el atılıyordu. Ne ve kim olduğu tam belirlenemese dahi, Derin Devlet ilk defa yargı önüne getiriliyordu.
Bu açıdan büyük heyecan yaratmıştı.
20 Ocak sabaha karşı,Veli Küçük ile 8 kişinin gözaltına alınmalarıyla başlayan heyecan dalgası; 21 Mart’ta Cumhuriyet gazetesi başyazarı ilhan Selçuk, Doğu Perinçek ile hayal kırıklığına dönüşmüş, 1 temmuz günü de iki Orgeneral’in (Hurşit Tolon ve Şener Eruygur) gözaltına alınmalarıyla işin ciddiye bindiği izlenimini yaymıştı.
Susurluk soruşturmasında Asker’in kılına bile dokunulamamıştı. Bu defa iki Orgeneral hem de ordunun denetimindeki konutlardan alınıyordu.
Ergenekon konusunda hala soru işaretleri var.
2009’da, Hırant Dink cinayetine göz yumanlarla, Danıştay katliamı, rahip Santoro cinayeti ve diğer olayları organize edenlerle Derin Devletin ilişkisi ortaya çıkarılabilirse, ne ala...Aksi halde, Derin Devlet yine hesap vermekten kurtulacak.


AKP'nin yükseliş dönemi bitecek
2009’un siyasi açıdan en önemli gelişmesi yerel seçimler olacak. Genelde yerel seçimler iktidarlara yarar. Belediyelerde çıkarı olanlar, iktidara sahip partinin adayına oy verirler.
AKP bu açıdan avantajlı. Öte yandan, muhalefetin adayları, birkaç yer hariç, genelde zayıf. Yani rekabet yok. Hele kömür ve yiyecek dağıtımının da etkisi düşünülürse, AKP’nin bu seçimleri kolayca kazanması beklenir.
Ancak, bu partinin yavaş yavaş iktidar yorgunluğuna ve prestij erezyonuna uğradığını da unutmamalıyız. Yolsuzluk iddiaları, toplumdaki bıkkınlık hissi ve daha da önemlisi, ekonomik krizin önümüzdeki aylarda etkisini, özellikle işsizlik alanında göstermeye başlaması AKP için büyük bir hendikap yaratacak.
Seçimde iktidar partisinin kaç belediye kazandığına değil, oyların yüzde kaçını elde ettiğine bakılacak. Sonuç, genel seçimlerdeki yüzde 47 ile karşılaştırılacak.
Üstelik bu defa laik kesim, bloklaşarak oy kullanacak. Yani herkes kendi kampına çekilecek.
Bütün bu hesaba, DTP’nin Güneydoğu’da eskiden kaybettiği oyları geri alacağını da eklersek, AKP’nin yüzde 47’nin altına düşmesini bekleyebiliriz. Yani 2009, Yükseliş Döneminin Sonu olacak.


AB, müzakereleri askıya alamayacak
2009’un en kritik gelişmesi, Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinde yaşanacak. Zira 2006 Aralığındaki kararında AB, Türkiye’nin Kıbrıs gemi ve uçaklarına hava ve deniz limanlarını açmadığı, yani Gümrük Birliğine uyum göstermediği taktirde, katılma müzakerelerinin statüsünün 2009 Aralığında gözden geçirileceğini belirtmişti.
2009’da Kıbrıs’ta bir çözüm bulunabilineceğini hiç sanmıyorum. Ne Türk, ne de Rum tarafında böyle bir siyasi niyet görülüyor. Bu olasılıkta da AB’nin 2009 Aralığında müzakereleri tümüyle askıya alması söz konusu. Böyle bir gelişmeyi sadece, Türkiye’nin reformlarını inanılmaz bir şekilde gündeme alması ve hızlandırması önleyebilir ki, böyle bir olasılığı da pek göremiyorum. AKP, önümüzdeki yıl da AB konusundaki heyecansızlığını –beklenmedik bir olay çıkmazsa- sürdürecek gibi görünüyor.
Peki, bu durumda AB, Türkiye ile ilişkileri koparabilecek mi? Zira, müzakerelerin askıya alınması demek, bir daha başlatılamayacağı demektir. 27 ülkenin karşılığında ödün almadıkça, “evet” oyu vermesini beklemek saflık olur.
Ben herşeye rağmen, AB’nin Türkiye ile tüm ipleri koparmak isteyeceğine inanmıyorum. Komisyon, böylesine geri dönülmez bir yol önermeyecektir. Büyük olasılıkla, Türkiye’ye birkaç yıl daha süre tanınacaktır.


