Başbakan'ın boykot çağrısı tehlike dolu

Başbakan’ın Perşembe akşamki iftar yemeğinde yaptığı “boykot” çağrısını dinlerken tüylerim diken diken oldu.
Kulaklarıma inanamadım. Şimdiye kadar birçok Başbakan medya ile kavga etmiştir, ancak hiçbiri “boykot” çağrısında bulunmamıştır.
Erdoğan açıkça, “bunları linç edin. TV’lerini açmayın, gazetelerini almayın” diyor. Sonra da kalkıp basın özgürlüğünden söz ediyor.
Bundan daha tehlikeli bir tutum  olabilir mi?
Bugün birilerine boykot  çağrısı yaparsınız, yarın bir başkası gelir ve  sizi boykot eder. Zaten bundan dolayı, AKP’ye destek veren basının önemli bir bölümü de Başbakan’a karşı çıktı.
Üstelik emin olun, Başbakan tutturamayacak. Zira bu bir tiryakiliktir.  Başbakan dedi diye, Hürriyet   veya Milliyet’i mi bırakacaklar, Kanal D veya Star’ın dizilerini, haberlerini izlemekten mi vaz geçecekler?
Hadi canım sende...


Bir asker darbeyi anlatıyor...
Türk toplumu sorunlarını kestirmeden çözmeye meraklıdır. Karmaşık konuların, fazla çaba harcamadan, tepeden inme kararlarla halledilmesini isteriz.
Yasaklarla sosyal sorunları, askerle de siyasal sorunları çözmeye çalışırız. Bu sorunların ne kadar karmaşık olduğunu düşünmeyiz. Kanserli hücreler ameliyatla  nasıl temizleniyorsa, siyasi tümörlerin de askeri darbeyle temizleneceğine inanırız. Hiçbir zaman tümörün metastas yapabileceğini, başka uzuvlara yayılabileceğini düşünmeyiz.
Dünya’nın hiçbir yerinde, darbeler çözüm getirmemiş, aksine hem darbe yapan orduları yıpratmış, hem de ülke sorunlarını daha beter karmaşıklaştırmış, derinleştirmiş, yeni sorunlar yaratmıştır.
Bugüne (1960-2007) kadar, 3 açık darbe, 1 üstü örtülü darbe (28 Şubat), 3 başarısız darbe teşebbüsü  (Aydemir’in 1961 girişimleri ve 2004’teki  hazırlıklar) ve 1 internet muhtırası (27 Nisan 2007) yaşayan Türkiye, hala gereken dersleri alamamış gibi görünüyor.
Hala, askere davetiye çıkaranlarımız var.
Hala, askerin  el koyacağı ve tepeden inme emirlerle yöneteceği bir Türkiye’nin çok daha bağlıklı olacağına inananlarımız var.
Hala, askerin içinde de, müdahale ettikleri taktirde ülkeyi kurtaracaklarından, daha iyi idare edeceklerinden emin olanlar var.
Bu kesime bir öneride bulunmak istiyorum.
27 Mayıs ihtilalinin renkli isimlerinden, Kurmay Albay Sami Küçük’ün  bir süre önce yayınlanan  (Mikado yayınları) “İhtilalin Kaderini Belirleyen  Köşk  Harekatı” kitabını mutlaka okuyun.
Bizim kuşağın çok genç yaşlarında karşılaştığı 27 Mayıs olayını, darbenin nasıl yapıldığını ve sonrasını anlatıyor.
İbret alınacak derslerle dolu.
Sami Küçük, kendine özgü, namuslu bir vatansever.
Demokrat Parti’nin, Atatürk ilkelerinin en önemlisi sayılan laiklik ilkesini bozduğuna, demokrasiyi yozlaştırdığına ve ekonomiyi  mahvettiğine inanmış olan bir grup arkadaşıyla “Türkiye’yi kurtarmak için” yola çıkmış... Ancak, sonrasında  öyle gelişmelerle  karşılaşılmış ki, bakıyorsunuz o güzelim idealler mahvolmuş.
Sami Küçük, ihtilalin kendi çocuklarını nasıl yediğini ayrıntılı şekilde anlatmış... Demokrasi treninin bir defa yoldan çıktıktan sonra, bir daha rayına  giremediğini örnekleriyle göstermiş. Cunta içinde cuntalar... Askere kölelik eden siviller... Bir hiç uğruna  idam edilen masum insanlar...
Sami Küçük’ün Rumeli’den çıkıp, bir süre dahi olsa, Türkiye’ye yön veren 30-40 kişinin arasına girmesi... Atatürk’ün Türkçe ezanını kurtarmak için harekete geçerken, aynı cuntanın ezanı tekrar Arapçalaştırma kararı almasının yarattığı hayal kırıklığı... Cuntaya katılırkenki fikirlerinin, ilerde sönüp gitmesi ve bugün geriye dönüp  baktığında  hiçbir şey elde edilemediğini görmesi...
Dedim ya, darbe meraklıları bu kitabı mutlaka okumalılar... Okuduktan sonra hala “asker gelsin” diyeceklerini sanmıyorum.
Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ’un “TSK üzerinden siyaset yapmayın” derken neyi kastettiği de daha iyi anlaşılacak.


