Erdoğan, Almanya'da doğrusunu yaptı...

9 Türkün ölümüyle sonuçlanan yangın, Almanya'da yaşayan Türklerin morallerini bozmuş, bu ülkede artık rahat edemeyecekleri izlenimini yaygınlaştırmıştı. Evleri kundaklanacak, belki de yarın sokaklarda nazi avcıları tarafından kovalanacaklardı. Böylesine bir kuşku doğmuştu. Diğer bir izlenim de, Alman polisi ve itfaiyesinin geç geldiği, yeterince çaba harcamadığı idi,Bunlar son derece yoğun bir şekilde tartışılıyor ve kaygılar dalga dalga yaygınlaşıyordu.Başbakan'ın oraya gidişi ve konuşmasında değindiği noktalar işte bu kuşku ve kaygıları büyük oranda dağıttı. Eğer biraz popilizm yapmak istese, halkın ince noktalarına basıp, Almanya'daki Türklerin kalbini ve alkışını almak istese, uzun uzun konuşmasına bile gerek kalmazdı. Bazı şeyleri söylememesi bile yeterdi. Ancak o tam tersini yaptı.İtfaiyeye, polise ve Alman resmi yetkililerine özellikle teşekkür etmesi, çoğu kişinin kafasındaki soru işaretlerini giderdi.Başbakan en doğrusunu yaptı.Türk-Alman gerginliği, en çok Türk vatandaşlarına zarar verecektir. Hele birde militan güçlerin harekete geçtiklerini düşünün... Bir felaketle karşı karşıya kalabilirdik.Başbakan'ın bu jestine şimdi de, Alman makamlarının karşılık vermesi ve yangınla ilgili incelemeyi, en kısa sürede ve hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tamamlamaları gerekir. Başbakan'ın Almanya gezisinde, Ludwigshafen kentine yaptığı ziyaret ve oradaki konuşması, neresinden bakılırsa bakılsın son derece önemli ve olumlu idi. Bugün, türban konusunda son karar günü.Türkiye Büyük Millet Meclisi son oylamayı yapacak.Sürpriz beklenmiyor. Yeterli oylar kolaylıkla bulunacak ve Anayasa değişikliği gerçekleşecek.Anayasadaki değişiklik, ister "yanlış algılamadan" deyin, ister "kışkırtmalar sonucunda" deyin, ülkenin bir bölümü tarafından son derece rahatsız edici bir değişiklik olarak nitelendirildi.Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, ancak ortada böyle bir gerçek var.Ancak, asıl bundan sonrası önemli.Zira bundan sonra, yapılan anayasa değişikliğinin gölgesinde adımlar atılacak. Örneğin YÖK bazı kararlar alacak. Sadece YÖK değil, başka kurumlarda da bazı değişikliklere gidileceği söyleniyor. İşte önemli olan da bunlarİktidarın bu değişikliği nasıl kullanacağı merak konusu.Türkiye'nin önünde bu durumda iki yol açılıyor. Tam anlamıyla bir kavşaktayız.Bu yollardan biri, Türkiye'yi Orta Doğu'nun karanlıklarına götürür. İktidarın atacağı adımlar her şeyi değiştirebilecek. Türkiye'nin daha da dindarlaşmasıyla sonuçlanabilecek. Tabii bu gidişin nerede durabileceği de bilinmediğinden dolayı kaygıların daha da artmasına yol açıyor.İkinci yol ise, Türkiye'nin önünü açabilecek. Türban gibi, yıllardan beri toplumda gerginlik yaratan bir konu gündemden kalkmış olacak. Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayan çapa güçlenecek. İnsanlar rahat edecekler. Kaygılar giderilecek. Bunun gerçekleşmesi de, İktidarın elinde. Eğer "Fırsat fırsattır. Ne gerekiyorsa yapalım" demez ve aşırı adımlar atmaz, aksine ülkenin önünü açacak adımlarını hızlandırırsa, ülkenin geleceği aydınlanır.Tarih, AKP iktidarını bundan sonraki kararlarıyla değerlendirecek. Asıl, bundan sonra atılacak adımlar önemli Bazılarımız İran'ı küçümser. Oysa son gelişmeler bu ülke'nin giderek nasıl büyüdüğünü ve nasıl etkinleştiğini gösteriyor.Bizler, ülkemizin bölgedeki stratejik konumunu gösterip övünürüz. Ne kadar önemli olduğumuzu, nasıl vazgeçilmez bir ülke durumunda bulunduğumuzu söyleriz. Bu değerlendirme yanlış değildir, ancak İran'ın, son analizde Türkiye'nin önüne geçmeye başladığını da unutmamamız gerekir.Nükleer bir güç konumuna girme yolundaki adımları, en son başarıyla denediği uzun menzilli füzesi, Tahran'ın uluslararası sahnedeki ağırlığını daha da arttırdı.Irak'ın ABD istilasından bu yana, hem Bağdat nezdinde, hem de