ABD Türkiye’yi rahatlattı...

ABD Türkiye’yi rahatlattı...


Washington
Burada insanlar saat sayıyorlar. Her sabah kalkınca ilk iş, televizyonu açıp, askeri harekatın başlayıp başlamadığını kontrol etmek oluyor.
Hemen her şey bu olaya endekslendi.
Nedeni de korku.
Amerikan kamuoyu Taliban’ın vurulmasını istiyor. Son anketlere göre, yüzde 82’si hemen harekattan yana. Ancak aynı zamanda da korkuyor.
Korkunun nedeni de, Taliban’ın vurulması veya Bin Ladin’ in cezalandırılmasıyla birlikte, tepki olarak yeni saldırılar beklenmesi.
Böylesine müthiş bir planlama yapanların, ABD’den yanıt geleceğini de hesaplamış ve karşı tepkilerini de hazırlamış olacaklarına inanılıyor.
En büyük kaygı da, metroya kimyasal bomba (Tokyo’daki gibi) veya yeni bir uçak saldırısı. Öylesine bir kaygı var ki insanlar çok zorunlu olmadıkça uçaklara binmiyor. New York başta, turizm yüzde 60 düştü. Oteller bomboş. Hele yüksek binalarda yaşayanlar daha da rahatsız. Psikolojik olarak sürekli kuşku duyuyorlar.
İşte bu ortam içinde askeri harekatın sonrası bekleniyor... İlerisini göremiyorlar.
Aynı hava yavş yavaş siyasi çevrelere de yayılıyor.
Bombardımanın yanlış yerlere yapılması, hatalı hedefler seçilip, kazara yüzlerce sivil ve çocuğun ölmesi ve İslam dünyasının ayaklanması gibi felaket senaryoları tartışılıyor.
Bu belirsizlikler herkesi huzursuz ediyor.

ABD’ye önemli bir desteği gözünü kırpmadan vermesine rağmen, Washington’da gövde gösterisi yapmayan, Amerikan halkının kalbini fethetmeyi herhalde gururuna yakıştıramayan! Türkiye, buradan gelen haberlerle, hiç değilse şimdilik rahatlamış görünüyor.
Nedeni de, terörle mücadele kampanyasının 2’nci aşamasının ertelenmesi, daha doğrusu 1’inci aşama sayılan Afganistan’ın vurulması paketine Irak’ın dahil edilmemesi.
Ankara, Washington’a destek verirken, sağladığı kolaylıkların Afganistan ile sınırlı kalması koşuluna bağlanmıştı. Buraya yansıyan hava, Türkiye’nin açık ve resmi bir koşul öne sürmemesine rağmen, İran-Irak-Suriye-Sudan paketindeki askeri girişimlerde rol almak istemediğini belli ettiği şeklinde. Zaten Ecevit’in basına yaptığı açıklama sırasında kullandığı cümleler ve vurgulamalar da bu çekinceleri gösteriyordu.
Başkan Bush, önceliğin Afganistan, yani Taliban ve Bin Ladin’e verilmesini karalaştırınca, 2’nci paket ileri bir tarihe kalmış oldu.

Washington’da görüştüğüm ve politikaların oluşturulmasında rol alan yetkililer, bundan sonra nasıl hareket edileceğini bana aynen şöyle anlattı:
"11 Eylül gününü bir Milat gibi kabul ediyoruz. O tarihten öncesinin hesabını sormayacağız. Ancak 11 Eylül’den itibaren teröre destek veren ülkelere (İran-Irak-Suriye (Bekaa Vadisi)-Sudan vs.) çeşitli yollardan haber yollayacağız ve bunları daha sıkı bir denetim altına alacağız. Eğer eski tutumlarını bıraktıklarını ve topraklarındaki terör örgütleriyle ilişkilerini kesip etkisiz hale getirdiklerini gösterirler ve bize de bunu ispat ederlerse mesele yok. Aksine aynı tutumda devam ederlerse, o zaman ekonomik, diplomatik ve gerekirse askeri olanakları harekete geçirip bu ülkeleri cezalandıracağız, sadece biz değil oluşturduğumuz cepheye giren ülkelerle birlikte hareket edeceğiz..."
Bu mesaja ilk yanıtlar gelmeye başladı bile.
Örneğin İran ve Suriye, ABD’nin duyarlılığını anladıkları haberini yolladılar. Hele dün İngiliz Dışişleri Bakanı’nın başlattığı Tahran gezisi bu açıdan son derece önemli. Jack Straw, İran’dan ikna olmuş şekilde dönerse, çok büyük mesafe alınmş sayılacak. Suriye’nin de fazla bir dik başlılık yapmayacağı ve Bekaa Vadisi’ne boşalttıracağına inanılıyor. Geriye ise, Saddam Hüseyin kalıyor.
Washington’daki havaya bakarsam, Irak’ın karışacağı günlerin giderek yaklaştığını söyleyebilirim. Nasıl ve ne zaman bilinmiyor, ancak Irak nedeniyle Türkiye’nin başının çok ağrıyacağı açıkça görülüyor.











DİĞER YENİ YAZILAR