Çeçenler kaybediyor...

Tiyatro bastılar, apartmanlar patlattılar, uçaklarını infilak ettirdiler ve masum bini aşkın insanın ölümüne neden oldular.Bunun neresi direnme?Buna nasıl bağımsızlık veya özgürlük mücadelesi diyebilirsiniz?Gelinilen bu noktaya bakacak olursak, asıl kaybedenler yine kendileri. Uluslararası kamuoyu gözünde Çeçen eylemciler giderek terörist diye niteleniyorlar ve desteklerini kaybediyorlar.Türkiyedeki durum da aynı değil mi?Türk kamuoyu, özellikle son 1-2 yıl içinde, Çeçenlere duyduğu sempatiyi, yeni ortaya çıkan terör eylemcileri nedeniyle kaybetti. Eskiden basındaki manşetler böyle mi olurdu?Üstelik, Çeçenistanda düzenlenen her seçim veya referanduma yüzde 70-80lere varan katılım ve Moskova yanlısı adayların sürekli kazanması, Çeçen halkının bir "azınlık", bir de "çoğunluk" olmak üzere ikiye ayrıldığını göstermiyor mu? Kimse de kalkıp, çoğunluğun sadece Rus korkusu veya Ruslara yaranmak için oy kullandıklarını iddia edemez. Yüzbinlerce insan zorla sandığa götürülemez.Olay artık gittikçe Çeçenler arası bir savaşa ve din devleti kurmak isteyen El Kayda destekli aşırı güçler ile laik düzeni ve kazandıkları otonomi ile yetinmek isteyen çoğunluk arasındaki mücadeleye dönüşüyor.*** Bana söyleyin lütfen... Bağımsızlık için mi yüzlerce insan öldürülüyor? Yoksa masum Çeçenlerin seslerini duyurabilmek, Rus baskısına başkaldırmak için mi yüzlerce çocuk rehine alınıyor? Bir zamanlar Yunanistanı küçümserdik. Kendimizi, büyüklüğümüzle, nüfusumuz ve ordumuzla Yunanlıları ufalayacak güçte görürdük. Doğrusu bu ya, gerçekten güçlüydük. Yunanistan, karmakarışık bir siyasi yapısı, dar bir ekonomisi, küçük bir ordusuyla Türkiye ile başa çıkamayacak konumdaydı.Aradan yıllar geçti.Biz daha da büyüdük, çoğaldık.Yunanistan ise Avrupa Birliğine üye oldu.Herşey bundan sonra değişti.Siyaseti oturdu, demokrasi anlayışı farklılaştı. Ekonomisi bir sisteme kavuştu. Yunanlılar eskiden, kendilerini Avrupalı görmezlerdi. "Şu Avrupalılar" diye söz ederlerdi.1980lerden itibaren AB üyeliği Yunanistanı bambaşka bir ülke konumuna soktu. Eskiden Palikarya diye küçümsediğimiz Yunanlılar inanılmaz bir gelişme gerçekleştirdiler.AB şemsiyesi altına girince, çok sözünü ettikleri "Türk tehlikesi" psikolojisinden kurtuldular. AB kaynaklarından milyarlarca dolar destek alarak ekonomilerine çeki düzen verdiler. Askeri harcamaları kısıp yatırımlarını arttırdılar. 10-15 yılda, bu küçük ülke tanınmayacak bir noktaya geldi.Bütün bunları, 2004ün Yunanistan yılı olduğunu gördüğüm için anlattım.Ekonomisi rayına oturmuş, uzun bir PASOK iktidarından sonra, tekrar Karamanlisli döneme girmiş olan Yunanistan bu yıl hem Avrupa Kupası şampiyonu oldu, hem de Olimpiyatlar gibi zor bir organizasyonu başarıyla tamamladı.Daha ilk gününden itibaren Olimpiyatların yetişmeyeceği söylendi, ardından yeterli güvenlik sağlanamayacağı ileri sürüldü. Bütün dünya Yunanlıların bu işin altından kalkamayacağını konuşuyordu.Tam aksi çıktı.Yunanistan, alnı açık şekilde Olimpiyatları başarıyla tamamladı.Demek ki, sadece nüfus veya coğrafi büyüklük yetmiyor. Başka birşeyler daha gerekiyor. Sporundan ekonomisine, kültüründen siyasetine kadar her alanda bir sisteme sahip olmak, farklı düşünebilmek, iyi bir organizasyon gücü elde etmek...Yunanistan ABye üye olmasa, tam üyeliği iyi kullanamasa bu noktaya gelemezdi.Hakkını vermeliyiz...