Artık kime inanacağımızı şaşırdık

27 Mayıs 2009’da Türkiye sarsılmıştı. Kürt Açılımı ile ilgili adımlar atıldığı bir sırada, 7 askerimizin mayına takılıp şehit olması hepimizi yasa boğmuştu. Resmi açıklama sayesinde sorumluyu hemen bulduk: PKK. Meğer hiç ilgisi yokmuş.
Kimse birşey sorgulamadı.
PKK’yı yerden yere vurduk. Hatta komplo teorileri kurduk. PKK’nın, barış istemeyen bir kesimi Kandil’e rağmen bu mayınları dizmiş ve askerimizi şehit etmişti. PKK bu suçlamayı reddetti, ancak kimse inanmadı.
Resmi açıklamayı da kimse sorgulamadı. Zaten bu tip olaylarda hemen PKK’yı suçlamaya alışmıştık.
Bugün bakıyoruz, meğer sorumlu PKK değil, mayınları dizen TSK imiş!
Bundan böyle kamuoyunu inandırmak çok daha zorlaşacaktır. Genelkurmay veya diğer güvenlik güçlerinin açıklamalarına nasıl inanacağız?
Hemen her olayda, kendi insanlarımızın doğru söyleyip söylemediğini mi sorgulayacağız.
Genel duruma bir bakarsanız, Kürt Açılımından geriye hiçbir şey kalmadı. Mahmur’dan gelenler neredeyse hapse atılıyor, Zana’ya yine 3 yıl ceza ve operasyonlar, bombalamalar start alıyor...
Hadi bakalım, kolay gelsin.


Cilvegözü kapısında yaşanan felaket...
Eşim Cemre iki hafta Antakya-Halep-Gaziantep'e gitti. Bakın Suriye ile hudutla ilgili neler anlattı:
"Hatay ile Suriye arasındaki Cilvegözü kapısı pırıl pırıl. Kocaman bir duty free'si ve güzel bir lokantası var. Duvarları Çanakkale savaşı, Padişah portreleri, Atatürkle ilgili anılarla ilgili resimlerle süslü.
Ancak bomboş.
Bütün kalabalık Suriye girişinde çünkü herşey oradaki duty free'de çok daha ucuz. Bol bol sigara satışı var. Rivayete göre, her iki tarafta da dağlardan hararetli bir sigara alışverişi varmış.
Otobüsler dolusu Suriyeli Türkiye'ye gidiyor, genellikle aldıkları da tekstil ürünleri.
Cilvegöz'ün en önemli zorluğu veznesi. Hududu geçip vezneden çıkış pulu alıyorsunuz, sonra geriye dönüp pasaportu damgalattırıyorsunuz. Hiç mantıklı birşey değil.
Suriye dönüşünü Gaziantep'e Öncüpınar kapısından yaptık ve pişman olduk. Bir tek memur, arabalar, kamyonlar, otobüsler, ana baba günüydü. Nevruz olması da kalabalığı arttırmış. Vasıtalara gıdım, gıdım, bırakıyorlar.

TUVALETSİZ BİR KAPI OLABİLİR Mİ?
Yasak olmasına rağmen yürüyerek hududu geçtik çünkü beklediğimiz yerde tuvalet yoktu! Çöp içinde bir yol, toz içinde bir duty free ve belki bugüne kadar gördüğüm en pis tuvalet vardı. Tuvaletten Kilis Valiliği sorumluymuş. Bir ihale bitmiş, yenisi yapılıncaya kadar orası öyle kalmış. Yani pislikler ihale bekliyor.!
Giren aynı hızla dışarı fışkırıyor, korkunç bir yer.
Vatandaşlarımızın gümrükle araları pek hoş değil."Vize kalktı" diye Suriye'de daha ucuz olan şeker, çay gibi maddeleri doldurup Türkiye'ye sokmaya çalışıyorlar. Neyin yasak, neyin ne kadar alınabileceği bürokrasi kafasıyla dosya kağıtlarına yazılmış, camlara yapıştırılmış. Gören kim? Oysa, büyükçe ve anlaşılır bir dille yazılıp panolara asılmış olsa, sorun çözülür.
Birde ne sıra var, ne birşey. Biz ordayken Suriyeli iki şöför sıra yüzünden yumruklaşmaya başladı. Küçücük bir pencere onlarca el içeri kağıt tıkıştırmaya çalışıyor. Anlayacağınız, neresinden bakarsanız bir rezalet..."
İlgililere duyurulur...


