Bunlara da alışacağız...

Etraf yine toz duman.

Aslında alışkınız. Bu tip kavgaları çok gördük, ancak yargı kurumları arasında boğaz boğaza kavgaya alışık değiliz.

Anayasa Mahkemesi ile Danıştay öyle bir tartışma yapıyorlar ki, kamuoyu doğru dürüst bir şey anlayamıyor.

Başbakan, Anayasa Mankemesini destekleyince, bu defa Anayasa Mahkemesi ikiye bölündü. Başkan ile üyeler birbirine girdi. Danıştay, hem Başbakana hem de Anayasa Mahkemesi Başkanına ateş püskürdü.

İşin temeline inilirse, AKP’ye muhalefet edenlerle, destekleyenler arasındaki çekişme ortaya çıkıyor.

Alışacağız.

Nice kavgalara alıştık ta, bu defakine m alışamayacak mıyız?

Yerel seçimlerin ertelenip ertelenmemesi tartışmaları şimdi tekrar başlayacak ve önümüzdeki haftaların gündemini oluşturacak.

Ona da alışacağız.

SAVCI, MUSTAFA’YA BUNU YAPMAMALI...

Sonunda, en olmaması gereken oldu.

Bazı kişilerin suç duyuruları üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı,Can Dündar’ın ifadesini aldı.

Suç duyurularında, Atatürk’ün sigara içen, kadın düşkünü bir kişi olarak tanıtıldığı, bu şekilde saygınlığının zedelendiği (Can Dündar, 2 saate yakın belgesel’de Atatürk’ün elinde sigara ile sadece 2 dakika göründüğünü, kadın düşkünlüğünden de hiçbir yerinde söz edilmediğini açıkladı) belirtiliyor. Ayrıca, “Mustafa” adının kullanılmasının da Atatürk’e büyük saygısızlık olduğu, Yunanlı bir çocuğun oynatılması, müzikleri yapan Saraybosna doğumlu Goran Bregoviç’in Ermeni asıllı olduğu öne sürülerek “ Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna muhalefetten” dava açılması isteniyor. Başvurunun birinde “Filmi Warner Bross dağıtıyor. Dünya çapında bir firma nasıl oluyor da, Dündar’a destek çıkıp dağıtımı yapıyor?” gibi anlaşılması ve kabul edilmesi imkansız bir suç bildirimi dahi var.

Benim hayret ettiğim, Sayın Savcı’nın bu deli saçmalıklarını ciddiye alması ve Dündar’ın ifadesine başvurması. Oysa savcı beyden beklenen, suçlamaları ciddiye dahi almamasıydı.

Türk adaleti bu noktalara getirilmemeli...

ORTAK ACI: 1915’TEKİ TÜRK VE ERMENİ OLAYLARI

Taha Akyol’un CNN TÜRK’te yayınlanan belgeselini gördünüzse şanslı, kaçırdınızsa şanssızsnız demektir. Zira gerçekten izlenmesi gereken bir belgesel. Umarım CNN TÜRK, kaçıranlar için tüm dizinin DVD’sini piyasaya çıkarır. Zira özellikle okulların, tarihimizin bu kesitini mutlaka soğukkanlı bir bakışla izlemeleri gerekiyor.

Taha Akyol, son derece dengeli bir çalışma yapmış. 1878’den itibaren bozulmaya başlayan ilişkilerin, nasıl milliyetçilik girdabına girdiği ve olayların nasıl kontrolden çıktığı işleniyor. Son bölümünde de “ortak bir geleceğin inşası mümkün mü?” sorusunun yanıtı aranıyor.

Prof. Dr. Ortaylı, Prof. Toprak, Ahmet Kuyaş, Yılmaz Öztuna, Prof. Dr. Güzel’in de aralarında bulunduğu son derece üst düzey isimlerin katıldıkları belgesel, büyük bir boşluğu dolduracaktır.

Taha Akyol’a da, nice değerli kitaptan sonra, şimdi de belgeselcileri kıskandıracak bir çalışma yaptığından dolayı, tebrikler...

HEDİYE YERİNE, BİR AĞAÇ DİKTİR...


Türkiye İş Bankasına büyük bir aferin... Genel müdür Ersin Özince bu yılbaşında dağıtacağı hediyeler için harcanacak 11 milyon YTL’yi¸TEMA Vakfı ile birlikte ağaç dikme kampanyasına vermiş.

Bundan daha güzel bir hediye olabilir mi?

Yılbaşı ve bayram münasebetiyle bütün kuruluşlar önem verdikleri kişilere hediye paketleri yolluyorlar. Koca koca paketler, 100 milyonları bulan bir harcama gerektiriyor.

Sonra ne oluyor?

Büyük çoğunluğu heba oluyor. Daha doğrusu, onca masrafa değmiyor. O paketleri alanlar havalara sıçramıyor. Neşe çığlıkları atmıyorlar.