*** 2004 YUNAN YILI OLDU Putin gelemedi. Çeçen terörü ziyaretin engellenmesine yol açtı. Ancak Rus devlet başkanının mesajı hedefine ulaştı. Türk kamuoyu, Putinin söylediklerinden etkilendi. Şimdiden genel bir izlenim doğdu...Bence eğer bu iki lider niyetliler, eğer gerçekten isteklilerse, Türk-Rus ilişkileri inanılmaz boyutlara ulaşır. Tarihi bir dönemece girebilir. İlişkilerde yepyeni bir sayfa açılabilir.Böylesine iddialı konuşmamın nedeni, koşulların belki de çok uzun süredir ilk defa oluşması ve geriye sadece helvayı yapmanın kalmış olması...1. Türk-Rus ilişkileri şimdiye kadar görülmediği kadar iyi bir durumda. Eski kuşku ve kaygıların önemli bölümü yok olmuş, her iki tarafın imajı eskiye oranla temelden değişme sürecine girmiş. Artık öylesine karşılıklı bir anlayış ortamı gelişmiş ki, Çeçen sorunu dahi gündemin önlerinde yer almıyor. Türkiye Çeçen eylemlerine karşı tutum alırken, Ruslan PKKya tam anlamıyla sırt çevirmiş durumdalar.Türk şirketleri, Türk yatırımları Rus piyasasından yararlanıp para kazanabiliyor; Ruslar doğal gaz ve petrollerini Türkiyeye rahatça sattıkları gibi, Türkiye üzerinden Avrupaya enerji nakline hazırlanıyorlar. Her yıl milyarlarca Rus Türkiyede tatil geçiriyor.Özetle, eski kompleksler, ard düşünceler artık kalmamış, değişen dünya koşulları iki ülkeyi giderek birbirine yakınlaştırmış. Gerçekler, temelsiz ideolojilerin önüne geçmiş. Çıkarlar ve akıllı yaklaşımlar ön plana çıkmış. 2. İlk defa Türk-Rus ilişkilerine bir hedef konmuş: Ortaklık kuralım. İlişkileri derinleştirelim.Bu ilişkiler bunca yıl yeşermediyse, biri iki ayrı kampta (Doğu-Batı) yaşamamız, diğeri de bir hedefi olmamasındandır. İlk defa birileri çıkıp (1984te Turgut Özal ilk doğalgaz anlaşmasına imza atarak, 2002de de Putin bu ilişkileri ileri götürmeyi kararlaştırarak) hedefleri koymuştur.3. İlk defa Avrasya ve Kafkaslarda, bölgenin biri süper gücü (Rusya) diğeri orta boy gücü (Türkiye) işbirliği yapmaya hazırlanmaktadır. Bunun gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak olan gücün etkinliğini düşünebiliyor musunuz?*** PUTİN GELEMEDİ, ANCAK MESAJI ULAŞTI Romantizmi, eski takıntılarımızı bir yana bırakalım ve gerçeklerle yüzleşelim. Rusya bugün Türkiyeyi her yönden (doğal zenginlik, bilim, teknoloji, askeri güç, sanat...) birkaç defa katlayacak durumdaki bir ülkedir. Müthiş potansiyeli vardır. Zengindir ve giderekte zenginleşecektir. İyi ilişki kurmak, bu ilişkileri derinleştirmek her iki ülkenin de yararınadır. Rusya ile yakınlaşmak ne Türkiyenin ABD ile ilişkilerine, ne de ABye tam üyelik perspektifine ters düşer. Bu iki ülke bölgenin güçleridirler ve birbirlerini çok daha iyi anlayacak konumdadırlar. Herhalde bir Rus bir Türkü, herhangi bir Avrupalı ve Amerikalıdan daha yakındır. Aynı koku, az çok aynı mentalite, bir yerde aynı kalabalık, hatta hoyratlık (!)Türkiyenin çıkarları, komşusu konumundaki Rusyaya artık çok daha farklı bakmasını gerektiriyor.Yine ABD ve Avrupa ile yakın olalım, ancak Rusyayı artık ön plana çıkaralım.Türkiye bu fırsatı kaçırmamalı.