AKP kaybetti

Gazetelere bakın, kimin kazandığını, kimin kaybettiğini anlamamız imkansız.
CHP’ye sempati duyanlar veya AKP ’ye karşı olanlara göre, Kemal Kılıçdaroğlu fırtına gibi esti ve Dengir Mir Mehmet Fırat’ı perişan etti.
AKP ’den yana olanlara göre ise, Fırat bütün iddiaların boş olduğunu ispatladı.
Anlayacağınız, kafalar karışık. Kimselerin kesin bir fikri yok. El yordamıyla ve edindikleri genel havaya dayanarak bir sonuç çıkarmaya çalışılıyor.
Ancak bir kaybeden var.
O da, Ak Parti…
Bunun nedeni de, yolsuzluklara karşı durduğu için iktidara gelen ve ilk dönemlerinde hep namus abidesi gibi dolaşan AKP ’nin ilk defa genel görüntüsü bozulur oldu.
Kimse, kimin kazanıp, kimin kaybettiğini belki söyleyemez, ancak son aylarda en çok neyin konuşulduğu sorulacak olursa, genel izlenim AKP kadrolarından bazılarının karıştıkları yolsuzlukların arttığı söylenecektir.
Dişli olayı ve istifasıyla sonuçlanan süreç…
Almanya’da, mahkumiyetle sonuçlanan Deniz Feneri olayı …
Şimdi de bu tartışma…
CHP’nin yolsuzlukları değil, AKP ’nin  karıştığı yolsuzluklar manşet oluyor. Sürekli şekilde AKP’yi savunmada görüyoruz. Bu parti daha önce Avrupa Birliği Projesiyle, Kıbrıs’ta çözüm arayışıyla, özelleştirmelerle konuşulurdu, bugün sadece yolsuzluklar tartışılıyor.
İşte bundan dolayı, kaybeden tarafın AKP olduğunu söyleyebiliriz.


Dikerdem arşivine katkıda bulunun...
3 Ekim günü Mahmut Dikerdem’i kaybedişimizin 15 inci yıldönümünde anacağız. Daha dün gibi geliyor. Bu yazıyı şimdiden yazmamın nedeni, Bayram’da karşınızda olmayacağımdan kaynaklanıyor. Oysa, size mutlaka iletmem gereken bir haber var.
Mahmut Dikerdem’in oğlu Mehmet Ali Dikerdem’den bir mesaj aldım. Mutlaka sizinle paylaşmam gerekiyor.
Amsterdam İnstitute for Social History (Amsterdam, Sosyoloji Tarihi Enstitüsü) de bir Türkiye bölümü var. İşte bu bölümde de Dikerdem adına bir arşiv oluşturulmuş durumda (Google’a girip, Mahmut Dikerdem yazdığınız taktirde bulabilirsiniz)
Bu arşivin en büyük ihtiyacı da belge.  Mahmut Dikerdem’e ait ister mektup, ister belge olsun, her türlü  evrak bu arşivi zenginleştirecektir..
Türk milletinin belge saklama alışkanlığı yoktur. Ancak, beş parmak nasıl bir değilse, aranızdan bazılarınız farklı çıkabilir ve bir de bakarsınız,  Dikerdem ile bir şeyler saklamışsınızdır. Elinizdeki evrak çok değerliyse, fotokopisi dahi olabilir.
İsteyen M.Ali Dikerdem ’e ulaşabilir ( ) veya bana, eğer daha da çalışkansanız, Amsterdam Enstitüsüne de yollayabilirsiniz.
Gelin, Dikerdem’i böyle analım.


Bayramınız şimdiden kutlu olsun...
Nihayet geldi.
Herhalde uzun süredir ilk defa, bir bayram böylesine haftanın tam ortasına oturmamıştır. Hepimizi sevindirdi.
Bayram süresince Çin’de olacağım.
Çok merak ediyorum.
Bir zamanlar sefalet içinde yuvarlanan Çin’in bugünkü durumunu görmek ve nabzını tutmak imkanı bulacağım ve çok heyecanlıyım.
Sizlerden özür dilerim.
Önümüzdeki hafta bu köşe karşınızda olmayacak.
Dönüşümde yeniden kucaklaşabilmek ümidiyle…


BÜK-DER'in kurtardığı hayatlar...
Boşyere Türkiye’nin garip bir ülke olduğunu söylemiyoruz.
Bu ülkenin en zengin tatil yöresi Bodrum’dur ve yaz aylarında da, nüfusu 18 bine kadar tırmanın Türkbükü ’dür.
Kimler kimler gelmez ki…Sadece bizden değil, Avrupa ve Amerika’dan da multi milyarderler sökün ederler.
Ancak gelin görün ki, bu yöre de doğru dürüst ambulans yoktur. Lüks oteller, en olmadık şeylere dünyanın parasını harcarlar, buna karşı ceplerinden sağlıkla ilgili tek kuruş çıkmaz.112 servisi deseniz aciz kalmaktadır. Türkbükü Sağlık ocağı deseniz tek doktorla çalışır. Geriye, 45 dakikalık mesafedeki Bodrum’daki hastaneleri aramak ve oradan yardım istemek kalır. Belediyeler abuk sabuk işlere para harcadıklarından dolayı, sağlığı zaten düşünmezler. 
Allahtan BÜK-DER var. Bu yaz Türkbükü civarında oturan duyarlı vatandaşlardan topladıkları paralarla, İl Sağlık Müdürlüğüne 2 doktor ve 1 hemşire ile 24 saat hizmet verecek, tam teşkilatlı ambülans hediye ettiler. Şu kadarını söyleyebilirim ki, bu ambülans en az 10 kişinin hayatını kurtardı.
Şimdi sıra, bölgedeki otellerden ve diğer vatandaşlarda.
Pamuk eller cebe.
Unutmayın, hayata bir defa geliyorsunuz. Bağışınızla servise sokulacak bir ambülans, bugün onun hayatını kurtarır, yarın da sizin hayatınızı kurtarabilir.