Koylar bitiyor, Deniz Müsteşarlığı yetki kavgası yapıyor
TURMEPA bu yıl büyük bir kavgaya hazırlanıyor. Hem de, iki cephede birden savaş verecekler.
Bir yanda Bodrum-Göcek şeridindeki koyları mahveden özel ve ticari yat ve tekneler, öte yandan da Denizcilik Müsteşarlığının uyuşmaz tutumu.
Denizcilik Müsteşarlığı, Çevre ve Orman Bakanlıklarının, Muğla Valiliğinin ve TURMEPA’nın yaptıklarına meydan okuyor. “Bu işler bizden sorulur. Buraların ağası biziz” diyor. Mevzuat ise, yetkiyi Çevre Bakanlığına ve Valiliğe veriyor. gelin görün ki, bu arada asıl yapılması gereken kalıyor.
Denizcilik müsteşarlığı çok önemli bir kurum ancak, bürokratik kavga yerine, diğerleriyle işbirliği deneseler daha iyi olmaz mı?
Bırakalım itişmeyi ve işbirliğine girelim. Çomak sokmayalım, denizimizi ve koylarımızı kurtaralım. Zira bürokratik mücadele bu toplumu hiç ilgilendirmiyor.


Saat sponsorum yok (!)
Etrafta garip bir söylenti var. Hatta bazı köşe yazarları dahi buna inanmış ve yazı yazmışlar. Buna göre benim saat sponsorum varmış. Onlardan para alıp ekranda saatlerini gösteriyormuşum.
Hoppalaaa...
Nereden çıktığını anlayamadım. Zira külliyen uydurma bir söylenti. Ne sponsorum var, ne de ekranda saat reklamı yapıyorum. Bilen varsa, bana da söylesin. Ekranda herkesin bir duruşu vardır. Benimki de elini kolunu kullanan bir duruş. Ne yapayım bilemiyorum, acaba saatimin üstüne bant mı kapatayım veya ekrana saatli çıkmamayı mı tercih edeyim. Emin olun bıktım bu abuk sabuk dedikodulardan.


Havuz olunca Bodrum şampiyon çıkardı
Bodrum Türkiye birincisi çıkarmayı başardı. 2000 doğumlu Efe Akarsu aslında 2005 yılından beri antrenörü Onur Orhun ile beraber çalışıyor. İlk yüzme çalışmalarını Bodrum’un otel havuzlarında yapan sporcu, şehre yarı olimpik yüzme havuzu yapılması ve belediye başkanı Mehmet Kocadon’un bu havuzu ısıtmasıyla işin rengi değişiverdi. Artık Bodrumlu çocuklar otel havuzlarında antreman yapmaktan kurtuldular. Tipik örneği de Efe Akarsu. Bu sene 10 yaşında Marmariste düzenlenen Olimpik Kulaçlar yarışında 50m kurbağada 00:42:69'luk derecesiyle Türkiye birincisi oldu. 8-10 Nisan Milli Eğitim Bakanlığının Türkiye Şampiyonası için Bodrumu temsilen 4 arkadaşıyla birlikte Marmaris'te ki yarışlara katılacak.
Bodrum şampiyonlar yetiştiren bir kent oluyor.


Kitap köşesi

N'olacak bu AB işi?
Eğer hala merak ediyorsanız, Boyut Yayıncılık tarafından piyasaya çıkarılan ve AB konusunun en parlak ismi olan Bahadır Kaleağası’nın gençlerin sorularına verdiği yanıtları içeren kitapçığı mutlaka edinin. (gulnur.cati@boyut.com.tr) Emin olun çok yararlanacaksınız. Özellikle üniversitelere tavsiye ederim. AB konusundaki yalanlardan ve şehir efsanelerinden kurtulmak istiyorsanız, kaçırmayın.

İkinci hayat
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu yıllardır doktorum. Vitaminlerimi ayarlar, tavsiyelerde bulunur. Güler yüzlü ve yumuşak sözlüdür. Ona çok güvenirim
Şimdi “İkinci Hayat” diye biz yaştakilere hitap eden bir kitap yazdı. Hayatımızın bu “ileri” aşamasında, Süleyman Demirel gibi “yaşlanma yolculuğunu başarı ve zerafetle sürdürmek için” beslenmeden tutun, stres idaresine kadar birçok konuda ne yapmamız gerektiğini söylüyor. Çok rahat okunan bu kitabı tavsiye ederim.

Azadiye Welat
Türkiye’nin tek günlük Kürtçe yayın yapan gazetesi Azadiye Welat 1 haftalığına kapatıldı, nedeni ise “örgüt propagandası” yapması. Azadiye Welat, 4 yıldır günlük gazete olarak yayın hayatında, 7. defa kapatılıyor. Azadiye Welat’ın dünyanın en pahalı gazetesi olduğunu biliyor musunuz, yok çok pahalı değil Türkiye’ye has bir “mantık sarmalsızlığından” kaynaklanan bir pahalılık.
Van cezaevinde yatan bir mahkumun Azadiye Welat istemesi ile tercüme paraları da eklenince gazetenin günlük ücretinin mahkuma sayfa başına 90 TL olmak üzere 12 sayfalık gazete için toplam 1080 TL ye patlıyor olması. Şimdi de yeniden kapatılmış durumda. Kürt veya Demokratik açılım yapıyoruz, TRT Şeş 24 saat Kürtçe yayında. Kürt sorunu hakkında haberleri ile tanınan Fırat Haber Ajansı’nın internet sitesine ulaşılamıyor, zira engelli. Hükümet açılımdan bahsederken devletin diğer organlarının da açılama uygun olarak davranması gerekmez mi?