Coca Cola, sponsorluğun ne olduğunu gösterdi

Coca Cola, sponsorluğun ne olduğunu gösterdi


Geçen hafta yola çıkarken de yazmıştım.
Türkiye-Güney Kore ve final maçını, Coca Cola Türkiye'nin davetlisi olarak izledim. 4 günlüğüne İstanbul'dan Tokyo'ya uçup, oradan Kore'ye (üçüncülük maçı için) geçmek, ardından tekrar Tokyo'ya (final için) dönmek ve koşarak Türkiye'ye geçmek pek akıl karı değil. Ancak, biraz macera seviyorsanız, biraz farklı dünyaya gitmekten ve nihayet futboldan hoşlanıyorsanız, hiç yorulmuyorsunuz.
Hele buna bir de, beraber gittiğiniz insanların kalitesi, neşesi ve Coca Cola grubunun organizasyon gücü eklenince, 4 günlük "delilik" diye başlayan bir gezi "fiesta"ya dönüyor.
Coca Cola Türkiye, medyanın bazı üst düzey yöneticileri, iş adamları ve önemli bazı müşterileri için düzenlediği "final süprizi", Tokyo'ya inince daha da şekil değiştirdi. Olayın büyüklüğü hepimizi şaşırttı.

Coca Cola'nın özelliği, Olimpiyatlar'ın ve Dünya Kupası başta olmak üzere, büyük futbol turnuvalarının sponsorluğunu yapması.
Bu konuya ayırdığı para, yıllık milyar doları aşıyor.
Ancak, iş parayı vermekle bitmiyor. Aksine, bu paranın karşılığını alabilmek için 200'ü aşkın ülkedeki yerel Coca Cola'cılar harekete geçiyorlar. Halkla ilişkiler festivaline dönüştürdükleri muazzam bir organizasyon. Gözle görünce daha iyi anlaşılıyor.
Şirket bu konuya öylesine önem veriyor ki, sırf bu işler için özel bir bölüm kurmuşlar. Yılda yüzmilyonlarca dolar bu amaçla harcanıyor.
Rakip firmalar, sırf Coca Cola'nın bu alandaki egemenliğini kırabilmek için, korsan yöntemler dahi kullanıp, aynı piyasada kendilerini göstermeye çalışıyorlar.
Ancak bu alanda Coca Cola'nın deneyimini ve rekabetini kırmak çok güç. Olimpiyat veya kupa boyunca, dünyanın dört bir yerinden 150-200 konuğu getir, yedir, içir, dolaştır, maçları izlet ve geri yollamanın gerektirdiği organizasyon hepimizi şaşırttı.
Ahmet Bozer-Ahmet Burak-Gürtay Kıpçak üçlüsünün (Coca Cola Türkiye) yaklaşımı da çok farklıydı. Büyük bir finalin PR çalışması gibi değil, dostça rahatlığı ön plana çıkaran yaklaşımlar hoştu.
Sponsorluğun ne demek olduğunu şimdi daha iyi anladım.
* * *
Dünya Kupası'nın son bölümüne gidene kadar pek farkında değildim. Özellikle Japonya ve Güney Kore'de Türkiye'nin kredisi inanılmaz şekilde artmış.
"Türk" olduğunuzu öğrenenler veya üzerinizdeki Kırmızı-Beyazlı forma veya Türk bayraklarını tanıyanlar ya "Bravo, harikasınız" veya "Üzüldük, kazanamadınız" diye tepki gösteriyordu. Bu arada, bizleri aralarına alıp resim çektiren Japonlar, Güney Koreliler de eksilmiyordu.
Türkiye'nin reyting'i arttı artmasına ancak, işi burada bırakır ve gerisini getirmezsek, yazık olur. Bu rüzgarı sürdürmemiz güç de değil. Yeter ki, sadece kutlamalarla vakit harcamayalım ve önümüzdeki dönemi hazırlayalım.


Kore maçı için Tokyo'dan, Pusan'a geçtik ve bizi bekleyen otobüslerle stada doğru yola koyulduk. Ancak 80 kilometrelik yol uzadıkça uzadı, hafta sonu trafiği yoğunlaştıkça otobüsümüz yavaşladı ve bir ara maçın ilk devresini kaçırma teklikesi doğdu ki, şoföre "emniyet şeridini kullanması" önerileri (!) başladı.
Adam belki de hayatında ilk defa böyle bir öneriyle karşılaşmış olacak ki, önce güldü. Gecikme arttıkça baskılar öyle bir noktaya geldi ki, adam çaresiz "Böyle bir şey yapıp yakalanırsam binlerce dolar ceza veririm" dedi. Bizim grubu, bu gerekçe de kesmedi. Bunu üzerine rüşvet devreye girdi. Şoför epey direndi, ancak "Seni maça sokarız" önerisi gelince dayanamadı ve direksiyonu sağa kırıp, bizim alkış ve çığlıklarımız arasında emniyet şeridine giriverdi.
Bu şekilde, maçın 5'inci dakikasında stada girebildik. Şoför maçı seyredebildi. Kore yasalarını çiğnemiş oldu. Biz de, Türklüğümüzü gösterip hayatımızdan memnun yolumuza devam ettik(!)
Kaybeden kim oldu derseniz?

2002 Dünya Kupası'nın birkaç süpriz takımı vardı. Sırasıyla, Senegal ardından Asya'yı ilk defa finale taşıyan Kore, beklenmedik bir performans gösteren Türkiye ve futbolu daha yeni benimseyen Amerika.
Kupaya damgasını vuranlar arasında bulunan Türkiye için herkes aynı değerlendirmeyi yapıyor. Milli takımın hakkı veriliyor.
Peki, bu başarının altında hangi unsurlar var?
Bütün yerli ve yabancı gözler aynı noktalarda buluşuyorlar:
1. Türkiye şimdiye kadar rastlanmamış oranda iyi futbolcu üretti ve bunlar, yine ilk defa aynı anda bir araya gelebildiler. Türk futbolu yükseliş trendini 3-4 yıldır sürdürüyor ve daha uzun süre devam edeceğini de gösterdi.
2. Avrupa ve Latin Amerika'nın bilinen favori ülkesi ise tam aksina düşüş sürecindeler. Hem yeni yıldızlar üretemiyorlar, hem de futbol kaliteleri eski pırıltısını kaybetti. Gereken performansı gösterememelerinin bir tek nedeni de, geçen sezondan yorgun ayrılmaları oldu. Fizik yeteneklerini önemli oranda yitirerek kupaya geldiler ve kendilerini gösteremediler.
3. Türkiye, hem elemelerde, hem de kupa sırasında son derece şanslı eşleşmeler yaptı. Dişli rakiplerden sadece Brezilya ile karşılaştı. Bu da Türkiye'nin yükselmesinde önemli bir unsur oldu.