AKP'yi, bu küçük adamlar yakıyor...

Talim Terbiye Kurulu, 7'inci sınıf ders kitaplarında bulunan, Fransız ressam Delacroix'nın, ihtilalde halka yol gösteren bir kadının resmini sansür etmiş. Nedeni de, kadının göğüslerinin görülmesi.(!)Bravo doğrusu.Tarihi bir tablonun bu şekilde sansürlenmesinin gerekçesi, AK Parti'nin dünyaya bakışını açıkça gösteriyor.Buna "muhafazakarlık" diyemeyiz.Bu bambaşka bir bakış...Biri, 11 yaşındaki çocuğa bakmaktan korkar, diğeri tarihi bir resimde göğsü görünen kadının çocuklara zarar vereceğine inanır.AK Parti her geçen gün, ufak tefek adamların çabalarıyla biraz daha karanlığa itiliyor. Parti hakkındaki kuşku ve kaygılar giderek artıyor.AKP'yi, kendi belediyelerindeki örümcek kafalılar yıpratıyor. Kendilerini AKP'ye yakın gören veya iktidardan güç alan cemaatler, abuk sabuk İslamcılıklarıyla partiyi eritiyorlar.Nihayet, son darbeyi de ne yazık ki, Milli Eğitim Bakanlığı vuruyor. Orada bir karar, öte yanda garip bir yorum ve sonucu olarak toplumun önemli bir bölümündeki "gizli gündem" kuşkuları artıyor. MEB ya bu iktidarın tam kendini temsil ediyor veya altını boşaltıyor.Ben kendi hesabıma giderek kaygılanıyorum.*** Milli Eğitim Bakanımız ne derse desin, artık inandırıcılığı yok oluyor. Dünkü gazetelerdeki haber, tabuta bir çivi daha çaktı. Milliyetçi Hareket Partisi'nde derinden derine bir liderlik mücadelesi yaşanıyor. Bahçeli'ye karşı bayrak açan genç kuşak MHP'lilerin başını Prof. Dr. Ümit Özdağ çekiyor. Hemen her partide olduğu gibi, genel merkez bir koku almış olacak ki, Özdağ'ın parti üyeliğini tartışma konusu yapıverdi. Bu yaklaşım, Özdağ'ın adaylığının, Bahçeli'yi rahatsız ettiğinin açık bir belirtisi. Her ne kadar genel merkezciler, Bahçeli'yi kimsenin kaygılandıramayacağını, liderlik yarışında hiçbir rakip tanımadığını söylüyor olsalar dahi, gençler arasında Özdağ'ın ismi giderek yaygın şekilde öne çıkarılıyor. Özdağ'ın politikaları bir yana, Bahçeli'ye oranla en önemli üstünlüğü, iletişim alanında. TV programlarında olsun, medya ile konuşmalarında veya toplantılarda olsun, yaklaşımı çok farklı. Mesajını çok başarılı şekilde verebiliyor. Kullandığı dil etkili ve ikna yeteneği yüksek. Özdağ, yeni kuşak milliyetçi akımları kendine çekebildiği oranda MHP'de şansı olduğuna inanıyor. Partiye başka bir çehre vermek, kadrolarını hareketlendirmek ve özellikle genç kesime hitap etmeyi planlıyor. Partilerin kendi içlerine kan tazelemeleri daima yararlıdır. Uzun süreli liderler -ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar- bir süre sonra kadrolarını yorarlar. Parti ile liderler özdeşleşir ve toplumdan koparlar. Keşke diğer partilerde de, Özdağ gibi genç adaylar çıkıp, eski liderlerle rekabete girecek cesareti kendilerinde bulabilseler.*** MHP'DE LİDERLİK MÜCADELESİ GİDEREK KIZIŞIYOR… İsmailağa Cemaati'nin Cüppeli Ahmet Hocası ile ilgili yayınları izledikçe içime fenalıklar basıyor. Söylediklerinin dinimizle hiçbir ilgisi olmadığı gibi, kendine göre yaptığı yorumlarla, her konuştuğunda durum biraz daha komikleşiyor. İslamağa Cemaati'ni tanımam, ancak onların içinde aklı başında ve dinimizi iyi bilen insanların bulunduğunu tahmin ediyorum. Peki, onlar bu saçmalıklara nasıl tahammül edebiliyorlar ? 11 yaşındaki kızını bile öpmeyen bir insan olabilir mi ? Bu nasıl bir mantıktır ? Herkesi sapık olarak gören bir insan, bir cemaat tarafından nasıl hoca olarak benimsenebilir ? Bu tip kafalardan yasaklama yollarıyla kurtulabilmek güçtür. Asıl görev, İsmailağa Cemaati gibi oluşumlara düşmektedir. Onlar bu insanlara karşı çıkmalı ve kovalamalı. Eğer bunu yapmazlar, bu gidişe çeki düzen vermezlerse, günün birinde cemaatlere gösterilen hoşgörünün sonuna gelineceğini de bilmelilerdir. Zira, Cüppeli Hoca'lar dinimizi yüceltmemekte, aksine karalamaktadırlar.