Ekonomik kriz, yıl sonuna kadar acıtacak...
2009’un en tatsız yanı, 2008’in bize bıraktığı krizin gelişmesi olacak. Önce mali kriz idi, sonra reel ekonomiye atladı. Türkiye’nin üzerinden teğet geçecek sanıyorduk, olmadı.
Dışardan beklediğimiz fonlar gelmeyecek.
Kıyamet, önümüzdeki aylarda kopacak.
Şirketlerin ilk alacakları önlem de, işçi çıkartmak olacak.
Bu krizin başlangıç yeri ABD. Oradan Avrupaya sıçradı. Faturayı herkes ödeyecek.
Genel beklenti, 2009’un sonuna, hatta 2010’un ilk yarısına kadar sıkışıklığın sürmesi.
ABD ve Avrupa kendi şirketlerini koruyabilmek için inanılmaz büyük fonlar oluşturdular. Bizim hükümetimiz ise, önce görmezden geldi, sonra baktı ki kurtulamayacak kolları sıvadı. IMF ile anlaşma ve bazı kolaylıklar sağlayarak, krizi bir çöküşe dönüştürmemeye çalışacak.
AKP’nin en büyük korkusu işte bu kriz.
Ne CHP, ne de MHP veya başka bir partinin etkili politikalarından dolayı değil, AKP bu krizin açacağı büyük yaralardan korunamayacağı için oy kaybedecektir.
Ben kriz konusunda karamsarım. Bugünkü resmi tutum değişmedikçe, işin içinden çıkamayacağımızı veya çok kan kaybedeceğimizi sanıyorum.


PKK, şiddeti arttıracak ancak başaramayacak
2009’da gündemimizin en önemli ve değişmez maddesi yine PKK terörü olacak.
Yerel seçimlerde çıkacak sonuca göre terörün şiddeti artacak veya biraz azalacak. Ancak hiçbir zaman bitmeyecek.
PKK yine kentleri vuracak... Güvenlik güçlerine yönelik baskınlar düzenleyecek ve kamuoyunun dikkatini üzerinde tutacak. Çok kan dökülecek, ancak PKK yine istediğini elde edemeyecek.
En büyük kaybı, Kuzey Irak’taki eski rahatlığı olacak. Kandil’deki mağaralarını ve eğitim merkezlerini kaybetmeyecek, ancak sınır boyunca artık eskisi gibi kamp kuramayacak. Avrupa ve diğer kaynaklardan silah ve techizat akımı, örgüt yöneticilerinin güvenlik içinde dolaşmaları imkansızlaşacak.
Bunun başlıca nedeni de, Türk hükümetinin Barzani yönetimine yönelik tutumunu değiştirmesi, Barzani’nin de Türkiye’yi kendine düşman etmemek için politikalarında ince ayar yapmayı kararlaştırmalarıdır.
2009’da Ankara ile Erbil arasındaki ilişkiler daha da ısınacak, karşılıklı gidiş-gelişler artacak ve yeni bir süreç başlatılacak.
Bu açılım, Barzani’nin PKK’yı Kuzey Irak’tan atması, PKK’ya karşı savaşması anlamına gelmeyecek, ancak Türkiye’nin elini rahatlatacaktır. Unutmamak gerekir ki, Türkiye’nin Kuzey Irak’taki PKK hedeflerini bombalaması şimdilik ABD’in göz yumması sayesinde gerçekleşiyor. Bir süre sonra, aynı bölgenin sorumluluğu Bağdat ve Erbil’e geçecek.
Özetlemek gerekirse, 2009’da PKK sıkışacak, bunun sonucunda da terör dozunu attıracak, ancak başta Öcalan olmak üzere, beklentilerini elde edemeyecek.


Türkiye'nin bölgedeki konumu güçlenecek
2009’un en bilinmeyenli denklemi, ABD’nin yeni Başkanı Obama’nın, Türkiye’ye yönelik politikalarıdır. Örneğin, Ermeni soykırım iddialarını kongreden geçirecek mi? Kıbrıs konusundaki tutumu ne olacak?
Bunlar önemli bilinmeyenler.
Bilinen ise, ABD’nin Irak’tan ayrılmaya hazırlanırken, Türkiye’nin desteğine ihtiyacının arttığı... İran’ın nükleer bir güç durumuna girmemesi için Türkiye’nin yardımına ihtiyaç duyacağı... Afganistan’da tekrar dirilen Taliban ile mücadelede Türk askerini beklediği... Giderek güçlenen Rusya’ya karşı yine eskisi gibi Türk kalkanını kullanmak isteyeceği... Orta Doğu’da barışın korunması amacıyla Türkiye’nin desteğini aradığıdır.
Bugünkü ortam ve AKP iktidarının politikaları, Türkiye’nin bölgedeki konumunu güçlendiriyor. Hemen her sorunda Türkiye’nin sesi duyuluyor. Kimi zaman arabulucu, kimi zaman kolaylaştırıcı bir rol oynayan Türkiye artık bölgeye sırtını dönmüyor. Tam aksine, herkesin sorunuyla ilgileniyor.
Böyle bir durumda da, Obama’nın Türkiye’yi çok rencide edecek, köşeye sıkıştıracak tutumlar takınması beklenmemeli. Tam aksine, Washington’un, Ankara’nın AB’ye katılımını desteklemesi, bölge sorunlarında danışma mekanizmasında yer vermesi, özetle Türkiye’nin stratejik değerinin artması beklenmelidir