Başbakan ilk defa gülümsüyerek konuştu...

Pazar akşamı Kanal D'de Başbakan ile bir özel 32.GÜN programı yaptık. Bilmem izleyebilme imkanınız oldu mu? Eğer kaçırdınızsa, bu söyleşinin bir özetini ve izlenimlerimi aşağıda aktaracağım. Ancak, benim en çok ilgimi çeken, uzun süre sonra, gülümseyerek konuşan ve hoşlanmadığı bazı dikenli sorulara dahi tahammül eden ve açıkça yanıtlayan bir Erdoğan ile karşılaşmış olmamdı.
İzmir ve İstanbul mitinglerinden çok memnundu, keyfi yerindeydi ve belki de ilk defa keyifli bir sohbet yaptık. Kimileri beğenmese dahi, sorulması gereken her soru da soruldu. Programın tek sevmediğim yanı, 22:00 yerine 23:00'de başlanabilmesiydi. Ne yazık ki, liderlerimiz zamanlamalarını iyi planlayamıyorlar. Mitinglerine de geç gelirler, verdikleri randevulara da... Özal da böyleydi, Demirel de, Erbakan da... Kimbilir, belki de Türk sisteminin en çok aksayan yanı bu...


"Bedel ödeme" sözünden rahatsız...
Başbakan açıkça söylemedi, ancak Abbas Güçlü için, Nuray Mert veya diğerleri için zaman zaman, tepki olarak "bedel öderler"demişti. Şimdi bu sözünden rahatsız olduğu, konuşma şekli ve vücut dilinden açıkça anlaşılıyordu. Kendini savundu ve neden bu tepkiyi gösteriğini anlattı, ancak bu sözün nasıl yanlış yerlere çekilebileceğinin de farkında.
Sanıyorum, bir daha bu tip "tehdit" kokan, amacını aşan bir çıkış yapmayacak veya iki defa düşünecektir.
Buna karşılık, General Alan konusunda ise son derece sertti. Belli ki, General’in ayağa kalkmaması ona çok ters etki yapmış.


Başkanlık ve Köşk ne olacak?
Başkanlık sistemini de konuştuk.
Ne kadar itiraz ederse etsin, Başbakan'ın kalbinde Başkanlık Sistemi yatıyor. Bu şekilde, rüyalarını çok daha çabuk gerçekleştireceğinden emin. Bir taraftan da, kendi partisinin içinden dahi direniş olduğunu mutlaka biliyor olmalı ki, sadece tartışılması gerektiğini söylemekle yetiniyor.
Biraz sıkıştırdığınızda, kalbinin nereden yana çarptığı hemen anlaşılıyor.
Yine de, seçim sonuçlarını bekliyor. Çıkacak rakkamlara göre, kararını verecek. Ya bastıracak ya da fazla üstüne gitmeyecek.
Peki, Köşk'ün cazibesinden kurtulabilecek mi, yoksa fırsat çıktığı anda, siyaseti bırakıp Köşk'e çıkmak isteyecek mi?
Bunun kararını da yine seçim sonuçları verecek.
Bana, epey kararsızmış gibi göründü...


Asker konusunda frene basıyor...
Başbakan'ın asker konusundaki yaklaşımı ise, daha öncesine oranla daha farklı. Örneğin, Genelkurmay Başkanlığı’nın Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu gibi düşünmüyor.
"Henüz zamanı gelmedi " diyor.
Türk Silahlı Kuvvetleri üzerindeki spekülasyonların yatışmasını bekliyor veya "daha fazla üstüne gidilmemeli" diye düşünüyor da olabilir. Genel yaklaşımı, özellikle seçimlerden sonra asker - sivil otorite ilişkilerinin artık durulması ve rayına oturması gerektiği şeklinde...
Bu düzenlemenin, Avrupa Birliği çerçevesinde kendi kendine gerçekleşeceğine değinmekle yetindi.