Milli Eğitim doğru yapıyor
Milli Eğitim Bakanlığı yeni okul formalarını hazırlatmış ve internetten yayınladı.
Ben çok beğendim.
Eskiden siyah forma giyilirdi ve insanın içini karartırdı. Sonra mavi formaya geçildi. Okullardaki zorunlu kıyafetler, merasimlerde ve sabah toplantılarındaki dil ve ünlü “doğruyum, çalışkanım” ezberi, bana hep askeri okul havasını  hatırlatırdı.  Oysa bu insanların bir bölümü çocuk, öbür bölümü çok genç.  Yavrularımızı böylesine dar ve çelik bir disipline sokmanın ne anlamı olduğunu bir türlü anlayamamışımdır.
Milli Eğitim Bakanlığı  da, artık  şikayetleri dikkate almış ki, giyim kuşamı daha rahat bir formata sokuyor.
Bizler ciddiyeti, karamsar giysiler ve askeri marş marşlı yürüyüşlerde arıyoruz.
Bırakın, çocuklarımız biraz rahat etsinler...


Yardım dağıtmasını bile beceremiyoruz
Hep aynı sahneler.
Kimi zaman belediyeler, kimi zaman özel sektör harekete geçiyor ve fakir halka birşeyler dağıtıyor.
Aman Allahım, yer gök birbirine giriyor.
İnsanlar birbirlerine giriyorlar. Küçücük çocuklar, yaşlı insanlar birbirleriyle ya kavga ediyor veya yerlerde sürükleniyorlar. İnsanın içi parçalanıyor.
İşte geçenlerde, Gaziantep Büyükşehir belediyesinin kırtasiye yardımında yaşananları birlikte izledik.
İşin garip yanı bu adamlar, ne kadar iyi niyetle yapıyor olurlarsa olsunlar, bir türlü öğrenemiyorlar. Yardımı dağıtmak için bir sistem kuramıyor veya aldırmıyorlar. O zaman da, yardım etmek yerine, o insanları küçük düşürüyorlar.
Ben, birbirini ezenleri anlıyorum. Ne yapsınlar ki, fakirler... Asıl suçlu olanlar bu yardımları düzensiz yapanlardır.


Bezmen'nin yenilenen iki romanı piyasada
Nermin Bezmen’in birbirinden nefis iki romanı “ Kurt Seyt ve Shura ile Kurt Seyt ve Murka”ikilemesi tazelenen kapak ve mizanpajıyla piyasaya yeniden çıktı. Aradan 16 yıl geçti ve büyük keyifle okuduğum bu ikiliyi, dayanamayıp yine aldım. Kapak ve mizanpajın bir romanı bu kadar değiştirebileceğini düşünmezdim. Çarlık Rusyasının inanılmaz yaşamından, ihtilalin getirdiği felaket ve İstanbul’da noktalanan yaşamların hikayesi, dünkü kadar taze.Tavsiye ederim, alın. Kütüphanenizde varsa bile, yenileyin.


Mahalle baskısı...
Ruşen Çakır son derece akıllı bir iş yaptı. Prof.Dr. Şerif Mardin ile yaptığı iki söyleşiyi kitaplaştırdı. Çok önemli, zira Mardin, bu söyleşilerde Mahalle Baskısı konusunu işiliyor. Hatırlayacaksınız, kıyametler kopmuştu. Ruşen konunun üstüne giderek, son derece önemli bir tartışma açılmasını sağlamıştı.Prof. Mardin zaten kendi başına bir derya. Bu söyleşi kitabı, Mahalle Baskısını merak edenler için kaçırılmamalı.


Son Eylül...
Engin Aktel’i bazılarımız başarılı bir gazete yöneticisi olarak tanır. Ben ise onu başarılı bir romancı olarak tanırım. Kestane Karası adlı romanı nefisti. Şimdi de, yine Everest yayınlardan Son Eylül’ü çıkardı. Bu defa hepimizin yüzkarası olan 6-7 Eylül (1955)  olayları sırasında Bozcaadada yaşananların bir romanıyla karşımızda. Okurken yine içim acıdı ve sorumluları bir kez daha lanetledim. Eline sağlık Engin…