AB hatırlatmasa dahi, biz biliyoruz

İçişlerimize karıştığı, oysa buna hakkı olmadığı söylenecek. Türkiye'de irticayı körüklediği, hatta ülkeyi bölmeyi planladığı belirtilecek.AB'nin Türkiye'ye, önümüzdeki hafta yapılacak Ortaklık Konseyi toplantısında verilecek olan "tutum belgesinden" söz ediyorum.AB'nin üzerinde durduğu noktaların yeni hiçbir yanı yok. Yıllardan beri tartıştığımız ve eninde sonunda gerçekleşecek olan bu sorunlarda henüz bir ilerleme görülmediği belirtiliyor. Yoksa ek bir talep yok.Nedense medya, AB'den çıkan her raporu "yeni talep" diye sunmaya bayılıyor. Ancak içeriğini okumadıkları için hiçbirinde yenilik bulunmadığını farkedemiyorlar.Bu raporlar devam edecektir. Hatta müzakerelerin son gününe gelindiğinde dahi, hala tamamlanmamış kriterlerle karşı karşıya bulunduğumuzu göreceğiz.Hiç kızmayalım, hiç alınmayalım. Ne eksiklerimiz var, gayet iyi biliyoruz. AB raporunda bulunan eleştirilerin de farkındayız ve bunları kendi aramızda sürekli tartışıyoruz. Açıklar kapatılacak ve hedefe zaman içinde varılacaktır. Bu süreçteki eleştirileri de omuzlamak zorundayız.*** Şimdi bir çoğumuz kızacak. Karaoğlan ölüm döşeğinde.GATA'dan yapılan açıklamalar, doktorların verdikleri bilgiler, Bülent Ecevit'in beyin ölümünün gerçekleştiğini gösteriyor. Geriye, eşi Rahşan Ecevit'in son sözü söylemesi kalmış gibi... Umarız, Karaoğlan'a acı çektirilmez. Siyasi misyon filan gibi gerçeklerle, suni şekilde yaşatılmaya uğraşılmaz.Bülent bey'in dünyasını, politikalarını paylaşır veya paylaşmazsınız. Ancak kaliteleriyle bu topluma ne kadar çok şey öğrettiğini reddedemezsiniz.Genelde magandalığın geçerli olduğu ülkemize kibarlığı Ecevit öğretti. Politika yapmayı, sarılıp şapur şupur öpüşmek, ardından da birbirini sırtından hançerlemek olarak gören siyasetçi kesimimize dürüstlüğü, saygıyı getirdi.Belki bugün tam anlamıyla farkedemiyoruz, ancak Karaoğlan'ın katkılarını ilerde çok daha açık şekilde göreceğiz.*** ECEVİT'E FAZLA ÇEKTİRMEYİN... Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tabanca ile atış yarışması gazetelerin birinci sayfalarını süslüyor. Bazı yazarlarımız da, parlamenterlerimizi eleştiriyorlar. "Başka yarışacak spor bulamadılar da, tabanca atarak mı yarışıyorlar?" sorusunu soruyorlar. Kötü örnek olduklarını vurguluyorlar.Millet neyse, milletvekili de odur. Farklı olmalarını nasıl bekleyebiliriz ki?Baksanıza, okullarda çocuklar birbirlerini vuruyor, koskoca adamlar düğün olunca havaya ateş ediyor, maç kazanınca sevinçten , maç kaybedince üzüntüden silaha sarılıyor.Böyle bir ortamda milletvekilleri de ateşli sporu tercih ediyor. Oysa bizim beklentimiz, parlamenterlerimizin daha farklı bir örnek teşkil etmeleriydi. Hiç değilse, illa tabanca atacaklarsa, bunu medya reklamına başvurmadan yapmalarıydı.Unutmayalım ki, millet, vekilinden ne görürse onu taklit eder.*** MİLLET NEYSE, MİLLETVEKİLİ DE ODUR... Türkiye'de yıllardan beri "kendinden en çok söz ettirenler" sıralaması yapılsa, herhalde en ön sıralarda (Hülya Avşar'dan sonra) Bedri Baykam gelir. "İlgi çekme" sanatını ondan daha iyi bilen ve uygulayan yoktur.Her konuda fikir sahibidir. Siyaset ön plandayken, siyaseti seçer. Boş günlerinde resim yapar ve kitap yazar. Sık sık sergi açar. Canı sıkılırsa, her türlü eyleme katılabilir. Rüzgar farklı esiyorsa, o da rüzgara bakıp hemen ön plana geçer. Sosyal Demokrat olur; Ulusalcıdır; Fikir özgürlüğünden yanadır ancak, Ermeni konusundaki konferansları basanların arasında da görünür.Her sezonun, her mevsimin ve her konunun adamıdır. Bizler de onu severiz. TV ve yazılı medya'yı ona açarız. Başlıca nedeni de, kimi ve neyi savunuyorsa, heyecanla ilginç sözlerle, dikkati çekecek şekilde savunur. Medya'nın çoğunluğu onu ciddiye almaz, ancak yine de vazgeçemez.