bölgedeki etkinliği zaten göreceli biçimde yoğunlaşan İran, şimdi hemen yanı başımızdaki önemli bir askeri güç konumuna da girdi.Cumhurbaşkanı Ahmedinecad yakında Türkiye'yi ziyaret edecek. Göreceksiniz, bütün dünya'nın bakışları üstümüze çevrilecek. Ahmedinecad'ı küçümseyen bazı batılı müttefiklerimiz alınmasınlar, ancak Ahmedinecad bir çoğunun başındaki çapsız liderlerden , ülkesini çok daha etkin biçimde yönetiyor. Bu ziyaret, bölgenin iki önemli gücünün buluşması şeklinde geçeceği için son derece önemli ve yararlı olacak. İran, hergün daha etkinleşiyor Can Dündar'ın geçtiğimiz günlerdeki bir köşe yazısı çok ilgimi çekti. Can, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser'in verdiği bazı rakamları alt alta sıralamış. AKP milletvekili Said Yazıcıoğlu'nun bir araştırmasını da yazısına eklemiş. Tüm rakamlar Türkiye'nin nasıl dindarlaştığını gösteriyor. Belki görmemiş olabilirsiniz diye, sizler için özetledim.- Türkiye'de 67 bin okul, 85 bin cami var.- 77 bin doktor, 90 bin din görevlisi var.- Diyanet bütçesi 8 bakanlığın toplam bütçesi kadar.- Türkiye'de 87 bin sivil toplum örgütü var.- Çoğunluk, yöre dayanışma dernekleri; yani "hemşeri örgütleri"nde...- İkinci sırada, 25 bin "cami yaptırma derneği" var.- 25 bin cami yaptırma derneğine karşılık, 1 tane opera sanatçıları derneği var.- Türkiye'deki opera-bale izleyicisi toplamı 165 bin...- Yılda ortalama 8 milyon insan tiyatroya gidiyor.- Her hafta cuma günleri 20 milyona yakın yetişkin insan cuma namazı için camiye gidiyor. Camilerde cuma sohbeti ve hutbeyle beraber 1-1.5 saatlik, yaygın bir din eğitimi söz konusudur.- 70 milyonluk İran İslam Cumhuriyeti'nde cumaya gidenlerin ortalaması 7 milyon...- İran'da hafta içi günlük ortalama 2 milyon...- Türkiye'de 10 milyon... Dindar Türkiye 1955 yılının 6-7 Eylül'ü, Cumhuriyet tarihimizin en utanç verici olaylarına sahne oldu. O tarihte İstanbul'da 90 bine yakın Rum vatandaşımız vardı. 6-7 Eylül, onların hayatlarında derin izler bıraktı. Her şey bir provokasyonla başladı. İstanbul'daki Rum vatandaşlara ait işyerleri, evler yağmalandı. O iki günün sonunda geriye yakılan, yıkılan, tahrip edilen bir İstanbul kaldı. Rıdvan Akar ve 32. Gün ekibi, Türkiye'nin unutmak istediği fakat bir daha böylesi bir vahşetin yaşanmaması için hatırlanması gereken 6-7 Eylül Olayları'nı anlatan çok güzel bir belgesel hazırladı. Belgeselin adı, "Unutulmayan iki gün: 6-7 Eylül".Belgesel, İstanbul sokaklarında yaşanan 48 saatlik şiddet ortamını, o iki günü bizzat yaşayan Rumların tanıklığıyla anlatıyor. Bu konuyla ilgili çeşitli kitaplar yayınlandıysa da bir belgeseli hiç yapılmamıştı. "Unutulmayan iki gün: 6-7 Eylül", bu acı olayları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren ilk ve tek belgesel olma özelliğini taşıyor.Belgeseli izlediğinizde İstanbul'un kültürel kimliğinde de büyük bir travmaya neden olan bu olayların bugünümüzü nasıl etkilediğini göreceksiniz. O olaylardan sonra İstanbul'un renklerini nasıl kaybetmeye başladığını daha iyi anlayacaksınız.Unutmamak ve hatalardan ders almak için mutlaka izleyin. 6-7 Eylül Olayları'nı unutmayalım... Deniz Bölükbaşı'nın merakla beklenen kitabı (1 MART VAKASI- Irak Tezkeresi ve Sonrası- Doğan Kitap) sonunda çıktı. Gelir gelmez bir solukta okudum. Irak tezkeresi ve sonrasındaki gelişmeler son derece net anlatılmış. Özellikle yapılan müzakerelerin içeriği, çok çarpıcı ayrıntılarla dolu. Bunları okuduktan sonra, nasıl büyük bir hata işlendiği daha iyi anlaşılıyor. Neden ve nasıl reddedildiği gayet iyi yansıtılmış. Doğrudur, tezkerenin geçmesi riskler de taşıyordu. Ancak, bugün gelinen noktada, AKP'nin deneyimsizliğinden tutun, Sivil-Asker çekişmesi ve kürtlerin oynadıkları role kadar, kimlerin nasıl sorumluluğu var, gayet açık anlaşılıyor. Bölükbaşı'dan tarihe düşülen not (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net