Tutukluluk süresinden rahatsız, ancak...
Başbakan, Türkiye'yi demokrasi listesinde üst sıralara çıkaracağını söyleyince tabii dayanamadım ve hapisteki gazetecileri ve özellikle de tutuklu yargılanma rekoru kıranları hatırlattım. Türkiye' nin dışardaki imajının nasıl bozulduğunu ve iktidar partisinin de gereken yasal değişiklikleri yapmadığına dikkat çektim.
Seçim sonrasını işaret etti. Tutukluluk sürelerinin verdiği rahatsızlık çok açıkça ortada, ancak ben Başbakan’dan daha net bir tutum bekliyordum.
Kendi hiç kabul etmiyor, ancak eski liberal- demokrat Erdoğan yerine daha milliyetçi ve devlet gibi konuşan bir Erdoğan'ın geldiği apaçık ortada.


Kürt sprununda ümitler azalıyor...
Kürt Sorunu ve bunun çerçevesinde BDP ile ilişkiler, benim ümitlerimi giderek azaltıyor. Söyleşi sırasında da dikkat ettim, seçim sonrasında yeniden bir başlangıç yapmaya pek niyeti yokmuş gibi görünüyor.
Başbakan, bu sorunu ortaya koyanlar giderek hedeflerini genişletiyorlar ve artık eskisi gibi kişisel haklarla yetinmiyorlar, bölgesel bir oluşum peşinde koşuyorlar dedi.
Bu konuda devletin üst tabakasında da aynı sözler duyuluyor.
"Bunlara verdikçe, yeni istekler geliyor ve bağımsızlığa doğru bir yol çiziliyor " deniyor. Durum böyle olunca da, çözüm arayışı daralıyor.
Seçimlerin sonuçları, bir çok konuda olduğu gibi, Kürt Sorunu’nun gideceği yönü de gösterecek.
Ben biraz kaygılıyım...


Reyting, seçime duyulan ilgiyi gösteriyor...
32.Gün'ün bundan önce Kılıçdaroğlu söyleşisi son derece ilginç bir reytin patlaması yapmıştı. Ben de bunu, CHP' ye duyulan ilgiye bağlamıştım. Bu defa Başbakan ile söyleşinin reytingini merak ediyordum, zira Erdoğan hemen hergün bir kanala çıkıyor, söyleşiye katılıyor ve ayrıca gün içinde de mitingden mitinge koşuyordu. Yani söylemediği, bilinmeyen birşey kalmamıştı.
Sonuçlar çok ilginç çıktı.
Ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar, toplum seçimle çok ilgili ve liderleri de büyük bir merak ve dikkatle izliyor.
Başbakan' ın, Pazar akşamı saat 23.00-24.30 arasındaki söyleşisinin reyting dökümü ile Kılıçdaroğlu' nun reytingi arasında hemen hemen hiç fark yok gibi.
(Kılıçdaroğlu' nun AB gurubunda bir miktar daha yüksek olmasında, süresinin daha kısa olmasının da etkisi vardır mutlaka...)

Başbakan ilk defa gülümsüyerek konuştu...

Başbakan ilk defa gülümsüyerek konuştu...

Twittercilere büyük teşekkür...
Söyleşi öncesinde TWİTTER ve mail adresi üzerinden herkesten soru istedim. Sadece twitterdan 10 binin üzerinde soru geldi ve en çok üstünde durulanları seçmek zorunda kaldım. Bir buçuk saatlik program boyunca 14 binin üzerinde yorum geldi. 110 bin Twitter izleyicime çok çok teşekkür ederim.
Bu arada, yine çok eleştiri aldım.
Özellikle de meslekdaşlarımın bir bölümü ve izleyiciler "Yalakalık ettiğimi, yeterince sert davranmadığımı, kahkahalarla Başbakan’ı rahatlattığımı" söyleyip, beni yerden yere vurdular.
Arkadaşlar, ben bu işi 40 yıldır yapıyorum ve birçok dünya lideri dahil herkesle söyleşi yaptım. Bırakın da bu işi biraz bileyim. O kadar iyi biliyorsanız, siz gelip yapın...Söyleşi yapmak, karşısındakine dayak atmak değildir...
Tüm görüşlere saygı var. Herkese çok teşekkür ediyorum.