Önümüzdeki 10-15 yıl içinde dünya bugüne oranla çok daha değişecek. Dengeler çok daha farklılaşacak. İyisi mi, şimdiden bize en yakın gördüğümüz olanağı değerlendirelim.Helvayı yapmaya başlayalım...*** GELİN BU FIRSATI KAÇIRMAYALIM... Halit Kıvançın "Futbol ! Bir Aşk..." adlı kitabı yeni elime geçti. İletişim yayınları tarafından piyasaya sürülen kitap tam anlamıyla bir Kıvanç klasiği.50 yıl boyunca bizimle paylaştığı Milli maçları, önemli olayları ve futbol yıldızlarını yazmış. Kıvanç konuştuğu gibi yazan bir insan. Türkçesi öylesine güzel ve akıcı ki, sanki maç anlatıyormuş gibi hem sürükleyici, hem de heyecanlı.Eğer geçmiş 50 yılın tadını almak ve Kıvançın renkli dünyasını paylaşmak istiyorsanız bu kitabı kaçırmayın.*** KIVANÇIN 50 YILI 500 SAYFAYA SIĞMAZ 28 Ağustos tarihli köşemizde Nurdoğan Şengüller, Kuşadasındaki durumdan şikayet etmiş ve özetle ;"Atatürk Havalimanına girerken ayakbastı parası ödemiyorum da neden deniz yoluyla limandan girerken ödüyorum, neden TC vatandaşları da bu parayı ödüyor, 10 Eurolar ne oluyor... Israrlarım sonucu 10 Euroluk Port Tax fişi aldım... Daha sonra araştırdım 2001 yılında 500 bin turist ve 750ye yakın büyük yolcu gemisi alan Kuşadası Limanında yolcu sayısı 180 bine düşmüş... Yunan gemi kaptanları turistleri artık İzmir Limanına götürüyorlarmış." demişti.Limanı işleten Ege Ports yetkilileri bir düzeltme yolladılar:" Liman vergisi hem hava hem deniz limanlarında uygulanan Ulaştırma Bakanlığının belirlediği kurallar çerçevesinde alınmaktadır. Daha önce $ 10 / yolcu (TC dahil) olarak belirlenen miktar Deniz İşletmeleri tarafından yer hizmetleri karşılığı alınmakta olup, feribot acentaları bu bedeli 10 Euro'ya çevirmişler ve acenta hizmetleri karşılığı aradaki farkı almaktadırlar.Port tax : liman idaresi, feribottaki tüm yolcular için toplu fatura keserek direkt feribot acentasından toplu tahsilat yapar (Havaalanı porttax gibi), dolayısıyla tek tek yolculara makbuz kesmesi gereken liman idaresi değil, acentadır.Kruvaziyer turizminde dış etkenler (uluslararası terör), ülkemizin deprem riski yüksek bölgede olması gibi etkenler de yolcu sayısını etkilemekle birlikte; Kuşadası Limanı 01.07.2004 tarihinde ISPS Belgesi (Uluslararası Gemi ve Liman Tesis Güvenliği Şartları)'ni alarak Türkiye ve Akdeniz çanağında bu belgeyi alan ilk Liman olmuş, 11 Eylül sonrası dev gemi firmalarının liman seçiminde en önem verdikleri güvenlik konusunda ilk adımı atmıştır. 2004 yılı için beklentimiz ise 350.000 yolcudur." KUŞADASI ŞİKAYETİNE YANIT VAR... (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net