AKP mi, yoksa biz mi sorumluyuz ?

Eklenme Tarihi29.05.2008 - 18:54-Güncellenme Tarihi29.05.2008 - 18:55

Son dönemlerde en çok sorulan sorulardan biri “ Ne oldu bizim laik sisteme?”
Sistem hasta durumda. Sanki damardan serum verilerek yaşayabiliyor, aksi halde çöküp gidecek. Kemalizmin durumu ağır. Toplumun daha geniş bir bölümü, sanki Kemalizme sırt dönmüş ve laik sistemi de benimsemiyormuş  gibi bir hava içinde.
Toplumun bir bölümü böyle düşünüyor.
Bu noktaya gelinmesinden de AKP’yi sorumlu tutuyor.
Eğer AKP iktidar olmasa, özellikle de 2007 seçimlerini böylesine büyük bir farkla kazanmasaydı, laik sistem böylesine tehlike altında kalmazdı. AKP, toplumu hızlı bir şekilde dindarlaştırıyor ve laik yaşamın tüm kalelerini yıkıyordu.
Acaba gerçekten böyle mi ?
Gerçekten tüm sorumluluk AKP ve onlardan önce gelen İslamcı partilerin omuzlarında mıydı?
Prof. Şerif Mardin, son konferansındaki açıklamalarına bakılacak olursa, “ hayır, gelinilen bu noktanın tek sorumlusu İslamcı kesim değil.”
Peki kim ola ki ?
Mardin’e göre, bunun çok nedenleri var. Ancak bunların arasında en önemli yer tutanı, Kemalist toplumun “Atatürk’ü doğru dürüst anlayamadığı gibi, Kemalizmi ve laik düzeni de topluma bir türlü anlatamaması veya benimsetememesidir.”
Şöyle bir düşünelim.
Laik sistemin ülkemiz için neden önemli olduğunu, laiklik sayesinde nasıl farklı ve cazip bir ülke olduğumuzu, bırakın ilk okulu, liselerde okuduk mu ?
Hayır.
Sadece, laikliğe karşı gelindiğinde alınacak cezaları öğrendik.
Atatürk’ün kalitelerini, ne kadar ilginç bir kişilik sahibi olduğunu, yani onun insan tarafını değil, sadece ilkelerini öğrendik. Düşünmemizi sağlayacak yerde, Atatürk’ü ezberlettiler. Hele farklı düşünen veya eleştirenler , sürekli cezalandırıldı.
Birbirimizi aldatmayalım, bu topluma Atatürk’ü sevdirmek ve laik sistemi benimsetmek için doğru dürüst bir çaba harcamadık.
Bütün bunlardan, dinci kesimin hiç sorumluluğu olmadığı sonucu çıkarılmamalı. Gayet tabii onlar da ellerinden geleni yaptılar. Laik sistemin erozyona uğraması için büyük çaba harcadılar.
İşte, sonunda gelinilen nokta bu...
Sorumluluğu sadece karşı tarafa yüklemeyelim.
Artık biz de kendi özeleştirimizi yapalım.

 

Anlamadım: Müslümanlara baskı mı yapılıyor?
Dışışleri  Bakanı ali Babacan, Avrupa Parlamentosunda yaptığı konuşmada, bir soruya yanıt verirken, Türkiye’de “çoğunluğun dini özgürlüğü olmadığına” dikkat çekti. Sadece yabancıların, azınlıkların değil, müslümanların da kısıtlamalarla karşı karşıya kaldığını belirtti.
Yoo... O kadar da değil...
Sayın Ali Babacan, eğer her isteyenin her istediği yerde, istediği gibi dini motiflerle  dolu simgeler taşıyan giysilerle  dolaşamadığını kastediyorsa, doğrudur.
Kısıtlama var...
Eğer her önüne gelen  tarikat kuramıyor, tarikat veya dinci dernek  bu ülkede istediği gibi at koşturamıyorsa, doğrudur.
Kısıtlama var...
Ancak, lütfen gerçeklere bakalım.
Bugün Türkiye’de, özellikle dincisi, dindarı, kim derseniz deyin, hepsi istedikleri gibi hareket  edebiliyor, istedikleri  faaliyeti sürdürebiliyorlar.
İnsaf. Bütün bunlara rağmen hala “müslümanların özgürlükleri olmadığını” söylemek, gerçekleri çarpıtmaktan başka birşey değildir.
Böyle bir yaklaşım da, Sayın Ali Babacan’a hiç yakışmıyor.

 

48 yıl geçti, hala askerin yakasındayız...
Hayret etmemek mümkün değil .
27 mayıs 1960 ihtilalinin üzerinden 48 yıl geçti ve dikkat ettim bütün TV’lerde, bazı gazetelerde sayfa sayfa bu askeri ayaklanma anlatılıyor. Ayrıntılar veriliyor, ancak çok azında eleştirisel bir yaklaşım görülüyor.
Hala 27 Mayıs darbesi, normal bir şeymiş gibi davranılıyor.
Sanki ihtilal yapmak Türk Silahlı Kuvvetlerinin normal görevleri arasındaymış gibi bir tutum var. 27 Mayıs’ın ne kadar talihsiz, Türkiye’ye ne kadar zarar veren bir ayaklanma olduğu artık açıkça biliniyor.
Menderes- Zorlu- Polatkan üçlüsünün idamının ayıbı hala apaçık hissediliyor. Bununla kalınmıyor, bu üçlü için abideler dikiliyor, isimleri havaalanlarına, meydanlara veriliyor.
Bunlara rağmen, hala kesin bir özeleştiri mekanizması işlemiyor. TSK’dan  korkulduğundan dolayı değil, bir kesimimizin içinden gelmiyor.
Baksanıza, hala Ankara’da kapalı kapılar arkasında, yeni müdahale olasılıkları konuşuluyor.
Toplu halde çıkıp, “yeter artık, bitti bu süreç. Sorunları biz çözeriz. Askerin yakasını bırakın” diyemiyoruz.
Kafamızın gerisinde hala, gerektiğinde askeri kullanma fikri yatıyor. Kendi yapmamız gereken muhalefeti, onlara ihale  ediyoruz.
Bırakın beyler...
Askerin yakasından inin.
AKP ile hesaplaşmamızı sandıkta yapalım. Askeri kışkırtarak bir yere varmak yerine, gelin güçlü bir muhalefet  oluşturalım. Meydanları dolduralım.
27 Mayısları artık gömelim...
Unutalım...
Biraz olsun, tarihten ders alalım.
Hem askerimize, hem de kendimize daha fazla zarar vermeyelim..

 

Etiketler