ABD Irak'tan yenilgiyle ayrılıyor

Amerikan askerleri nihayet yaklaşık 9 yıllık bir işgalin ardından Irak’tan çekildi.
ABD’nin “Kasıtlı yanlış” istihbaratla; tüm dünyaya, hem de Birleşmiş Milletler’de, yalan söyleyerek başlatılan bir savaştan geriye, resmi rakamlara göre 120 bin ölü kaldı.
Britanya’nın en saygın gazetelerinden The Observer’ın ORB kamuoyu araştırma şirketine dayandırarak yayınladığı bir araştırmaya göreyse, ABD “Irak halkını özgürleştirmek” için başlattığı bu savaşta 1 milyon 200 bin kişinin ölümüne neden oldu.
Geride paramparça, kaos içinde, tüm kurumları ve altyapısıyla çöküntü içinde ve daha da fakirleşmiş bir Irak kaldı.
Daha da önemlisi ABD bölgede Şii-Sunni cepheleşmesine yol açtı.
Iraklılar “Amerikalılar geldiğinde tek Saddam vardı. Şimdi binlerce var. Eskiden Şii miydik, Sunni mi bilmezdik, şimdi hayatımızı bu ayırım tanımlıyor” diyorlar.
Özetle ABD herşeyi bozdu. Türkçesi, yüzüne gözüne bulaştırdı.
Zaten daha operasyonun başında Amerikalıların savaş sonrası için bir planı olmadığı ortaya çıkmıştı.
Başka şekilde dünya ekonomisine dahil olsa çok şey değiştirecek 1 trilyon dolar savaş harcaması da cabası.
Öte yandan ABD bu yalanla, zaten dünya halkları nezdinde sallantıda olan itibarını yerle bir etti. Güvenilirliği sıfıra indi. Neredeyse tüm dünyada ABD karşıtlığı en üst seviyeye çıktı.
İşlenen savaş suçları ise yaşanan her şeyin tuz biberi oldu.
ABD’nin “İşkenceciliği” ve “Savaş suçları” en fazla kendi halkını şoke eden fotoğraflarla belgelendi.
İşte bunun için, bence ABD Irak Savaşı’ndan yenilgiyle çıktı.
Washington ve Amerikan demokrasisi Irak’ta hem prestijini hem de inanılırlığını bıraktı.


Yazık, Gökhan hocayı kaybettik...
Yeni YÖK Başkanı' nı bilmem tanır mısınız?
Prof. Gökhan Çetinsaya (İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü ) son derece aydın, dünyayı çok yakından izleyen, çağdaş bir öğretim üyesidir. Konferanslarda tanıdım ve konuşmalarını daima ilgiyle izlediğim. Daha da önemlisi Çetinsaya fikirlerinden çok yararlandığım bir isim.
YÖK'ün başına getirilmesine bir üzüldüm, bir üzüldüm...
YÖK'ü değiştirip, uygarlaştırabileceğine emin olsam, alkışlayacağım. Ancak, Ankara 'daki kafa buna izin vermez. Bu ülkeyi yöneten anlayış, hangi iktidar olursa olsun, YÖK 'ü üniversitelerin kafasında bir sopa gibi tutmayı sever. Bundan dolayı da Gökhan hocanın istediklerini yapabileceğine inanmıyorum.
Durum böyle olursa, bir süre sonra Gökhan Çetinsaya da itilip kakılmaya, eleştirilmeye başlanacak. İşte bundan dolayı "Gökhan hocayı kaybettik" başlığını attım.
İnşallah yanılırım.


Hülya'nın göğüsleri hiç uzamadı ki (!)
Hülya Avşar meğer farklı bir mesaj vermek istemiş, ancak ben “Twitter”da bu espriyi ciddiye almışım. "Memenizi makinaya yatırıyorlar, memeniz uzuyor..." mealinde bir şey söylemişti. Ben de "Oldu mu şimdi Hülya, tüm kadınları meme kanserinden korumak için mamografi kontrolünden geçmeye teşvik edilirken, sen şimdi bu kampanyayı mahvettin" demek istemiştim.
Hülya sonradan bir açıklama yapmış ve "Benim de mesajım buydu, ancak farklı şekilde söyledim. Kimsenin aklında memenin uzaması kalmaz, mamografiye gidilmesi gereği kalır..." demiş.
Sanat dünyasında, Hülya kadar, verdiği mesajlar okunan ve dikkate alınan başka bir kişi tanımam. Bundan dolayı söylediklerine çok önem veririm. Şimdi ondan beklenen, bir de hiç kıvırtmadan bütün kadınlara "Cahillik etmeyin ve her yıl mutlaka kontrole gidin" diye bağırmasıdır.
Hadi Hülya göster kendini ...


