En tehlikeli sürece girdik...

Öylesine tehlikeli bir sürece girdik ki, iyi yönetilemediği taktirde, oyunun içinde bulunan herkes kaybedecek.
Bu oyun yıllardan beri oynanıyor. Belki de, 2015’e kadar oynanmaya devam edilecek olan bu oyunun artık son perdelerini izliyoruz.
Kimin ne rol aldığına bakarsak, gerçeklerin acı yüzünü de görebiliriz.
Washington’da genelde “Soykırım” kabul ediliyor. Kendimizi aldatmayalım.
Önceki gece bizim lehimizde oy kullanan Amerikalı parlamenterler dahi soykırıma inanıyorlar, ancak Obama yönetimiyle ters düşmemek için, tamamen iç politika nedenleriyle bizi desteklediler. Tasarıyı destekleyen de, iç politika gerekçesiyle oylarını kullandılar.
Bu kısır döngüden kurtulmanın tek yolu, hem bizim, hem Ermenilerin, hem Azerilerin, hem de Obama yönetiminin temel yaklaşımlarını değiştirmelerinden geçer.
Türkiye bu oylamadan rahatsız olmamalı. Ancak bundan böyle “Ben haklıyım, farklı düşünen herkes haksızdır” yaklaşımını bırakmalı ve soykırım adlı Demoklesin Kılıcından kurtulmak için atılması gereken adımları ciddi şekilde hesaplamalıdır.
ABD yönetimi, soykırım üzerinden iç ve dış politika yapmaktan vazgeçmelidir. Soykırım baskısı, Ankara’ya köprüleri attırabilir. Erdoğan’ın bugüne kadarki genel tutumu dikkate alınırsa, yeni bir “one minute” uyarısı beklenmelidir.
Azerbaycan, Türk-ABD ilişkilerinin bozulması pahasına, Türk-Ermenistan protokollerini engellemeyi sürdürmekten vazgeçmelidir. Ankara-Washington eksenindeki kopukluk, Bakü’yü de olumsuz yönden etkileyecektir.
Ermenistan bu oylamadan memnun olmamalı. Zira eski oylamalara oranla oy kaybı yaşadıklarını görmeliler. Erivan, uzun vadeli tutumunu gözden geçirip, protokolü iç politikaya alet etmekten kurtarmalı. Türkiye’yi köşeye sıkıştırmakla bir yere varamayacağını anlamalı.
Özetle, iyi yönetilmediği taktirde soykırım tasarısı bu böylgeyi allak bullak edebilir.
Komitedeki oylama bir karar değil. Obama’ya bir tavsiye niteliğinde. Anlayacağınız, son söz yine Obama yönetiminde olacak. Ancak, tekrar edeyim, hepimiz uzun vadede tutumunu gözden geçirmeliyiz.


Muhalefet referandumdan neden korkuyor?
Muhalefet partileri içinde bu referandum korkusu var. Aslında, referandumun kendine değil de, referanduma sunulacak konuya itiraz ediyorlarmış gibi görünüyorlar; ancak dış algılama sandığa gitmekten çekiyorlarmış şeklinde.
Neden? Muhalefet neden korkuyor?
Bırakın, asıl Ak Parti korksun. Bu işin ne kadar riskli olduğunu çok iyi biliyorlar. Bırakın referandumu kaybetmeyi, çıkacak oy oranındaki bir düşme dahi iktidara kaybettirir. Hele genel seçimlere giderken, böyle bir yol kazasına uğramak AKP açısından, yaralayıcı bir darbe olur.
Bende bundan dolayı, kendi kendime muhalefetteki paniği sorguluyorum. Nedenini bir türlü anlayamıyorum.


Siverek'ten bir ödül 3 mektup
“Bizim köyün havası çok temiz. Lütfen gelin. Size tavuklu pilav yaparız...” Davet Mahmut Güç’ten… Çağdaş Yaşam Hasan Orhan Yaygılı İlköğretim Okulu’ndan… Mahmut, öğrencileriyle birlikte beni köyüne çağırıyor Siverek’e… Şanlıurfa’ya… Sadece o değil diğer arkadaşları da… Kanal D Haber’i “Yılın En İyi Haber Programı” seçmişler… Bir ödül yollamışlar birkaç da mektup. Mahmut satırlarını defterinin bir sayfasına yazmış… En çok da ondan etkilendim… Nazan Girgiç’in de bir mektubu var. Belli ki sınıfın çalışkan kızı… “Lütfen gelin” demiş. Ama hemen peşinden de eklemiş.
“Gelmesen de arkadaşlarım ve ben seni yine çok seviriz”.
Geleceğim çocuklar söz…
O sınıflarda sizinle birlikte oturacağım… Dertlerinizi dinleyeceğim…


