Eminim, müftü şaka yapmıştır

Okudunuz mu?
Keşan müftüsü Süleyman Yeniçeri yılbaşı eğlencesini eleştirmiş. Aslında, artık bayatlamış bir söylemdir bu. “Hristiyan adetidir, Müslümanlara yakışmaz” lafını çok duyduk. Kimselerin de pek aldırdığı yok zaten...
Beni asıl güldüren, Süleyman Yeniçeri’nin şu sözleri oldu:
“Noel baba diye birisi yoktur. Aziz Nicholaos diye biri var ama bu uyduruk bir kişidir. Noel Baba baca ve pencereden giriyor. Ama doğru dürüst birisi olsa kapıdan girerdi. Bizde kapıdan giriliyor. Kuran-ı Kerim’de; ‘Evlere kapıdan girin’ diyor. Neden bacadan giriyor ki?"
Dediğim gibi önce çok güldüm, ancak sonra çok üzüldüm. Topluma dini öğütler veren, yönlendiren bir kişinin, Noel Baba’yı sahici sanması; bacadan girmesinin, Batı geleneklerinde, bereket getirmek, çocukların dünyasına bir masal, bir eğlence olduğunu bilmemesi... Aksine, işi ciddiye alıp “bacadan giren şüpheli adam” sanması... Bir de kalkıp “Kuran kapıdan girilmesini emreder” demesi...
Ben, Keşan Müftüsü’nün bu konuşmayı cidden yaptığına inanmak istemiyorum. Eminim şaka yapmak için bunları söylemiştir (!)


KCK tutuklamaları istenen sonucu vermez...
KCK tutuklamaları göreceksiniz başımıza dert açacak.
Devlete göre, bu örgütlenme, PKK'nın şehir kadrolarını oluşturmasıdır. Yani, ilerde bir tarihte, PKK silah bıraktığı zaman, bu kadrolardan oluşan mekanizmanın “Özerk Kürt Bölgesini” yöneteceği belirtiliyor. Tutuklamalarla, ileride karşımıza çıkacak bir yapının şimdiden çökertildiği ileri sürülüyor. Hatta daha da ileri gidilip, bu yapının sadece Türkiye için değil, Suriye ve İran'ı da içine alacak bir Büyük Kürdistan için hazırlandığı iddia ediliyor.
Bütün bu varsayımlar doğru olsa dahi, son derece önemli bir nokta gözden kaçırılıyor. O da, tutuklananların terörle ilgisi olmayan, genelde siyasetçi niteliğe sahip kişilerden oluştuğudur.
Yani, ileride siyaset yapacak ve silah yerine görüşleriyle mücadele edecek kadrolar tutuklanıyor. Örgüte yataklık ve propaganda yaptıkları iddia ediliyor.
Bu yaklaşımın iki sonucu var :
- Kürtlere siyasetin önü kapanıyor.
- PKK terörüne alan açılıyor.
Dağdakileri indirelim diye yola çıktık, şimdi ovadakilerin siyaset yapmasını yasaklıyoruz. Bu tutumla nereye gitmek istediğimizi anlayabilmiş değilim.
Gözle görülen tek istikamet, daha fazla kan dökülmesi, daha fazla karmaşa...
Eğer devletin çok daha derin ve uzun vadeli bir stratejisi varsa, bilemiyorum. Ancak kim bu hesapları yapıyorsa, kamuoyunu da aydınlatmalı.


Depremde ölmek meheldir bize...
A&G Araştırma Şirketi’nin, hafta başı MİLLİYET'te yayınlanan bir anketi Türk insanının aynası gibiydi. Deprem felaketi karşısındaki tutumu, olası bir felaketi nasıl algıladığı, nasıl hazırlandığı bundan daha net şekilde ortaya konulamazdı.
Adil Gürses, tam anlamıyla sosyolojik bir inceleme yapmış .
Her depremden sonra "Nerede bu devlet, bize neden yardım edilmiyor?" diye çığlıklar atan ve resmi yetkilileri yerden yere vuran insanınımız, depremi “Kader” olarak görüyor. Ankete katılanların çoğuna göre “Allah’ın emriyle deprem oluyor”. Devlet de felakete uğrayanlara yardım etmekle görevli addediliyor.
Kimse oralı değil.
İstediğimiz kadar deprem bölgeleri ilan edelim, önlemler alınması için çağırılar yapalım ve nasıl korunacaklarını gösterelim, kimsenin umurumda değil.
Şu duruma bakın... Toplumun yüzde 84'ü yaşadıkları binanın depremlere dayanıklı olup olmadığını bilmiyor. Hiç kontrol ettirmemiş, daha da kötüsü, binaya girerken de sormamış.
Depreme karşı hazırlık yapmamış olanların oranı da korkunç: Yüzde 70'i buluyor.
Bu araştırmaya baktıktan sonra, kendi kendime "Meheldir bizlere" demekten kendimi alamadım.