Toplum, moral değil önlem bekliyor
AKP iktidarı nedense toplumun nabzını iyi okuyamıyor. Ne zaman nasıl hareket etmeli? Ne söylenirse ne etki yapar? Kimse iyi hesap edemiyor.
Şu sıralarda dünya titriyor. Gözler ABD’deki depremin üstünde. Hemen önlenemediği taktirde, hepimizi yıkıp götürebilecek bir tsunami tehlikesi ile karşı karşıyayız.
Böyle durumlarda toplum ne ister?
AKP hükümeti bol bol moral veriyor. Durumun sağlam olduğunu, korkulmaması gerektiğini söylüyor. Doğruları söylüyor olabilir, ancak iktidardan beklenen başka birşey. Bilinmeyene karşı kendini koruma dürtüsü, “Sizin için özel önlemler alıyorum. Merak etmeyin” sözlerinin duyulmasını gerektiriyor. Korunma isteği, “ kemerlerin sıkılması- harcamaların kısılması” haberlerini tercih ettiriyor.
Toplumun nabzını iyi tutsalar, toplumun bu hissini iyi anlayabilirler. Ancak nedense  dikkat etmiyorlar.
Ne yazık değil mi?


Bahçeşehir ölüm kalım savaşı veriyor
Hükümet 22 Mart 2008'de; "bünyesinde bir mimarı bile yok, hepsi borç batağında, planları programları yok" gibi gerekçelerle belediyeleri kapatan bir yasa çıkardı ve  Türkiye'nin 3225 belediyesinden 1124'ü kepenkleri indirdi.
Cumhuriyet Halk Partisi Nisan 2008'de Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Ancak dava halen gündeme alınmadı.
Dava sonuçlanınca  60 bin nüfuslu Bahçeşehir, 20 kilometre uzaklıktaki Başakşehir'e bağlanacak. Bahçeşehir Belediyesi Başkanı Kemal Aydın bu kararın siyasi olduğunu ısrarla vurguluyor. Seçimlere yönelik art niyetli bir karar olduğunun altını çiziyor.
“ Bahçeşehir Belediyesi kendi kendine yeten bir belediye. Bünyesinde şehir planlamacıları, mimarlar, mühendisler, arkeologlar çalışıyor...  Hiçbir kamu kuruluşuna ve özel kişiye borcu yok. Bütçeleri denk. Sınırları içinde hiç gecekondu, çarpık ve kaçak yapılaşma yok... Avrupa Konseyi'nden Türkiye'nin Avrupa Şeref Bayrağı ödülünü alan, ISO 9001 Kalite Standartlarını kamuda kullanan ilk belediye. Ayrıca Bahçeşehir Belediyesi desteğiyle bir Kadın Sağlığı ve Mamografi Merkezi kuruldu. Risk grubundaki bütün Bahçeşehirli kadınların Prof. Dr. Vahit Özmen başkanlığında mamografileri çekildi. Bu konuda bir istatistik oluşturmaya başlanmıştı. Amaç 5600 kadının meme muayenesini ücretsiz yapmak. 10 yıl boyunca devam edecek uzun soluklu bir proje olarak tasarlandı. 1200 kişi kapasiteli gösteri sanatları merkezi tesisi yapım aşamasında. Burada dans gösterileri, tiyatro ve film gösterimleri, anında çeviri sistemiyle panel ve konferanslar düzenlenecek.”
İşte böyle bir Belediye şimdi ölüm kalım savaşı veriyor.
Bahçeşehirliler ve onların sivil toplum örgütleri belediyenin kapanmaması için 30 bin imza topladı. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na gönderdi.  Bakalım bu çığlığa kulak veren olacak mı?


Artık Kürt sorununu öğrenelim...
Bazılarımız için hala Kürt sorunu diye bir şey yoktur. Sadece Türkiye’yi bölmek için dış güçlerle işbirliği yapan bir örgütle sınırlıdır. Emin olun bu basit yaklaşım artık bıkkınlık verdi. Prof.Dr.Metin Heper’in son çıkardığı DEVLET ve KÜRTLER adlı inceleme kitabını okumanızı tavsiye ederim. Okuyun ve Kürt sorununun ne olduğunu, nasıl yıllardan beri bu toplumu meşgul ettiğini görün. Çok başarılı bir araştırma kitabı.