ABD CIA şefi, MİT müsteşarına Öcalan'ı nasıl paketleyip teslim etti...

Bu gece 28 Şubat belgeselinde, yıllardan beri çok az kişinin bildiği bir gerçek ortaya çıkacak.
Şimdiye kadar çok konuşuldu , her kafadan bir ses çıktı .
Kimine göre, İsrail gizli servisi Mossad büyük destek verdi ve Öcalan'ın yakalanmasında önemli rol oynadı.
Kimine göre, Türk Silahlı Kuvvetleri son derece başarılı bir çalışmayla, Öcalan'ı Kenya'dan alıp getirdi.
Bunların hiçbiri gerçek değildi.
Herşeyin başında, Öcalan'ın yakalanmasında Silahlı Kuvvetlerin hemen hemen hiçbir katkısının olmadığı geliyor. Bu operasyon, başından sonuna kadar MİT'in yönetiminde gerçekleşti ve sonuçlandırıldı .
Roma'da PKK liderinin kaldığı villaya karşı saldırıyı planlamaktan tutun da , Kenya' dan buraya getirilişine kadar her aşama MİT'in denetiminde gelişti.
En ilginci ve şimdiye kadar az bilinen bir ayrıntı bu gece ortaya çıkacak .
Ankara'daki Amerikan CIA (Merkezi İstihbarat Ajansı) istasyon şefi'nin, dönem MİT müsteşarı Şenkal Atasagun ' dan radevu istemesiyle başlıyor. CIA şefi elindeki A4 bir kağıdı Atasagun'a uzatıyor .
Atasagun, kağıtta yazıları okuyunca bu işin biteceğini anlıyor .
O kağıtta neler yazdığını ve olayın nasıl geliştiğini burada anlatıp, geceki keyfinizi mahvetmek istemiyorum .
Tavsiye ederim CNN TÜRK'ü 21.00'de izleyin.


Kabinenin, iletişimi en güçlü olanlarını seçtim...
Siyasetçilerimizin genel hastalığı iletişim özürlü olmalarıdır.
Kusura bakmasınlar, ancak büyük bölümü meramını doğru dürüst anlatamaz, sonra da kalkıp medyayı suçlar. Yine önemli bir bölümü de “İletişim özürlüdür”.
Ne yazık ki kabinenin çoğunluğu da bu hastalıktan müzdariptir.
Sorumlulukları altındaki konularda kamuoyuna ne zaman ve nasıl açıklama yapılacağını bir türlü hesaplayamazlar. Yanlarına doğru dürüst danışman almadıklarından veya aldıkları danışmanlar iletişimden anlamadıklarından mıdır nedir bilemiyorum, bir türlü dertlerini anlatamazlar. Tabii kendi kusurlarını örtmenin en kolay yolunu, yine medyayı suçlamakta bulurlar. Oysa içlerinde çok başarılı olanlar da var. Onlara bakıp ders alabilseler, hayatımız çok daha kolaylaşacak .
Bu listenin başında Bülent Arınç gelir. Her konuşması medyada yer alır . Ne söyleyeceğini, nasıl söyleyeceğini ve zamanlamasını daha iyi seçen kişi sayısı azdır.
Egemen Bağış, iletişim konusunda açıkça rekorlar kırıyor.
Hüseyin Çelik, kabinedeyken, en iyi iletişimciler arasındaydı. AKP sözcüsü olarak, hala ön sırada.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, görevi icabı, fazla çaba göstermeden iletişimde ön plana alınır.
Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da zamanlaması ile medyanın gözdeleri arasındadır.
Son kabinenin yıldızı parlayan iki ismi ise, Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve Enerji Bakanı Taner Yıldız.
Bayraktar, sadece görevi nedeniyle değil, doğal konuşması ve iletişime yatkınlığı ile hemen dikkatlerimizi çekti.
Yıldız ise, benim en çok son doğalgaz krizinde dikkatimi çekti. Hiç gecikmeden hemen ekranlara çıktı ve paniğe son derece müsait bir konuda ön aldı. Gazın kesilmeyeceğini, soğukta kalmayacağımızı iyi anlattı. Suskun kalsa, büyük gerilim yaşanırdı.
Hele, Yunan meslektaşının "Zor durumdayız, sıkıntıdayız" demesi üzerine, vanaları açmasını anlatması çok hoştu. Bu sözleri bir dış politika dersiydi, komşu bir ülke ile dayanışmanın önemini göstermesi açısından beni çok etkiledi. İçimden "Bravo Yıldız'a" dedim. Türkiye'ye yakışan yaklaşım buydu...
Ne yazık ki, kabinede ne yaptığını, hatta adını dahi bilmediğimiz iletişim fakiri Bakanlar çoğunlukta...
Kulakları çınlasın...