Bu ülkede iyi ki, Rafi Portakallar var...
Rafi Portakal iyi ki var.. .İyi ki, bugün yaptığı işi yapıyor.
Bugünlere kadar sadece uzaktan veya nadiren içerde, ancak genelde yurt dışındaki sergilerde gördüğümüz o dev ressamları da artık içimize soktu. Onları, dokunulmaz uzaklıklardan getirdi ve evimize koyabileceğimiz noktaya taşıdı.
Düşünebiliyor musunuz, bugün bir Chagalle, bir Matisse, bir Vlaminck artık Rafi’nin galerisinde satışa çıkıyor. Böyle bir şeyi tahmin edebilir miydiniz ?
Türk zengini, milyonlarca dolara dünyanın dört bir yanında şato alır, en uçuk fiyatları ödeyip en pahalı şirketlere sahip olur, ancak ünlü bir tabloya rekor fiyat ödediği duyulmaz.
Rafi işte bizim dünyamızı değiştiriyor.
Türk burjuvazisine adeta ders veriyor. Gerçek burjuvazinin, abuk sobuk şeylere para harcamak değil, sanat ve kültürle kendini göstereceğini öğretiyor.
Helal olsun, istediği gibi para da kazansın.
Rafi gibi düşünen ve çaba harcayan başka insanlarımız da var. Onları ne kadar destekler, ne kadar sahip çıkarsak, o kadar kazanırız...
Bu insanlarımız bize renk, kültür getiriyor, yaşam düzeyimizi yükseltiyorlar.


Patronlar Başbakanı haklı görürlerse ne yaparız(!)
Başbakan, köşe yazarlarını patronlara şikayet etti ve bizim medya mahallesinde bir kaygı başladı. (!) Patronlar ya bu sözleri ciddiye alıp köşe yazarı avına çıkarlarsa ne yaparız? Penguen’in son sayısının kapağı harikaydı. Sizinle paylaşmak istedim...


Ertuğrul Bey, lütfen vazgeçin!
Kültür ve Turizm Bakanlığı Antalya'nın Demre ilçesinde 5 ayrı araziyi yap-işlet-devret modeli ile 49 yıllığına kiraya vermiş.
Bunların içinde Taşdibi ve Sülüklü kıyı bandıda var.Toplam129 bin metre kare tahsis edilmiş!
Aynı devlet, bu sefer Çevre ve Orman Bakanlığı, Mayıs 2009'da güncelleştirdiği 2872 sayılı Çevre Kanunu ile "Deniz Kaplumbağları Yuvalama Alanları Koruma" diye burayı koruma altına almış.! Genelgede Demre "Kale" diye geçiyor, yanılmayın.
Hadi kaplumbağalara açımadınız, "Bana ne" dediniz. Bu kadar tutarsızlık olur mu? Devlet kendi kanununu çiğner mi? ("Çiğner, çiğner.."dediğinizi duyuyorum)
Turab (ki sahibi Turkiye Otelciler Federasyonu Başkanı Ahmet Barut) ve Ceycan firması ağaçları kesecekler, üç katı kadar ağaç dikecekler ve 3 yıllık bakım bedelini de Orman Genel Müdürlüğüne ödeyeceklermiş. Eh, para gelen yerden kaplumbağa esirgenir mi?
Kesilen ağaçlar kaç senelik, dikilenler ise herhalde dağın tepesinde bir parmak boyunda olacak. Her bir fideye "birim fiatı" biçilecek... Çok gördük bunu...
Eskiden beri Demre halkı buraları çirkinleştirmek için çok uğraştı. Aya Nikola kilisesine günü birlik gelen Rus turistlere göz diktiler. Aklı selim kişilerin sayesinde bu tahsis iki kez iptal edildi. Demreliler yılmadılar, o güzelim küçük kasabayı berbat ettiler. Olan oteller kötü. Bir zevk sahibi çıkıp doğru dürüst bir şirin, butik otel yapamadı.
Demre'nin büyük potansiyeli doğa turizmidir: dağ, deniz, arkeoloji hepsi var. Çok güzelde bakir sahilleri. Ünlü Caretta Caretta kaplumbağlarının, Doğal Hayatı Koruma Vakfınca, Türkiye'deki 20 yuvalama yerlerinden biri olarak biliniyor
Hürriyet Gazetesi Şubat ayında bu haberi verdi de gördük. Yoksa Demrelilerden "tıs" çıkmıyor, onlar sadece el ovuşturup gelecek rublelere bakıyorlar.
Sayın Turizm Bakanı, yer mi kalmadı? Lütfen bir bakir sahil kalsın artık... Carettalar zaten bin pişman "Nereden düştük şu Türkiye'ye "diye.