Aziz Yıldırım'ı mahkum etmek UEFA'ya yetmeyecek

Başbakan şike konusunda kulüplerin değil, şahısların cezalandırılması gerektiğini söyledi. UEFA Başkanı Platini Başbakan’a hak veriyor, ancak uygulamanın farklı olduğunu söylüyor. Yani Aziz Yıldırım’ı mahkum etmek UEFA’ya yetmeyecek. Onlar gene kendi kuralları neyi gerektiriyorsa onu yapacaklar.
Platini aslında çok açık konuşuyor:
Disiplin komitesinin bağımsız bir komite olduğunu, sistemin onyıllardır böyle işlediğini ve yapacak birşey olmadığını söylüyor. Kulüp başkanlarının usulsüzlüğünün cezasını hep kulüpler çekiyor diyor.
Yani anlaşılan biz ne yaparsak yapalım, ister küme düşürmeyi kaldıralım, ister puan silelim, uluslararası alanda yine onların dediği olacak.
Biz de ya onların kararlarına uyacağız ya da Türk futbolunuun uluslararası alanda mahkum olmasına göz yumacağız.


Başbakan olası bir savaşı önlemeye çalışıyor
Başbakan Erdoğan Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne katılmak için Güney Kore’ye gidiyor. Yarın da Amerikan Başkanı Obama ile görüşecek. Bence görüşmede en öne çıkacak konu, İran ile yaşanan nükleer gerilim.
Zira Başbakan Güney Kore gezisinden sonra İran’a gidecek. Kore’den çıkan sonuçları ve ABD’nin mesajlarını iletecek.
Aslında Başbakan’ın İran ziyareti önümüzdeki günlerde İstanbul’da yapılması planlanan nükleer müzakereler öncesi gerçekleştiği için çok ama çok önemli.
Neden mi?
Akademik çevrelerde şu sıralar İsrail’in İran’ı 20-21 Mayıs’ta ABD’de Chicago’da yapılacak NATO zirvesi öncesi vurabileceği konuşuluyor. Bunun nedeni olarak da “Füze Kalkanı Projesi”nin bu zirvede kurumsallaşacak olması gösteriliyor. Türkiye bu aşamada İsrail ile bilgi paylaşılmasının engellenmesi gibi bazı isteklerini kağıda geçirtmeye çalışacak. Becerebilirse İsrail’in Malatya, Kürecik’teki radar üssünden gelecek bilgilerden yararlanmasının önüne geçecek.
Dolayısı ile İsrail İran misillemesine karşı füzelerin nereden geldiğini göremeyeceği için savunmasız kalacak. Anlaşılacağı gibi tam tersi de geçerli. Yani İsrail ancak bu radarı kullanabilirken rahar rahat İran’a saldırabilir. Bunun Türkiye için en kötü tarafı ise üsünün olası saldırı tarihinde NATO’nun değil ABD’nin kontrolünde olması. Yani eğer İranbu üssü vurursa, Türkiye İsrail yüzünden, ABD ile birlikte İran’a karşı savaşa girmiş olacak.
Yani Başbakan aslında nükleer müzakerelerin altında çok daha derin sorunlarla uğraşıyor ve bu felaket senaryosunu engellemeye çalışıyor. Bu sorun ortadayken de “İsrail nükleer silahlarını bırakmaz ise, Türkiye’nin ve Mısır’ın da bunlara sahip olmak isteyeceği ve bunun için Pakistan’dan yardım talep edeceği” savı magazin olmanın ötesine geçemiyor.


Hem sevindik, hem üzüldük
FB’li dostlarımız mesaj üstüne mesaj yolluyorlar. “Aman kardeşim, maçın berabere bitmesine bu kadar sevinen başka kulüp olamaz” diye alay ediyorlar. Oysa hesapları yanlış.
Düşünün, ilk 15 dakika da nefis iki gol yemişsiniz ve yüreğiniz ağzınıza gelmiş. Ama dakikalar ilerledikçe herşeyin yavaş yavaş değişmeye başladığını görüyorsunuz. Takım diriliyor ve nitekim ilk devrede ilk gol geliyor.
İkinci devre baskı daha da artıyor. Karşınızda dipdiri bir takım. Son derece bilinçli, son derece iyi hesaplanmış bir oyun izliyorsunuz.
Keyiflenmez misiniz?
Hele hele o son dakikada direkten dönen top var ya …
İşte orada dizlerimizi dövdük.
Les Ottomans’da Ahu Aysal çok şık bir jest yaptı. Gelenlerin isimleriyle formalar hazırlatmış. Bundan sonra, Kadıköy’deki GS-FB maçını yine aynı yerde izlemeye söz verdik. Bu defa uğur tutacak.


