Daha sıkı dövün, bakın bir daha yapıyorlar mı (!)

Üniversiteler yeniden gündeme geldi.
Uzunca bir süredir böyle olaylarla karşılaşılmıyordu.
Üstelik bu protestolar giderek yaygınlaşıyor.
Gençler son derece kızgın. Seslerini duyurmak istiyorlar ve bunu da her yöntemi kullanarak yapıyorlar. Seslerini duyuramıyorlar. Duyuramadıkça da, gerildiler. Gerildikçe sertleştiler.
Bu gerginliğe, bir de polisin akıl almaz tepkisini eklemeliyiz.
Polisin, göstericilere müdahale etme hakkı var tabii, ancak öylesine hunharca vuruyor ki, olayların daha da büyümesine yol açıyor.
Dikkat edecek olursanız, Burhan Kuzu’ya karşı yapılan yumurtalı protestonun kişisel bir yanı yok. Öğrencilerin tepkisi daha çok, önceki günlerdeki polis dayağına idi. Bu durum da açıkça görülüyordu.
Peki kim haklı?
Demokratik haklarını kullanmak isteyen, ancak abartılı tepki gösteren gençler mi?
Gençleri insafsız şekilde döven polis mi?
Yoksa, hükümet yetkilileri mi?
Hiçbiri haklı değil. Açıkçası, tam bir kargaşa yaşıyoruz.
Bugün kamuoyunda bir anket yapın, göreceksiniz, önemli oranda “Tabii dayak yiyecekler, böyle şeyler yapmaya hakları yok kardeşim. Bunun demokrasiyle hiç ilgisi yok. Atın dayağı, bakın bir daha cesaret ederler mi?” yanıtıyla karşılaşırsınız.
Hala her şeyin dayakla veya hapisle hallolacağına inananlarımız çoğunlukta. Demokrasiyi sadece kendilerine göre yorumluyorlar. Kendilerine dokunmadığı sürece, demokratik hak filan nafile, umurlarında bile değil.
Polis deseniz, sokak kabadayıları gibi davranıyor. Ya eğitim eksikliğinden veya günlük alışkanlıklarından kaynaklanan bir hoyratlıkla davranıyor. Yerde yatan çocuğa tekme atmayı veya otobüse alınanları dövüp bırakmayı başka türlü anlatamazsınız.
İktidar partisi deseniz, bırakın yumurta yağmurunu, hiçbir protestoya tahammül gösteremiyor. Uzun süreli iktidar olmanın kibirliliği sık sık gözleniyor. TV’leri suçlayarak, “Siz göstermezseniz, bu olaylar çıkmaz” diyerek, sorunu çözmeyi tercih ediyor.
Öğrenciler mi haklı?
Üniversitelinin demokratik hakkını kullanması son derece normaldir. Ancak onların da, zaman zaman ölçüyü kaçırdıkları, normal bir protesto sınırlarını aştıkları da ortada. Onların nasıl protesto hakları varsa, birilerinin de üniversitelerde konuşma hakkı olduğunu unutmamak gerekir. Protestolar, karşıdaki kişiye fiziki hasar vermemeli.

Protestoyu dayakla durdurmaya çalıştıkça...
Geçmişteki uygulamalardan ders alarak şu öneride bulunmak isterim:
İktidar, tahammül göstermeli ve öğrencileri küçük düşürmek veya ders vermek yerine, sorunlarını dinlemeye çalışmalı. Böyle bir yaklaşım, kişileri büyütür. Hükümetleri güçlendirir.
Polis, insan dövmek yerine protestocuları kontrol etmeyi öğrenmeli.
Gençler de, haklarını kullanırken sınırlarını iyi korumalılar. Bunu yaptıkları sürece destek verenleri artacaktır.
Anlayacağınız, kimse haklı değil.
Ne, başta medya olmak üzere, herkese kızan iktidar...
Ne, önüne geleni dövüp tekmeleyen polis...
Ne, ölçüleri kaçıran ve yorumlarıyla gençleri de demokrasiyi de katleden kimi medya.
Ne de, demokratik hak kullanırken, bazen ölçüyü kaçırıp haksız duruma düşen gençler...
Göreceksiniz, hiçbir şey değişmeyecek.
Aynı tas aynı hamam, kavga gürültü, yolumuza devam edeceğiz. Günün birinde gerçek demokratik hakların ne olduğunu anlayana kadar, birbirimizi dövecek, gözlerimizi oyacak ve hakkımızı kavga ederek, bağırıp çağırıp, tehdit ederek arayacağız...
Ne yapalım, biz böyleyiz.


Yooo, o kadar da değil...
Çarşamba günkü yazıma çok yanıt aldım.
En çok sorulan soru şuydu:
“Seni de mi korkuttular? Bundan böyle istediğin gibi yazamayacak mısın?”
Yook arkadaşlar, o kadar da değil.
Biz neler gördük, neler geçirdik.
İktidarlardan, askerlerden daha da ağır saldırılarda bulunan nice demokrat (!) yazarla mücadele ettik. Devletin mahkemelerinde günlerimizi geçirdik. Üstelik eskiden, bugünün aksine, Ankara’dan bir tepki geldiğinde, sadece sözlü kalmazdı. Hapishanelerde çürüme, işinizi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalırdınız. Bugün hiç değilse, sözlü eleştiriler ve manevi sorgulamalarla yetiniyoruz.
Eski baskıların hiçbirine pabuç bırakmadık.
Bundan böyle de, kimseye pabuç bırakacak değiliz.
Hiç alışmadığımız bir dönemden geçiyoruz.
Bu da bitecek. Otosansür gereği kalmayacak. Gelenler gidecek ve yenileri gelecek. Önemli olan morali bozmadan ve ilkelerinden vazgeçmeden yoluna devam edebilmek.
Tüm dostlara, gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ederiz.