Ecevit ile iki saat...

Ecevit ile iki saat...


Birkaç hafta önce, erken seçimin Türkiye’ye yarar sağlayacağı inancı içindeydik. Gerekçeleri de açıkça ortadaydı.
Başbakan hastalanmıştı ve görevini aktif şekilde yürütmesinin imkansız olduğu izlenimi son derece yaygındı. Hastaneye kaldırılmış ve hastalıklarının kolay kolay geçemeyeceği, iyileşmesinin söz konusu olamayacağı konuşuluyordu. Kamuoyuna yansıyan izlenim, Başbakan’ın bundan sonra koalisyonu götüremeyeceği ve üç ortak arasındaki görüş ayrılıklarını giderici rolünü sürdüremeyeceği şeklindeydi. Bırakın 2004’ü hükümetin Nisan 2002’ye kadar dahi başsız kalacağı, böyle bir olasılıkta da MHP’nin Başbakanlığı isteyeceği senaryoları tartışılıyordu.
Bu ortamın, zaten pamut ipliğine bağlı ekonomiyi yerle bir edeceği, faizlein artıp doların yükseleceği ve yeni bir krizin içine düşüleceği korkusunu yaygınlaştırıverdi. Tüm çaba ve özveriler boşa gidecek ve şubat 2001 krizini mumla aratacak bir duruma düşüleceği paniği yaygınlaştı.
Asıl kaygı, Avrupa Birliği trenine yetişebilmek için gereken uyum yasalarının (özellikle idam ve Kürtçe) çıkarılamama olasılığı ile arttı. MHP, tutumunu giderek sertleştirmeye başlamış, ANAP ile sürtüşmesini yoğunlaştırmıştı. Yasaların zamanında yetişmesi güç görülüyordu. Tek ümit, en erken sürede seçime gidilmesi, özellikle AB ve ekonomik reformların devamı için, halktan yetki alacak bir hükümetin oluşturulmasıydı.
İşte böylesine bir durumda, MHP ipi çekti ve erken seçim bayrağını açtı.
Onu hemen ANAP izledi. Zamanlama bekleyen Yeni Oluşumcular da
DSP’den kopunca, ipin ucu kaçtı.

Bu köşe’yi izleyenler bizim de, yukarıda yazdığım gerekçeleri sıralayıp, erken seçimi desteklediğimizi hatırlayacaklardır.
Bir de bugüne bakalım...
• AB yasaları çıkıverdi
• Ekonomi, seçim kararına rağmen alarm işaretleri vermiyor
• Ecevit, kısıtlı şekilde dahi olsa, görevini sürdürebiliyor.
Peki neden seçime gidiyoruz?
Ecevit’e sordum, "bende anlayabilmiş değilim" diyor. Başbakana göre, MHP çeşitli söylentiler ve komplo hazırlıklarından kuşkulanıp acele etmiş. Bahçeli’nin kafasını karıştırmışlar.
Tabii artık "neden seçim" tartışması yapmanın gereği yok.
İş işten geçti. MHP, AB uyum yasaları nedeniyle özelikle ANAP ve DSP ile
ipleri kopardı. DSP parçalandı. Derviş’te IMF toplantısı sonrasında hükümetten ayrılacağını belli etti.

6 aylık bir aradan sonra, Başbakan ile iki saat geçirdim. Fikret Bila ile birlikte, CNN TÜRK’teki MANŞET programı için uzun bir söyleşi yaptık. Öncesinde ve sonrasında da karşılıklı sohbet ettik. Askeri şura’daki atamalardan, Irak’a, YTP’den Derviş ve erken seçimlere kadar güncel konuları tartıştık.
Ecevit, Derviş defterini artık kapatmış. Ancak, ayrılmadığı taktirde, ne yapacağını şu aşamada söylemiyor. Azlettiği taktirde Derviş’in prim kazanacağını da mutlaka hesaplıyordur. Benim dikkatimi çeken nokta, seçimlerdeki "Derviş" katma değerini eskisi kadar önemsemediği izlenimi vermesi. YTP’ye hiç şans vermediği için, Derviş’in de bu partiyi kurtaramayacağını düşünüyor.
Liberal Sol tabana dayalı geniş ittifak arayışı çalışmalarını da ciddiye almıyor. Bunun yürümeyeceği, sonunda seçimin yine klasik partilerin kendi aralarındaki yarışıyla geçeceğine inanıyor.
DSP’ye gelince, tutumu aynı: "Biz arap atı gibi , önce gerideymişiz gibi görünürüz, ardından depara kalkar, arayı kapar ve kazanırız" diyor.
Seçim tahmini yapmamakta da ısrarlı.
Peki sağlığı nasıl?
6 ay öncesiyle çok farklı görmedim
Başbakan sağlıklı değil. Bundan daha fazla iyileşebileceğini de sanmıyorum. Ancak, Mayıs-Haziran dönemindeki dökülmesi yok. Son kriz adeta canlanmasına yol açmış. Fiilen katılacağı son genel seçim olacağı ortada, yine de bayrağı dik tutuyor.