Umutsuz eczacılar...
Türk Eczacılar Birliği (TEB) Kanal D’de yayılanan “Umutsuz Ev Kadınları” adlı dizide, Eczacı Kadir’in Nermin’in peşine düşmesine tepki gösterdi ve zarar verdiğini ileri sürdü. Yazılı açıklamada “Halkımız bu tür yapımları içselleştirmekte ve canlandırılan kararkterlerin ise çoğu zaman gerçek olduğuna inanmaktadır” deniyor.
Önce şaka yapıyorlar sandım.
Değilmiş. Dizi karakterinin kaldırılmasını istemişler.
Benim bildiğim, TEB çok aklı başında insanlar tarafaından yönetilir. Ancak bu haberi okuyunca hiç onlara yakıştıramadım.
Eğer bu mantıktan hareket edecek olursak, dünya üzerinde film veya dizi çevrilmesi imkansızlaşır.


Büyük Kulüp kavgası artık sıktı
Kendimi bildim bileli, İstanbul’un Büyük Kulüp diye adlandırılan zenginler kulübünün her şeçiminde gerilim yaşanır. Koca koca iş adamları birbirlerine girerler. Müthiş kulislar yapılır ve fırtınalar kopar.
Nedir bu Büyük Kulüp?
Tek parti döneminde başlayarak, dönemin kodamanları tarafından, keyifle denize girmek (sonradan denizi de kalmadı ya), sosyete ile bir araya gelmek ve en önemlisi kumar oynayabilmek için oluşturdukları bir kulüptür. Önce küçüktü, şimdi dev bir kuruşa dönüştü. 7.300 üyesi var. Bütçesi 26 milyon lirayı buluyor.
Bu beyler neden kavga ederler anlamak imkansız .
Emin olun çok sıkmaya başladı. Zaten pek sağlam olmayan temellerini daha fazla sarsmadan, fazla dikkatleri üstlerine çekmeden günlerini gün etseler daha akıllıca davranmış olmazlar mı?


Batıbay'a da yargısız infaz yapıldı...
Daryal Batıbay' ı otuz yılı aşkın süredir tanırım.
Diplomatlığı konusunda kime sorarsanız sorun, aynı sözleri duyacaksınızdır: Son derece zeki, son derece bilgili, son derece yetenekli.
Batıbay, 8 yıl süreyle yurt dışında görev yaptı. Bu 8 yıl süreyle en büyük merakı kendine sevdiği şaraplardan bir kav yapmaktı. Arkadaşlarına gösterir ve aralarındaki farkı anlatırdı. Sakın bu şarapların pahalı, şişesi binlerce euro olanlardan sanmayın. Şaraptan anlayan 30-40 Euro’ya harika şarap seçebilir. Daryal'da bunu yapmıştı. Kendi parasıyla alıp depolamıştı.
Sonunda hizmet süresi doldu ve emekli oldu.
Kıbrıs 'ta bir üniversiteden iş teklifi aldı ve KKTC'de ev yaptırmaya başladı.
Ev eşyalarıyla birlikte şaraplarını da transit olarak KKTC'ye gitmek üzere, nakliye şirketinin depolarına teslim etti. Yani bu mallar Türkiye'ye resmen girmedi. Transitte bekleyip, Kıbrıs'a gidecekti.
İşte o sırada devreye bir muhbir girdi. Strasbourg'da karısını sürekli dövdüğünden dolayı işten attığı bir memur hemen polise koştu: Batıbay, devlet parasıyla aldığı şarapları yalan deklarasyonla Türkiye'ye sokmuştu...
Görevi sırasında da devlet parasıyla konvertibl otomobil almıştı...
Polisimiz durur mu, hemen baskın düzenledi. Monşer'in milyonlarca Euro'luk şarap deposu ortaya çıkarıldı! Hemen de medyaya servis edildi.
Medyamız da tam bir yargısız infazla Batıbay’ı mahkum etti.
Gerçeklerle, gazetelerde okuduklarımız arasındaki müthiş farkı görüyorsunuz, değil mi?
Yarın bu olay unutulup giderecek, Batıbay 'a belki ticari belgesi olmadan bu kadar şişe şarap getirmekten sudan bir ceza verilecek. Kamuoyu duymayacak bile. Ancak o insan hayatı boyunca bu olayı taşıyacak.
Yazık değil mi?
Bir insanı bu kadar kolay harcamaya kimin hakkı olabilir ki?
Polisten medyaya kadar inen bu zinciri kimse kıramayacak mı ?


Özel halk otobüsleri terör örgütü üyesi mi?
Gün geçmiyor ki, TEM’den giderken bir özel halk otobüsü trafik terörü saçmasın. Yolun birazcık sağındaysanız yandınız. Emniyet şeridinden sarsıla sarsıla flaşörlerini yakarak, klaksona basarak üstünüze geliyor, zor kaçıyorsunuz. Emniyet şeriti sanki onun için yaratılmış.
Geçtiğimiz Çarşamba günü Gedikpaşa viyadüğünde saat 20:15 civarı gidiyorum, sağdaki yoldan 34 HA 6175 uçuşarak geldi, şöförün sağ elinde telefon. Ne diyeyim artık?