Bölgedeki gelişmeler, PKK'nın işine yarıyor...

Suriye’ deki Kürt oluşumuna Başbakan sert çıktı. Barzani’ ye yolladığı mesaj , Türkiye ile ilişkilerinin gerginleşeceğini gösteriyor. Baş danışmanı Yalçın Akdoğan’ın dünkü yazısı da Erdoğan’ın mesajındaki gizli tehdide daha da açıklık getirdi. Yeni bir sürece girdik . Kürt Sorunu giderek, bölge dinamiklerinin esiri oluyor.
* * *
Dün bu Köşe’de dikkatleri çekmek istemiştir.
Suriye ‘deki gelişmelerin, Kürt Sorunu’nun boyutlarını genişlettiğini ve kontrolün bizim elimizden çıkma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunuza değinmiştim.
Bence önümüzde üç seçenek var:
1) Biran önce kendi içimizdeki sorunu çözmek için adımlar atmak ve Kürt kökenli vatandaşlarımızı rahat ettirmek.
2) Hiçbir şey yapmadan gelişmelerin sonucunu beklemek.
3) Kürt oluşumuna karşı silahlı mücadeleyi genişletmek.
Başbakan ‘ ın şimdiki politikası, PKK’ya diz çökertmekle sınırlı. Daha önce atılmış cesur adımlar yeterli görünüyor. Ancak gelin görün ki, bölgenin genelindeki Kürt Sorunu’nun boyutları hızla genişliyor .PKK, Uluslar arası oyunlarda önemli bir rol almaya hazırlanıyor.
Başbakan’ nın Barzani’ ye mesajı ve dün Baş danışmanı Yalçın Akdoğan’ın STAR gazetesindeki makalesi,işlerin sarpa sarmaya başladığını gösteriyor.
Akdoğan , Başbakan adına Barzani ‘ye bir uyarıda bulunuyor. “…Türkiye’nin dostluğunu tercih edin…”diyor.
Barzani’nin ideali, Suriye-Irak-İran Kürtlerini birleştirmek.
Irak, şimdi kontrolü altında. Suriye, sallanıyor . Bu iki ünitenin birleşmesi dahi yeter. Ardından, İran gelebilir. Hele Washington , sırf Tahran ‘ı cezalandırmak için destek vermesi durumundan Büyük Kürdistan’a bir adım daha yaklaşılmış olur.
Bütün bu oyunun içinde PKK kendine önemli bir yer buluyor. Silahlı Mücadelede söz sahibi olabiliyor.
Bir yerde güçleniyor.
Özetle,bölgedeki değişken dinamikler Kürt Sorunu’nu bizim hiç istemediğimiz noktalara götürüyor.
* * *
Aman yanlış anlama olmasın...
Dünkü Alevilerle ilgili yazımda, Sabah Gazetesi yazarı ve TV programcısı Sevilay Yüksel’ in bazı yazı ve programlarında değindiği bazı sorulara yer vermiştim.
Sevilay, biliyorsunuz Alevidir. Özellikle de Alevilerin hem kendi aralarındaki anlaşmazlıkları gidermeleri ve kendilerini Sünni kamu oyuna doğru dürüst anlatabilmeleri için sürekli uyarılarda bulunur.
Son derecede de haklıdır.
“ …Neden Cami’ye değil de, Cemevi’ne gidildiğini ...Neden Oruç tutmadığımızı anlatalım…Bu soruların yanıtlarında önce bizler kendi aramızda anlaşalım…Görüş birliğine varalım…”diyor.
Ben de gönülden Alevileri severim. Dünya görüşlerini paylaşırım. Bundan dolayı, Sevilay ’a destek vermek için alıntı yapmıştım… Yanlış anlama olmasın…Amacım Akıl öğretmek değildi.


