Erdoğan çekildi, partinin haline bakın...

Yanılıyor muyum bilmiyorum, ancak Başbakan evine çekildiğinden bu yana, Ak Parti’de bir başıboşluk hissediliyor. Belki de biz Erdoğan'ın herşeyi kontrolünde tutmasına alıştık. Yani bize öyle geliyor da olabilir.
Ne olursa olsun, toplumların algılaması önemlidir. Ak Parti'nin artık tek başına durabilecek bir konuma geldiği, liderin değişmesi durumunda dahi kendi başına politika üretebileceği söylenirdi. Oysa şimdi bakıyorum, Başbakan iki haftadır yok ve iki haftadır kabine toplantıları başta olmak üzere, bir çok buluşma yapılamıyor. Şike yasası hariç, hiçbir önemli karar da çıkmadı .
Benim izlenimim, Ak Parti'nin henüz tek başına politika üretecek ve Erdoğan olmadan da çarklarını döndürecek bir olgunluğa ulaşmadığı şeklinde. Farklı görüşleri bir potada eritip, final hedefi saptayacak bir karar mekanizması yok.
İşte bundan dolayıdır ki 2014'te köşke çıkış ve yerine kimin geçeceği tartışmaları şimdiden başladı. Kimse siyaset mühendisliği yapmıyor. Sadece siyasi gelişmelerin bizi nereye götüreceği hesaplanmaya çalışılıyor..
İşte bundan dolayıdır ki Başbakan'ın sağlığı son derece önemli görülüyor ve sorgulanıyor.
Bu durum sadece Ak Parti’ye özgü de değildir.
Bütün partilerimiz lidere bakarlar. Farklı görüşleri, onun bir potada eritip, yine onun son kararı vermesini isterler.
Netekim bu kez de değişen birşey olmadı. Başbakan’ın bir sözü partinin toparlanmasına yetti.
Son olarak küçük bir not: Başbakan’ın sağlığı ile ilgili sis perdesi nihayet aralandı. Doktorunun ağzından “Endişelenecek birşey olmadığını” öğrendik. Defalarca söylediğim gibi. Başbakan’ın sağlığı ekonomisiyle, siyasetiyle tüm ülkeyi ilgilendirir. Bu şeffaflık hepimiz için gerekliydi. Geç de olsa bu açıklama iyi oldu. Ancak dedikoduların önü dah aönce alınabilir, kamuyu rahatlatılabilirdi.


Zeugma müzesini kaçırmayın...
Geçen hafta sonu, Gaziantep'de idim. Abant Platformu toplantlarına katılmış ve Arap dünyasında yaşananlar konusunda çok şey öğrenmiştim. Hafta başında da sizlerle paylaştım. Ancak doğrusunu söyleyeyim, beni en çok etkileyen Zeugma Müzesi oldu.
3 ay önce açıldı ve şu anda ziyaretçi rekoru kırıyor : 50 bin kişi.
İçinde sergilenenlerle, mozaik müzesi olarak, dünya klasmanında birinci sıraya yerleşti.
Nasıl heyecanlandığımı anlatamam. O renkler, o küçücük milyonlarca taştan yapılan resimler ve daha da önemlisi, 1800 yıl önceki işçiliğin, sanatkarlığın örnekleri inanılır gibi değil. Bizler sadece, sembol olduğu için, en çok tanınan resmi, çingene kızını biliyoruz. Oysa, birbirinden harika sayısız eser daha var.
Müzeye girince önce, 8 dakikalık 3 D tekniğiyle yapılmış ve çok basit anlatımlı bir film izliyorsunuz. Neyi göreceğinizi çok iyi anlıyorsunuz. Ardından kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz.
Eserler kadar, müzenin içi de beni etkiledi.
Herşeyini bizim insanlarımız tasarlamış. Eserlerin ışıklandırılması, müze olarak yapılmamış olmasına rağmen binanın müzeye dönüştürülmesi ve dünyanın diğer müzelerindeki birçok unsurun buraya adapte edildiğini görüyorsunuz.
Tabii en önemlisi, restorasyon çalışması. Öylesine keyifli bir sonuç çıkmış ki insanın içinden Belediye, Kültür Bakanlığı dahil, emeği geçenleri kucaklamak geliyor . Bir yandan da kazıları 13 yıl geç başlatanlara kızıyorsunuz. 1974' te bulunmuş, ancak ilk kazı 1987'de başlayabilmiş. Zeugma şimdi sular altında. Herhalde çıkarılanlar kadar, suların altında kalan eser de vardır.
Sırf bu müzeyi (www.zeugmaweb.com ) görebilmek için dahi Gaziantep'e gidilir. Aman ihmal etmeyin, mutlaka görün...


