Dış görünüşe kanmayın, AB Ankara'ya farklı bakıyor

Libya krizi tüm taraflar açısından derslerle doluydu

Libya krizi tüm taraflar açısından derslerle doluydu. Türkiye, bu tip olaylarda AB ve ABD olmaksızın tek başına hareket edecek güçte olmadığını; Avrupa da, Türkiye olmadan bazı bölgelerde etkin politika yapamayacağını çok açık şekilde gördü.
Son Libya olaylarını gazete ve TV’lerden izleyen Türk halkının çıkardığı manzara, son derece olumsuz. AB ile ilişkilerin, Libya nedeniyle yine sürtüşmeye girdiği görüntüsü var.
Baksanıza, Erdoğan konuşmalarıyla Fransa’yı yerden yere vurdu. Sarkozy’e etmediği lafı bırakmadı.
Sarkozy de, Türkiye’yi devre dışı bırakmak için elinden geleni yaptı.
Sonunda, NATO işin içine sokuldu da, kavga belirli oranda yatıştı.
Ortaya çıkan görüntü, Türkiye ile Avrupa Birliği’nin yine karşı karşıya geldiği, çıkarların çatıştığı bir manzara yansıttı.
Oysa, hiç de öyle değil.
Tam aksine, Libya krizi tüm taraflar açısından derslerle doluydu.
Türkiye, bu tip olaylarda tek başına hareket edecek güçte olmadığını ve Avrupa Birliği ile Amerika olmaksızın etkin bir politika yürütemeyeceğini açıkça gördü.

===========================
Batı’dan kopmuş, Orta Doğulu kalmış bir Türkiye’nin, bölgede hiçbir cazibesi ve etkinliğinin olmayacağı anlaşıldı.
=================================

Durumu birlikte izledik.
Eğer, ABD-Fransa-İngiltere üçlüsü silahlı müdahelede bulunmasalardı, Kaddafi bugün tüm muhalefeti ezmiş ve istediğini elde etmişti. Bu üçlünün hemen harekete geçmesi, bir insani felaketi önledi.
Türkiye’nin böyle bir gücü yok.
Kaddafi gibi biriyle de, ikna turları yapıp çözüp bulmanın imkansızlığı ortada.
Ankara, bu kriz ilerledikçe ABD ve Avrupa Birliği ilişkilerinin ne kadar değerli olduğunu açıkça gördü.
Kendini, NATO ve AB ilişkilerinin dışına çekmiş, tüm ağırlığını bölgeye vermiş, Orta Doğu ülkesi gibi davranan bir Türkiye’nin hiçbir cazibesinin ve yaptırım gücünün olmayacağını hepimiz gördük. Orta Doğu’lu bir Ankara, hepimiz için kayıptır.
Ankara da bu gerçeği gördüğünü ve kendini sadece Orta Doğu’ya kilitleme gibi bir niyeti olmadığını en açık şekilde gösterdi. Bugün, atılan son adımlarla , Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin, eskiye oranla Avrupa’ ya daha farklı bakmaya başladığını söyleyebiliriz. Türkiye, Orta Doğu’da yaşayan bir Avrupa ülkesi gibi davranacağını ve kendini, Batılı forumlarda Orta Doğu ülkelerinin duyarlılıklarını da savunacak bir konuma oturtacağının işaretini açıkça verdi.

============================
Avrupa da, Türkiye olmadan bazı bölgelerde etkin politika yapamayacağını çok açık şekilde gördü.
==============================

Aynı durum Avrupa Birliği için de geçerli.
AB, nereye el atsa karşısında Türkiye’yi görmeye başladı.
Gerçekten de, Orta Doğu’daki hemen her olayda Ankara devreye girebiliyor. Kafkaslar’da veya Balkanlar’daki gelişmelerde, Ankara’nın “soft power”ı Avrupa’nın da çok işine yarıyor.
Türkiye’ nin bölgedeki en güçlü yanı, gerçekten de kullandığı “soft power”dır. Avrupa ve ABD’nin “hard power”ının yanı sıra, Türkiye’nin katkısı kolay kolay gözardı edilemeyecek kadar değerli.
Özetle, AB ne kadar direnirse dirensin, Sarkozy son olaydaki gibi Erdoğan’ı devre dışı tutmaya çalışsa dahi, Türkiye’nin Avrupa açısından gerekliliği her geçen gün daha netleşiyor.


Hepimiz iki yüzlüyüz. Neden sadece AB ve ABD'ye kızıyoruz?
Dikkat edecek olursanız, hepimiz Orta Doğu konularında durmadan “Batı’nın iki yüzlülüğünden, çifte standartlı tutumundan” söz ediyoruz.
Libya’ya müdahele eden Batı’nın, Suudi Arabistan’ın Bahreyn’e asker sevketmesini görmezden gelmesinden tutun da, Fransızların bir zamanlar, başta Tunus olmak üzere, şimdi bombaladığı Kaddafi’yi yere göğe koymayışına kadar, adamları yerden yere vurup duruyoruz.
Türkiye, sanki çok mu etik davranıyor?
Her ne kadar, başkalarına “petrol çıkarlarınız için hareket etmeyin, vicdanlı davranın” diyorsak da, Türkiye neden bu kadar çırpınıyor?
Libya için mi, yoksa 25 milyar dolarlık Türk yatırımlarını kurtarabilmek için mi?
Kendi kendimizle tutarlı olmalıyız.
Dünya’da hiçbir ülke vicdanıyla dış politika yapmıyor. Herkes çıkar peşinde. İyisi mi, biz de bu işi abartmadan götürelim.

Doğrularla yanlışları birbirinden ayıralım
Kriz sırasında öyle sözler söylendi ki, sapla saman karışıverdi.
İsterseniz, gelin yanlışlarla doğruları birbirinden ayıralım.
- Sarkozy, bu olayda devre dışı filan kalmış değil. Üstelik, Türkiye tarafından devre dışı bırakılmış hiç değil. NATO’nun duruma el koyması ABD’nin isteği üzerinedir. NATO, ambargo’yu denetleyecek, Fransa yine fiilen bombardımana katılacak. Dış basına bakıldığında, Türkiye sorunlar yaratıp, Fransa’yı cezalandıran bir konumda değil. Türkiye’nin “höt” deyip, herkezi hizaya getirdiği gibi gerçek dışı bir hava basmayalım. Kendi kendimizi gaza getirmeyelim.
- Sarkozy, ne kadar eleştiri alırsa alsın, işin sonunda hem iç politika, hem de uluslararası kamuoyunda kazançlı çıktı. Bir ara tüm etkinliğini kaybeden Avrupa’yı, Orta Doğu denklemine geri soktu.
- Erdoğan ile Sarkozy’nin birbirleri hakkındaki hoyratça sözlerine hiç gerek yoktu. Dikkat edecek olursanız, Sarkozy’nin genel yaklaşımına AB içinden de tepkiler çıktı, ancak kimse bir diğerini yıpratacak konuşmalar yapmadı. Umarız, Fransız Devlet Başkanı da, Türkiye’yi sürekli iğneleme alışkanlığından artık vazgeçmesi gerektiğini görmeye başlamıştır.