Basın Özgürlüğü günü kutlu olsun!!!
“24 Temmuz Basın Özgürlüğü Günü tüm yurttaki hapishanelerde coşkuyla kutlandı. Silivri Cezaevi’nde başlayan kutlamalar, Diyarbakır Cezaevi’nde son buldu. Kutlamaların en büyük ayağı tabii ki İstanbul’daydı. İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin “Herkes için özgürlük! İlk önce özgürlük” dedi.
Cumhuriyet Gazetesi Yazarı, CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay Silivri’de bir konuşma yaptı. Mustafa Balbay, Türkiye’de basın özgürlüğünün son 10 yılda tarihinde olmadığı kadar geliştiğini söyledi. Balbay, basının artık 4. kuvvet olarak iktidarı denetleyen bir organ olduğunu belirtti. Diyarbakır’da ki kutlamalarda ise Kürtçe yayın yapan Azadıya Welat Gazetesi yayın yönetmeni Ozan Kılıç “Ülkede gazetecilerin çok rahat çalıştığını, yazdıklarından dolayı hiçbir şekilde soruşturmaya tabi tutulmadıklarını söyledi. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti de Basın Özgürlüğü Günü’nü kutlayan bir mesaj yayınladı. TGC mesajında, “Meslek örgütü olarak üyelerimizin mesleklerini yapmasına engellenmiyor. Artık farklı yöntemlerle yıllarca cezaya mahkum edilmiyor ” dedi. TGC Anayasa’da yapılan basın özgürlüğü reformuyla gazetecilerin meslek ilkelerinin korunduğun da belirtti.
Yıl 2012. 104 yıl önce bu topraklarda basılan ilk özgür gazetelerle aramızdaki fark sadece yıllar değil. Çok şey, her şey…


Hülya'ya neden güvenmiyorsunuz?
Bu yıl 49’uncusu yapılacak Atın Portakal Film Festivali’nin jurisinin açıklanmasıyla kızılca kıyamet koptu. Ulusal juri başkanının Hülya Avşar olması diğer bazı juri üyelerini kızdırdı.
Juriden çekildiler. Nedenini anlayamıyorum.
Hülya Avşar bu ülkede en az 30 yıldır sinema yapıyor. Yurtdışında saygın festivallerden ödülleri var.
Magazin yönünün yüksek olması ayıplanacak birşey mi? Tüm dünyada bu böyledir.
Peki, şarkı söylemesi ne değiştirir? Saygınlığının tartışılmasına neden midir?
Hanımlar beyler, unutmayın. Bu ülkenin en saygın aktör ve aktrisleri gazinolarda sahneye çıktı. Plaklar yaptı. Bu kalitelerinden birşey kaybettirdi mi? Hanginiz bugün rahmetli Ekrem Bora’yı söylediği şarkılarla hatırlıyorsunuz? Ya da “Altın Çocuk” Göksel Arsoy; halbuki o kadar güzel sanat müziği albümleri vardır ki. Saygınlıklarını, ya da sinema bilgilerini tartışabilir miyiz? Yapmayın. Artık bu kafayı değiştirmemiz gerekmez mi?
Anlaşılan bunu festival sonuna kadar konuşacağız.
Benim size sinemayla ilgili vermek istediğim başka güzel bir haber var.
İki hafta, önce sessiz sedasız, Saraybosna Film Festivali’nde Emin Alper’in yönettiği “Tepenin Ardı” filmi jüri özel ödülünü aldı. Film, İstanbul Film Festivali’nde de en iyi film ödülünü almıştı. Aynı festivalin ortak yapım platformu CineLink’te yarışan, yönetmenliğini Ahu Öztürk’ün, yapımcılığını Çiğdem Mater ve Nesra Gürbüz’ün yapacağı ve 2013’te çekilecek Toz Bezi adlı film de EAVE yapımcılık ödülüne hak kazandı. Tebrikler.


Kimse kızmasın, asıl bunlar "ucube"
Geçenlerde internette dolaşan bir fotograf gözüme çarptı.
O muhteşem, tadı dillere destan, yemeye doyamadığımız “İnegöl köftesi” nin HEYKELİNİ(!) yapmışlar. İçimden “Daha neler, oldu olacak “Afyon sucuğu”nun da heykelini yapsınlar” dedim.
Bir baktım ki, onu da yapmışlar!
Hem de ne heykeller!
Hatırlarsınız Kars’ta, Başbakan’ın “Ucube” diye nitelendirdiği “İnsanlık Anıtı” yerine de Belediye’nin “Kaşar ve Bal” anıtı yapacağı konuşulmuştu. (Kars Kaşarı denilen şey aslında Gravyer peyniri. Karslıların peynirin yapımını yüz yıl önce Almanlardan öğrendikleri söyleniyor. Allah için, çok da güzel yapıyorlar)
Düşünsenize, kocaman bir gravyer tekerleği ve bal peteği!
Başka ne olabilir ki?
Yapmayın, etmeyin.
Kentlerimizin tanıtımı ve turizmi için özellikli ürünlerini öne çıkarmak iyi bir fikir olabilir; ancak heykel yapmaktan başka yollar bulmalıyız.
Kimse kızmasın, her yerin nesi meşhursa onun heykelini yapmaya kalkarsak böyle komik durumlara düşmemiz çok normal.
Oldu olacak Kanlıca’ya “Yoğurt”, Çengelköy’e de “Hıyar” heykeli dikelim!