İşte son buluşu... Sergi yaptı ve iki ciltlik (1200 sayfa) otobiyografisini tanıttı. Kimse kitabı okumadı ancak herkes, 35 yıldır sakladığı spermli peçetesinden söz ediyor.Doğru-yanlış, iyi-kötü ancak "harika çocuk", yine kendinden söz ettirmesini bildi. Bedri Baykam'ı şarlatan bulabilirsiniz, ancak onun bir "dikkat çekme" ustası olduğunu reddedemezsiniz.*** İLGİ ÇEKME USTASI... RTÜK, çanak antenlere karşı savaş açmaya hazırlanıyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da çatı antenleriyle başta ROJ TV olmak üzere, porno kanalları dahil "zararlı" görülen yayınların izlenmesinin engellenmesine çalışılacak. Herne kadar RTÜK Başkanı bunun "görüldüğü yerde çanak anten avlama" anlamına gelmeyeceğini açıklamış olsa dahi, yine de amaç çanak'ları devre dışı bırakmak olacak.Bu sorun geçmişte bir çok ülkenin başına dert olmuştur. Örneğin, soğuk savaş döneminde Ruslar, Batı propagandasını engelleyebilmek için, büyük paralar harcayıp yayınları bozan sistemler kurmuşlardı. O dönemde fazla uydu olmadığı için nispeten de başarılı oldular.Ancak en son ve kötü örnek İran'dır.İran, İslam'a aykırı diye, bırakın porno yayınları bizim Show TV'nin dahi izlenmemesi için çanak antenleri tümüyle yasaklamıştı. Yasak hala da geçerli. Çanak anten kullanan hapse atılıyor ve çok ağır cezalandırılıyor.Ancak başarılı olamadılar.İzlemek isteyenler ne yapıyor, ediyor ve yine de çanağını izliyor. Bugün teknolojinin geldiği aşamada Güneydoğu'yu dışardan gelen yayınlara tümüyle kapatmak imkansızdır.ROJ TV'yi susturamazsınız, ancak ROJ TV gibilerinin daha az izlenmesini sağlayabilirsiniz. Bunun yolu da, Kürtçe yayın yapan farklı kanalları teşvik etmektir. TRT'nin günlük 45 dakikalık ve resmi müsamerelere benzeyen yayınlarından değil. Bölge halkını cezbedecek yayınlardan söz ediyorum. Bölge halkı kendi dilinde şarkı dinlemek, tartışma izlemek istiyor.PKK işte bu boşluğu veya ihtiyacı görmüş ve ROJ TV ile bunu doldurmuş, araya da kendi propagandasını eklemiştir.Çanak avına çıkacağımıza, bizde aynı şekilde hareket edelim. Ateşi yeniden keşfetmeye gerek var mı?*** BU İŞ ÇANAK ANTEN YASAKLAMAKLA OLMAZ Lozan Konferansı, Çılgın Türkler'in Kurtuluş Savaşı'ndan sonra kazandığı en büyük siyasi zafer. Lozan Konferansını da kavrayabilmek için, o dönemde içinde bulunulan tüm olanaksızlıkları ve o zaferi doğuracak ıstırap psikolojisini de düşünmek gerekiyor. İşte bu kitaplardan biri de; Ali Naci Karacan'ın Nokta Kitap Yayınları'ndan (0212 243 43 03, www.noktakitap.com) çıkan "Lozan" isimli eseri….Milliyet gazetesini kuran Ali Naci bey, Lozan konferansını izleyen nadir gazetecilerden biridir. Bu kitabı ilk 1943 yılında yazmıştı. Çılgın Türklerin adeta geleceklerinin saptandığı bu konferansın perde arkasında yaşananları anlatır. Ne mutlu bir rastlantıdır ki, Ali Naci Karacan'ın uzun yıllar önce bize bıraktığı bu bilgi hazinesini şimdi torunu Ali Naci Karacan tekrar bastırttı.Kitabı nasıl yazdığını elbette ki, en iyi yazarı anlatır; "Bir efsaneyi andırırken bir efsaneyi andıran büyük Türk mucizesini bir çeşit öykü bir çeşit yazılı film gibi anlatmaya çalıştım. Bu bakımdan kitap Lozan Konferansı'nın resim yerine yazı kullanılmış bir çeşit izdüşümü olarak kabul edilebilir."Gerçekten bence bu kitap sadece Lozan Konferansı'nın değil o dönemin de bir izdüşümü…Bu kitap, özellikle bugünün ve yarının genç nesilleri için tarihten bir yansıma.... Bu ışıktan nasibinizi alın derim. ÇILGIN TÜRKLERİN LOZAN ZAFERİ (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net