Gel de bu insanları alkışlama...
Elindeki imkanlarla daha fazla para kazanmak kadar, aynı kaynakları kültür ve eğitim için harcayanlarımıza da hayranlık duyuyorum.
Oya Eczacıbaşı'nın İstanbul Modern'i geçenlerde eğitim projelerini finanse etmek için nefis bir gece organize etti. Gelenlere baktım, katkıları izledim ve gururlandım. Zengin kadın. İstese hayatını dünyanın dört bir yanında dolaşarak geçirebilir. Bol mücevher alıp gününü gün edebilecekken, gece gündüz çırpınıp İstanbul Modern'i yarattı. Şimdi de özel eğitim projeleri peşinde koşuyor.
Gelin de alkışlamayın...
Rahmi Koç diğer bir örnek.
Ayvalık Cunda adasındaki, döneminin (1873) en önemli yapıtlarından biri sayılan Taksiyarhis kilisesini restore ettirip müzeye dönüştüreceğini açıkladı.
Gelin de alkışlamayın.
Suzan Sabancı da yine aynı bölgedeki Ayışığı Manastırı’nı restore ettirdi.
Bu listeyi uzatabilirim. Yaşayın, varolun ...


Velev ki Belçikalı olsa...
Belçika doğumlu olan şarkıcı Hadise, 2009 yılında Blik adlı dergiye bir demeç vermiş ve "Ben Flaman olarak doğdum, Flaman olarak kalacağım. Çocuğumu da Belçika'da doğuracağım, orada büyüteceğim. Belçika' da bir gelecek düşünüyorum " demiş.
Aman efendim, bir fırtınadır koptu.
"Sen nasıl olur da böyle bir şey söylersin?" diyenlerden tutun da neredeyse darağacına götürenlere kadar, kızın canına okudular. Ne Türklükten kovulması gerektiğini bıraktılar, ne sınır dışı edilmesini.
Neden kızdıklarını ben hiç anlayamadım.
Üstelik sonunda Hadise'ye "Yanlış anlaşıldım" dedirttiler.
Velevki, Belçikalı derginin yazdıkları doğru ve Hadise bunları bilinçli söylemiş olsun. Ne var bunda? Hadise, milyonlarca Türk gibi, başka bir ülkede doğmuş ve çifte pasaportuludur. İstediği yerde yaşama hakkı olduğu gibi, çocuğunu istediği yerde doğurabilir ve geleceğini de istediği ülkede devam ettirebilir.
Bırakın artık şu bayat milliyetçilik gösterilerini.


TBMM'yi tabii ki polis korumalı...
Yıllardan beri tartışılır, ancak hiçbir zaman adım atılamazdı. TBMM'nin koruması hep asker tarafından yapılagelmiştir.
Neden asker?
Hiçbir demokratik ülkenin meclisi asker tarafından korunmaz. Ya kendi koruma sistemi vardır veya polis görevlidir. Asker mevcudiyeti, Meclis üstünde bir asker vesayeti olduğu izlenimini yaratmıştır. Üstelik böyle bir vesayet de vardı. Her askeri müdahalede meclisin kontrolü askerde olduğundan, kimsenin sesi çıkamazdı. 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerini unutmayalım. Kamuoyunun gözünde, askerin meclisi koruduğu değil, askerin meclisi kuşattığı konuşulurdu.
İşte bu açıdan son kararı (askerin çekilip, yerine polisin gelmesini) içtenlikle alkışlıyorum.
Evet, sembolik bir karardır.
Ancak Türkiye semboller ülkesidir ve bu da son derece önemli bir semboldür.


KİTAP KÖŞESİ
Norman Stone'dan Türkiye tarihi

“Türkiye-kısa bir tarih” adlı kitap Remzi Kitabevi’nden çıktı. Ünlü tarihçi Norman Stone’nun yazdığı Türkiye - kısa bir tarih Selçukluların Anadolu ya girişinden Cumhuriyetin AB üyeliğine adaylığına kadar bu toprakları anlatıyor. Öyle sayfalarca ciltlerce bir çalışma değil, 193 sayfa. Ancak gelin görün ki en önemli gelişmeler baz alınmış. Okunması çok kolay bir çalışma olmuş. Bir solukta Anadolu’nun Türklerle İslamiyet’le olan yıllarını okuyabilirsiniz. Norman Stone ustalığını yine göstermiş.

Pavey'i dinleyin
Geçtiğimiz hafta CHP’li Şafak Pavey TBMM’de AB Bakanlığı Bütçesi görüşmelerinde çok önemli bir konuşma yaptı. Pavey, hükümetin son yıllarda AB ile olan ilişkilerini eleştirdi ve önce kendimize bakalım deyip iki noktaya değindi: Düşünce Özgürlüğü ve Basın Özgürlüğünün önünü açın. Kıbrıs’a Tayvan formülü ve AB ile tıkanan müzakereleri başlatın.
Pavey çok sakin bir şekilde Mecliste kendini dinlettirdi. Ne bardak kırdı nede, kürsüden atıldı. Söyledikleri ise gerçekten çok önemliydi. Son aylarda “AB bitti biz büyüyoruz” çıkışlarının ise AB’nin ekonomik rakamlarını hatırlatarak “komikleşiyoruz” diye cevap verdi. Dinlenilmesi gereken bir konuşma. Bu linkten izleyebilirsiniz. (http://youtu.be/k-x7fp_fBE4)