*** CÜPPELİ HOCA KOMEDİSİ… Can Dündar'ın röportajı çok hoştu. İsmail Cem ile yaptığı söyleşiyi okurken kendi kendime "Cem'i çok özlemişiz" dedim. Türkiye'nin günlük sorunlarına bakışı, dünyayı değerlendirmesi ve genel yaklaşımıyla, özlediğimiz lider olduğunu bir defa daha hatırlattı. Avrupa Birliği konusundaki değerlendirmelerine ise pek katılamadım doğrusu. Aşırı kötümser buldum. Hemen hemen aynı yaklaşımı daha önce Mesut Yılmaz'da da görmüştüm. Her ikisinin de Türkiye- AB ilişkilerine verdikleri önemi bildiğim için, bu kötümserliğin daha çok, AK Parti'ye muhalefetten kaynaklandığını sanıyorum. Türkiye'deki milliyetçilik yaklaşımını değerlendirirken söyledikleri de çok ilgimi çekti. Keşke bu konuya daha fazla yer ayırabilseydi. Zira CHP'nin uyguladığı milliyetçilik konusunda da soru işaretleri var. Birikimli insanlarımızın mutlaka aktif politikada olmaları gerekmiyor. İşte İsmail Cem örneğinde olduğu gibi, dışardan da katkıda bulunabiliyorlar. Zira böylesine birikimi olan insan sayımız o kadar az ki, onlarla yapılan söyleşiler topluma adeta oksijen vermeye benziyor.*** İSMAİL CEM'İ ÖZLEMİŞİZ… Önümüzdeki hafta bayram. Daha bugünden tüm okurlarımın bu mübarek bayramını kutlamak istiyorum. Bir haftalığına çıkacağım bir seyahat nedeniyle sizlerden ayrı kalacağım. Bayram, hepimizi rahatlatıyor. Hepimizi, günlük tartışmaların dışına çıkarıyor. Başka bir dünyaya götürüyor. Günlük kavgaları unutturuyor. Kısır çatışmalar ve üzüntülerin ne kadar boş olduğunu, sağlıklı şekilde geçirdiğimiz her dakikanın nasıl büyük bir nimet olduğunu hatırlatıyor. Nice bayramlara…*** BAYRAMINIZ, ŞİMDİDEN KUTLU OLSUN… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), türban konusunda arka arkaya aldığı kararlarla, genel tutumunu açıkça ortaya koydu. Son olarak, Emine Açar'ın türbanlı kimlik fotoğrafıyla kayıt yaptırmasına izin verilmemesiyle ilgili başvurusunu reddetmesi, bunun en açık örneği idi. AİHM'in bu konuda yaklaşımı "kimliğin anlaşılamamasına" dayandırılıyor. Çarşaf veya türban ile çekilen fotoğrafların, kişilerin tanınmalarını zorlaştırdığından dolayı reddedildiğine dikkat çekiliyor. Bundan böyle AİHM, türban ile ilgili davalara kapılarını kapatmış oluyor. Sırada, zorunlu din dersleri var. Bu konuda Alevi vatandaşlarımızın yaptıkları başvurunun sonucu yakında alınacak. Tabii yine büyük gürültülere yol açacak ancak, yılbaşından sonra bu konudaki yaklaşımı da netleşecek. AİHM'in Türkiye ile ilgili dosyaları sadece türban ile ilgili değil. Türkiye'yi yakından ilgilendiren bir diğer konu da, seçimlerdeki yüzde 10 barajı. Bunun sonucu daha yakın bir tarihte alınacak. Yılbaşı öncesinde açıklanması beklenen bu başvuru, önümüzdeki seçimleri etkilemese dahi, uzun yıllardır sürdürülen bir tartışmayı yeniden gündeme taşıyacaktır.*** TÜRBANA, AİHM KAPISI ARTIK KAPANDI… Hekimoğlu Süleyman Özcan, "Hayat Serüvendir" ve "Ondan Sonra Gelen Sevgi" adlı kitaplarını göndermiş bana… (Hekimoğlu Yayıncılık 0 212 578 70 32) 2004 yılında yayınlanan bu kitaplardan eminim bir kısmınız haberdardır… Özcan, büyük bir içtenlikle hayatını, yüreğini, yaşadıklarını paylaşıyor kitaplarında. Kimilerinin okuyup tecrübe edineceği kimilerinin de yaşadıklarını bulacağı bu kitaplarla, her gün sokakta gördüğünüz, yanınızdan gelip geçen ya da metroda, otobüste, vapurda karşınızda oturan birinin hayatına bir pencere açıyor gibi hissediyorsunuz kendinizi.Samimi, sıcak ve içten..*** PENCEREDEN BAKMAK... Bartın Belediyesi çok güzel bir iş yapıyor; "Kitapla Aydınlığa" sloganı ile Bartın'da başlayan kitap dolu günler onuncu yılına ulaştı. Bu yıl da 9-14 Kasım tarihlerinde Bartın'da düzenlenecek kitap fuarı yine zihinlere aydınlık kapılar açacak. Bartınlılar da hep televizyonlarda görüp gazetelerde yazılarını okudukları gazeteci, yazar ve şairlerle tanışma fırsatı bulacaklar.Hadi o zaman, 9-14 Kasım'da Bartın'da kitapla aydınlığa…Bartın Belediyesi'nin ellerine sağlık… ANADOLU'NUN TÜYAP'I BARTIN'DA… (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net

DİĞER YENİ YAZILAR