DTP'yi sıkıştırdıkça PKK'yı güçlendiriyoruz

Dünkü yazımı okuduysanız,  sorun yok. Okumadıysanız, özetlemem gerekecek. Zira bugünkü ve dünkü yazım birbirini tamamlıyor.
Dün, PKK ile mücadelede özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK)  değerlendirmelerini aktarmıştım.
PKK, tam anlamıyla bir yol kavşağında. Gidebileceği her iki yol da örgütün etkinliğini gösteriyor. Bunlardan biri Kandil’in kapanması ve silahlı mücadelenin bitmesiyle sonuçlanacak. Diğeri ise, etkinliğini tamamen yitirmeyeceği, ancak yine de dağılma sürecini gündemde  tutacak bir sürece götürecek.
PKK üstünde uluslararası bir baskı var ve giderek artıyor. Başta Washington olmak üzere¸ Brüksel, Irakta da Erbil ile Bağdat silahlı mücadelenin bırakılmasını istiyor. Terör sürdükçe bir yere varılamayacağı, artık herkes tarafından kabul ediliyor.
PKK,  kurtulunması hiç kolay olmayan bir çıkmazda.
Bu süreci uzatabilmek ve silah bırakmanın karşılığında Türkiye’den bazı avantajlar elde edebilmek için, bulduğu her hedefi vuruyor.

Washington, ortak harekata henüz hazır değil
Ankara, Washington’u sıkıştırıyor.
PKK’ya karşı bir askeri harekat veya hiç değilse, Türk Silahlı Kuvvetlerine destek vermesi için temaslar yapılıyor.
Pentagon henüz direniyor.
Ancak eninde sonunda, Türkiye’nin ısrarlarına dayanamayacaklardır. Unutmayalım ki, Kuzey Irak üzerinde istihbarat paylaşımını  sağlamak için, neredeyse iki yıl müzakere edilmiş ve sonunda kabul etmişlerdi.
Washington’un derdi, Kuzey Irak’ın toprak bütünlüğünü sağlayabilmek  ve geri çekilme sürecinde, Türkiye’nin desteğini elde etmek.
Türkiye, Irak’ın istikrarı için belki “hayati önemde” değil, ancak “istikrara katkısı önemli” bir ülke olarak görülüyor. Üstelik, sadece Irak değil, Afganistan için de Ankara’nın Washington ile ilişkilerinin iyi tutulması gerekiyor.

Hem PKK'yı yok etmek hem de DTP'yi dövmek istiyoruz
PKK’nın bu yıl sonuna kadar tasfiye edilebilineceğinden söz eden Türk askeri kaynaklarının, karşı karşıya kaldıkları çelişki DTP’ye yaklaşımdan kaynaklanıyor.
PKK’nın tasfiyesi konusunda Türkiye’ye destek veren güçler, Kürt sorununu silahlı mücadeleden kurtarmayı ve siyasi mücadeleye dönüştürmeyi  planlıyorlar.
Kürtlere “Silahla, adam öldürerek bir yere  varamazsınız. Silahı bırakın, mücadelenizi parlamentoya taşıyın” diyorlar.
Ankara’da ise ne asker ne de sivil iktidarın böyle bir niyeti var. Belki açıkça konuşulmuyor, ancak  DTP, silahlı PKK’dan daha tehlikeli görülüyor.
Sivil itaatsizlik, dev gösteriler ve TBMM’deki faaliyetlerle, DTP’nin Türkiye Cumhuriyeti Devletini  zor duruma  sokabileceğine inanılıyor.
“Teröre karşı mücadele, belki kanlı olur, ancak kamuoyunu arkanıza alacağınızdan dolayı daha kolaydır.  Sonunda, silaha silahla karşılık verirsiniz. Kimin silahı daha güçlüyse o kazanır. Hiç değilse, karşı taraf birşey kazanamaz”  diyenler, Kürt sorununun siyasi arenaya taşınmasının tehlikesini de şöyle anlatıyorlar:
“Siyaset çok kaygandır. Kamuoyunu istediğiniz gibi kontrol edemezsiniz. Birden bire DTP’ye sempati duyar ve o zaman kaybedersiniz”
İşte bu mantıktan hareket edildiği için, hem Asker hem de siyasi iktidar sadece PKK değil, DTP’yi de dövüyor.

DTP'yi yanlızlığa iterek bir yere varılmaz
AKP iktidarı, DTP  liderinin elini sıkmıyor. Bu partiyi ziyaret  dahi etmiyor.
Asker, DTP ile karşılaşmak veya DTP’li  sözcüleri dinlemek zorunda kalacaklarından dolayı TBMM’ne gitmiyorlar. Yerel yöneticilerle ilişkilerini en alt düzelde tutuyorlar. Neredeyse temasları dahi yok, denilebilir.
Bu yaklaşımla, DTP’yi cezalandırdıklarını, onları PKK’dan uzaklaştıracaklarını sanıyorlar.  Oysa, yanılgı içindeler.
DTP sistemin dışına itildikçe, hırpalandıkça, tam aksine PPK’ya kaymak zorunda kalıyor. Zira  bu partiye asıl desteği veren PKK. Halk PKK’yı destekliyor, DTP’yi değil. PKK istediğinden dolayı, DTP’ye oy veriyor.
Ankara, hem PKK hem DTP’ye karşı tutum aldıkça sorun daha da çözümsüzleşiyor.
Peki, bu kördüğümden nasıl çıkılacak?
Düğümün ortasında PKK var.
Her ne kadar, giderek eski imajını  kaybediyor olursa olsun, bu örgüt hala yaşıyor. Para kaynakları işliyor. Dağdakilerin önü açılmadıkça, kolay  şekilde ve güven içinde evlerine dönebileceklerine inanmadıkları sürece, dağda kalmaya devam edecekler ve dağda kaldıkça da terörü sürdüreceklerdir.
Bende, Türkiye’nin eline yeni bir altın fırsatın çıktığına inanıyorum. Uluslararası konjonktür, uzun yıllardır (1998’de Öcalan’ın yakalandığı dönem hariç)  böylesine PKK’nın aleyhine dönmemiştir.
Ancak önemli olan, bu durumdan  yararlanılmasını bilmek ve süreci hızlandıracak adımların atılmasını kararlaştırmaktır.
Acaba bu defa akılcı politikalar üretebilecek miyiz? Yoksa, dar milliyetçilik açısından  bakıp, fırsatı bu defa da kaçıracak mıyız?
Terörden kurtulmak istiyorsak, Kürt kökenli vatandaşlarımızın  siyaset yapmalarını engellemememiz gerekir.  Aksine, önlerini açmalı ve mücadeleyi demokrasi çerçevesinde TBMM çatışı altında yapmalarını sağlamalıyız.
Demokrasiye inanalım ve oyunu demokrasi kurallarına göre oynayalım yeter.