Madalya almasak ne olu?
30. Yaz Olimpiyatları dün Londra’da başladı.
Açılışını izlediniz mi? Provalarına bile 62 bin kişi katılmıştı ve katılan herkes de ne yapılacağını sır gibi saklıyordu. İzlerken demek ki nedeni buymuş dedim.
Olimpiyat açılışları hep görkemli ve renklidir, ancak Londra’dakinin bu kadar değişik olabileceğini düşünmüyordum.
Gözlerime inanamadım. Çok hoşuma gitti.
Gösterilerin sanat direktörlüğünü 8 dalda Oscar kazanan “Slumdog Millionare” filminin yönetmeni Dany Boyle yapmış. İşi ehil ellere bırakınca bakın nasıl sonuçlar çıkıyor. Darısı bizim organizasyonların başına.
Türkiye oyunlara 114 sporcu ile katılıyor. Olimpiyatlarda yaptığı madalya tahmini genelde tutan yatırım şirketi Goldman Sachs Türkiye’nin 9 kez kürsüye çıkacağını söylemiş.
Hiç çıkmasalar ne olur?
Sporun sadece kazanmak değil, yarışmanın güzelliği olduğunu untumayalım.
Bunu bir milli mesele haline getirmeyelim.
Sprocularımız bizim göz bebeklerimiz.
Hepsine başarılar.


Polis: Alo çocuğunuz örgüt üyesi
Bu yıl 7’ncisi İzmir Dikili’de düzenlenen Öğrenci Kolektifleri Yaz Kampı’ndaki öğrencinin ailesi aranarak emniyete çağırılıyor. Milliyet Gazetesi Muhabiri Burcu Karakaş’ın haberine göre, Öğrenci Kolektifleri Yaz Kampı’na katılan öğrencilerin aileleri aranarak “Oğlunuz örgüt üyesi - Oğlunuz terör kampına gitti. Bir hafta orada kaldı. Arkadaşlarından uzak dursun” deniyormuş.
Nedir bu Kolektif Yaz Kampları diye baktığımızda. Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen lise ve üniversite öğrencilerinin bir arada yaşama kültürünü deneyimlediği. Sinema, fotoğrafçılık, gazetecilik gibi atölyelere katıldığı. Hem tatil yapıp, hem de birlikte zaman geçirdikleri bir yaz kampı. Polis ise kampları mercek altına almış durumda. Ancak ailelere denildiği gibi eğer “terör örgütü kampıysa” polisin aileleri arayıp çocuklarını şikayet etmek yerine o kampa baskın düzenleyip örgüt üyelerini gözaltına alması gerekmez mi? Eğer terör örgütü kampı değilse polisin çocukları ailelerini ispiyonlaması polisin işi midir?
Kolektifler bakıldığı zaman öğrencilerin bu ülkede kalan son organizasyonu. Birlikte düşünce ürettikleri, kendi aralarında yardımlaşmanın esas olduğu ve eyleme geçtikleri organizasyonlar. Sanırım şimdi de bu öğrencilerin elinde kalan son organizasyonu polisimiz bitirmek istiyor. E tabi yorulmaması lazım. Bıraksın eylem düzenlesinler de sonra biber gazı, demir cop kullansın yorulsun polis, olmaz! Ha bide o zaman TV’ye çıkıyor “öğrenci dövdü” diye imajı bozuluyor. Baştan bir ayar vermek lazım bu öğrencilere yoksa büyüyünce “terörist gazeteci olur” .