Onun yerine, hediye paketi yollanan kişinin adına ağaç diktirmek çok daha anlamlı. İnsanları daha fazla memnun edecek bir jest.

TEMA VAKFI’na (0212 283 76 78, ) bir haber verin yeter. Hediye paketlerinizi hemen ağaç dikimine dönüştürür. Orman sahibi olabilirsiniz.

Hem kendinize, hem de ülkeye büyük yarar sağlarsınız. Bir defacık deneyin, göreceksiniz...

KÜLTÜR VE EĞİTİM İÇİN, 500 MİLYON $ HARCADILAR...

Geçen hafta Marmara Grubu Vakfı, 2008 Toplumsal Sorumluluk Ödülünü Suna Kıraç’a verdi. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel başta olmak üzere, üst düzey katılımla gerçekleşen töreni izlerken, İnan-Suna Kıraç çiftinin birlikte verdikleri büyük mücadeleyi düşündüm. Aynı zamanda bu ülkenin Kültür-Sanat ve Eğitimi için harcadıkları miktarın 500 milyon doları bulduğunu öğrendim.

İnanılır gibi değil...

Bir yandan hayat mücadelesi, öte yandan da, nice zenginimizin kolay kolay göze alamayacağı bir serveti, ülke için harcama özverisini göstermek.

İnan-Suna Kıraç çifti hepimizin taktirini kazanıyor. Üstelik, henüz işin sonuna da gelmiş değiller. Hele bir de İstanbul Kültür Merkezi gerçekleşirse, bizler için harcayacakları para 1 milyar dolara yaklaşacak.

İşte bu açıdan¸ Marmara Grubu Vakfı ödülü gerçek sahibini buldu.

NEDEN ARZEDİYORSUNUZ (!)

Askerlerin törenlerde kullandıkları, kendilerine özgü bir söylemleri vardır. Örneğin, “Konuşmalarını yapmak üzere komutanımızı kürsüye arzederiz” derler.

Son dönemlerde siviller arasında da bu “arzederim” modası başladı. Askere şirin görünmek için mi, yoksa başka bir anlamı mı var, bilemiyorum.

Bazı Vakıfların veya derneklerin toplantılarında da “... filanca beyi, konuşmalarını yapmak üzere kürsüye davet ederim” demek yerine, yine sık sık “arzederim” kelimesiyle karşılaşır olduk.

Aynı merak polislerin kullandıkları “çıkış var” (izlenen kişinin bir yerden çıkışı) veya “girişe geçildi” deyişlerine yönelikte var ve ne yazık ki bunu en çok gazete muhabirleri kullanıyorlar. Ne gereksiz bir benzeme merakı değil mi?

UÇAKTA TELEFON AYIBINDAN KURTULDUK…

Aman neyse, medya haberlerine göre, Türk Hava Yolları uçaklarında cep telefonla konuşulması projesinden vazgeçilmiş. Eminim hatırlayacaksınız, bundan bir süre önce, THY’nın cep telefonlarının kullanılmasını serbest bırakacak bir ayarlama hazırlandığı haberleri üzerine, ben “Aman yapmayın, uçakdaki rahatımızı bozmayın. Bizim millet bağıra bağıra ve sürekli telefonla konuşur. İnsanlar birbirlerine girerler.” diye karşı çıkmıştım. Sadece Türk yolcular değil, Amerikalı veya İtalyan yolcuların da nasıl gürültü yaptıklarını, yüksek sesle konuştuklarını örnek göstermiştim.

Çok şükür, THY yönetimi de başımıza gelecekleri görmüş ki, bu projeden vaz geçmiş. Şu dünyada rahat edilebilecek tek yer olarak bildiğim uçaklarımız böylece kurtarılmış oldular.

AYNADAKİ TANRI

Gazeteciliğe 32. Gün’de başlayan Meltem İnan, 3. kitabını yazdı.. Üstelik Meltem bu işte giderek daha da ilerliyor, çünkü artık roman yazıyor.. Meltem son romanında modern çağın sorunlarıyla, insan oğlunun varoluşundan bu yana yaşadığı bir sorunu harmanlamış.. Romanın kahramanları aracılığıyla “hayatı kadere mi bırakmalı, yoksa bireyin kendisi tarafından mı çizilmeli?” sorusuna cevap aramış.. Günümüzde yaşadığı hayattan memnun olmayanların sayısı çok fazla.. Bunu değiştirmek için harekete geçmek büyük cesaret istiyor.. ”Aynadaki Tanrı” romanı, tam da böyle bir hayat yaşayan ama sonunda ipleri eline alan bir kahramanın hikayesini anlatıyor.. Özellikle hayatında yeni bir pencere açmak isteyenlerin ilgisini çekeceğine eminim.. (Dharma yayınları 0212 512 81 21)