Zirve Üniversitesi de şaşırtıyor...
Gaziantep'te bizi konuk eden Zirve Üniversitesi, herkesin hayranlığını kazanan diğer bir konuydu. Hiç beklemiyordum. Hele "Üniversiteyi dolaşacağız" dediklerinde suratım ekşidi. Taş binaları seyretmekten hiç mi hiç hoşlanmam. Ancak öyle bir manzara ile karşılaştım ki, ağzım açık kaldı.
Gülen Hareketi’ne gönül veren bir gurup insan tarafından yapılıyor. Başına da, gencecik bir mütevelli heyet başkanı Taner Nakiboğlu getirilmiş. Henüz bitmiş değil. Şu anda 3 bin öğrencisi var. Tamamlanınca 15 bin genç eğitim görecek. Çok akıllıca hesaplanmış. Pazar olarak, sadece Türkiye değil, başta Suriye olmak üzere, Orta Doğu'da İngilizce eğitim yapmak isteyecek genç kuşaklar hedeflenmiş. Gerçekten de bölgenin böylesine farklı bir eğitim merkezine ihtiyacı var.
Bilkent modelinden hareket edilmiş. Şehrin dışında muazzam bir arazi ile işe başlanmış. Önce, bir bölümüne yüzlerce konut inşa edilerek yola çıkılmış. Bu satışın geliriyle hem Üniversite tamamlanıyor hem de ilerdeki yıllarda önemli bir gelir oluşturacak.
Her öğrenciye, yıllık ücretin yüzde 25'i kadar burs veriliyor. Bu şekilde yıllık ücret 10 bin lira civarına iniyor. Son derece modern, Türkçe- İngilizce eğitim ve en son donanımıyla Gaziantep'e çok şey katacak.


Dünya TV, Kürtçe öğretiyor...
Dedim ya, Gaziantep gezim sürprizlerle doluydu. Bir diğeri de DÜNYA TV oldu. Samanyolu ailesinin bir yeni üyesi. Genel Müdürü de Remzi Ketenci.
11 ay önce yayına başlayan bir Kürtçe kanal. Stüdyolarını dolaştım. Tek bir katta, 4-5 çekim noktası yapılmış. 24 saat yayın yapıyor. Bölgenin en çok izlenen kanalı hala Roj TV. Özellikle haberleriyle büyük bir boşluğu kapatıyor. Dünya TV'de ise haber yok. Genelde eğlence ve birkaç da haber programı var. Resmi dil kullanılmıyor. En ilginç yanı, açık Kürtçe dersleri vermesi. Bundan dolayı giderek yaygınlaşıyor. BDP'liler yüz vermiyorlar. İzleyici profili daha çok Ak Parti'ye oy veren Kürtlerden oluşuyor. İnanılmaz bir kapsama alanına sahip. Aylık bütçesi de 200 bin TL.


GS Lisesi'nin altın günüydü...
Geçen Pazar benim açımdan çok keyifli geçti.
Lisenin kuruluşunun 530. yılı kutlandı ve 50 yıl önce mezun olanlar da altın madalyalarını aldılar. Ben de madalyamı aldım. Yıllarımı beraber geçirdiğim, sonradan yollarımızın ayrıldığı, kimiyle birbirimizi kaybettiğimiz, can arkadaşlarımızla kucaklaştık. Çocuklar gibi de eğlendik.
Eskiden böyle kutlamalar olmazdı. İnan Kıraç'ın kurduğu, hem kendi katkısı hem de genişletip tüm liselilerin katkılarıyla devleştirdiği Eğitim Vakfı sayesinde bu duyguları paylaşır olduk. Kıraç, 1980'den başlayarak, tek başına bu liseyi yok olmaktan kurtardı. Coşkun Kırca ile birlikte üniversitenin kurulmasını sağladı. Hiç abartmıyorum. GS Lisesi bugün pırıl pırıl ise, bu İnan Kıraç'ın çabaları sayesindedir. Nitekim, aynı gece Fransa’nın en büyük nişanı sayılan Legion d'Honneur Commandeur’ü aldı. Normalde bu ödüller hep Fransız resmi konutlarında verilir. Olayın güzelliği, Kıraç'a GS çatısı altında, ayakta alkışlarla verilmesiydi. İnan Kıraç kadar bu ödülü hakkedebilecek başka bir kişiyi tanımıyorum.


Abba Güçlü ve Koç Üniversitesi'ne teşekkür ederim
Genç Bakış programının yapımcısı Abbas Güçlü ve Koç Üniversiteli gençler bana unutamayacağım bir yaş günü kutlaması yaptılar. Tam bir sürpriz oldu. Hele eşim, oğlumu ve herşeyden daha kıymetlim olan torunumu sahneye davet edip kocaman bir pasta kestrimeleri harikaydı. Ahmet Sever, Musa Çözen, Talip Korkmaz ve Can Dündar’ın katılımları benim için çok önemliydi. Sokak röportajları ile de beni onurlandırdılar.
Bu kadar heyecanlandığımı hatılamıyorum.
9 Aralık tarihlerinde hep küçük kutlama yaparken, bu yıl Koç Üniversiteli gençler ve milyonlarca seyirci ile kutladık.
Kolay kolay unutamayacağım bir olaydı.
Hem Abbas Güçlü’nün ekibine hem de Koçlulara ne kadar teşekkür etsem azdır.