Bir sınav sistemi nasıl yüze göze bulaştırılabilir!

ÖSYM, bu yıl rekor kırdı.
Gerekçesi ne olursa olsun...İster, talihsizliklerin ard arda gelmesi...İster, komplo teorileri üretilsin, sonuca baktığınızda tam anlamıyla bir felaketle karşı karşıyayız.
Gün geçmiyor ki, yeni bir skandal yaşanmasın.
Bütün bunları muhalif basın uydurmuyor.
Kendileri de açıkça kabul ediyorlar.
Zavallı öğrenciler ne yapsın?
Yıl boyunca çalışıp edip hazırlandılar ve bir türlü doğru dürüst sınava giremiyorlar. Yöneticilerin beceriksizliklerinin sonu gelmiyor.
ÖSYM, adeta ders veriyor.
Koskoca bir sistemin nasıl dağıtılabilineceğini, aşırı güvenlik gerekçesiyle, şimdiye kadar işleyen mekanizmanın nasıl yüzlere gözlere bulaştırılacağının dersiydi.
Kimseler de, bu darmadağınıkla ilgilenmiyor.
Kol kırılır yen içinde kalır, hesabı...
Adamını kollama hesabı...
Ancak, merak etmeyin , bu da uzun sürmez.
Şu fırtına geçsin , seçimlerden sonra ÖSYM darmadağın olacaktır.
Olan ise, gencecik öğrencilere olacak...


Libya'da işler kötü gidiyor, fatura bize çıkıyor
Gündem yine bizi başka yönlere savurdu ve Libya’ yı unuttuk.
Oysa, orada işler iyi gitmiyor.
Tam bir kargaşa yaşanıyor .
Son durum şöyle :
- Kaddafi ve onun emrindeki güçler, ülkenin batısını kontrolleri altında tutuyorlar ve direnişçi güçlere nefes aldırmıyorlar.
- Müttefiklerin havadan bombardımanları, ilk başlardaki etkinliğini kaybetmiş durumda. Kaddafi’yi zorlayamıyorlar.
- Direnişçi güçler, bekledikleri dış desteği , istedikleri oranda elde edemiyorlar. Hala başıboş, düzensiz bir mücadele veriyorlar ve ülkenin doğusunu ellerinde tutmaya çabalıyorlar.
Asıl önemlisi, Kaddafi’ye karşı oluşturulan cephenin, Libya liderinden kurtulmak için ne yapılması gerektiği konusunda, henüz bir karara varamaması, yeni bir strateji oluşturamaması.
Üç ayrı senaryo tartışılıyor :
- Askeri harekat yapılmadan, Kaddafi ‘nin iktidarına son verilebilmesi son derece güç görülmekte, ancak bu konuda ne Washington, ne de NATO üyelerinin önemli bir bölümü, askeri bir istilaya yanaşıyor. Bu opsiyonu şimdilik, çok riskli ve gerçekleşmesi de olanak dışı sayılıyor.
- Direnişçilere silah yardımı yapılması , yollanacak özel timler tarafından eğitimden geçirilmeleri ve güçlü bir muhalefet cephesine dönüştürülmesi üzerinde duruluyor. Ancak bu konuda da, Washington henüz tam onayını verebilmiş değil. Mısır üzerinden ve Katar’ın yolladığı silah yetersiz kalıyor. İngiliz ve Fransız özel timlerinin yollanması projesi de, şimdilik askıda bekletiliyor.
- Şu anda tercih edilen senaryo, hem içerden direnişçilerin baskısı, dışardan hem hava bombardımanı, hem de uluslarararsı baskılarla Kaddafi’nin sonunda pes etmesi şeklinde. Oysa Kaddafi, boyun eğmeye hiç niyetli görülmüyor. Bu yöndeki telkinlere ve arabulucuklara da kapılarını kapatıyor.
Sonuçta, ani bazı değişimler veya Washington’un tutum değiştirmesi gibi bir durumla karşılaşmazsak, uzun yıllar sürecek bir iç savaş ve ikiye bölünmüş bir Libya ile karşı karşıyayız.

Faturayı Türkiye'ye kesiyorlar...
Bu arada, özellikle Fransa başta olmak üzere, Libya’daki bazı çevreler, direnişçilere gereken ve yeterli silah verilmemesinin faturasını Türkiye’ ye çıkarıyorlar.
Ankara’nın, NATO içinde hem direnişçilerin silahlandırılması, hem de askeri bir harekat konusunda vetosunu kullandığı dillendiriliyor.
Bu da, muhalefet kanadını Türkiye aleyhtarı gösteriler düzenlemeye itiyor. Geçtiğimiz haftalarda bunlara tanıklık ettik. Şimdi de muhalefet sözcüleri , Ankara’ya duydukları tepkiyi sürekli dillendiriyorlar.
Libya pastası şu sıralarda paylaşılıyor.
Kimse bir açıklama yapmadığından dolayı bilemiyoruz , ancak sanırım bizleri sofranın dışına itmeye çalışanlar çoğalıyor.


Bir yıl daha atlattık, darısı gelecek yılın başına!
Bir 24 Nisan daha atlattık.
Başkan Obama’nın sayesinde, geleneksel Türk-Amerikan Krizi yaşanmadı.
Aslına bakacak olursanız, Türkiye veya Ermenilerden çıkan protesto seslerine pek bakmayın, herkesin işine gelen bir oyun oynanıyor.
Başkan Obama, Ermenilerce “soykırım” anlamında kullanılan “Büyük Felaket” cümlesiyle, hem Türk toplumunu ayağa kaldırmadan, hem de Ermenilerin oylarını kaybetmeden, geçen yıllardaki gibi, bir orta yol formülüyle her iki tarafı da tatmin etmeye çalıştı.
Bu söylem, Ermenileri kesmiyor. Onlar açıkça Türk Soykırımından söz edilmesini istiyorlar ve yine müsait bir zemin bekliyorlar.
Türk resmi yetkilileri de memnun olmadılar ancak, her zamanki gibi, yılı ABD kongresinden soykırım damgası yemeden atlatmaktan memnunlar.
Bu noktadaki tehlike, Türkiye’nin 24 nisan’lar geçtikten sonra, Ermeni dosyasını unutuvermesi ve parmağını kıpırdatamamsı. Ancak dikkat etmekte çok yarar var. Ermeni iddialarının 100 üncü yıldönümü yaklaşıyor.
2015’ ten itibaren, Ankara ateşten gömlek giyecek.
Eğer şimdiden bir strateji saptanmaz ve gereken önlemler alınmazsa, ilerde karşılaşacağımız manzara karşısında çok şaşırabiliriz.
Bu uyarıyı yaklaşık 4-5 yıldır yapıyorum ve her defasında, ilgili tüm çevreler “Çok haklısın” diyor, ardından günlük işleri arasında kaybolup gidiyorlar.
Ben ise, bıkmadan bu uyarımı yapmayı sürdüreceğim.