Erdoğan, tehlikeli sulara giriyor...

Her şey önce Davos’ta başlamıştı.
Başbakan Erdoğan’ın, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ile katıldığı toplantıdaki, ünlü “one minute” çıkışı herkesi şaşırtmıştı. Zira Türkiye’den ilk defa böylesine farklı bir tepki görülüyordu.
Erdoğan, hem kendi kamu oyunda, hem de Arap dünyasında alkış toplamıştı. Ancak Başbakan, aldığı tüm alkış ve övgüye rağmen, Davos krizini kısa sürede söndürmesini bildi. Olayın üstünde çok durmadı. Davos fatihi muamelesi yapılmasına izin vermedi.
İsrail de olayı germedi.
İki dost arasında bir anlaşmazlık yaşanmış ve geçmiş, muamelesi yapıldı.
Ancak, tam Davos fırtınası sönüyordu ki, bu defa ardı ardına yeni gelişmeler yaşandı. Hem de, Türkiye’nin Suriye ile sınırını kaldırması ile ilgili muhteşem bir tören yapılırken , ardından Bağdat’a yapılan büyük çıkarmanın yaşandığı günlerde, İsrail ile ortak NATO manevrasının iptali ve TRT’deki AYRILIŞ dizisinin yarattığı gerilim, işin çığrından çıkmasını sağladı.
Aslında bir dizi rastlantının iç içe girmesi, çok farklı yorumlara yol açmıştı ve kolaylıkla kontrol altında tutulabilecekken, bu defa İsrail’li yetkililerin de söylemlerini sertleştirmeleri, Türkiye’den de hemen karşılık bulmaları ayarı tümüyle bozdu.
Hadi , iş orada kalsa dahi, ilişkilerdeki gerginlik, yine de belli oranda durdurulabilirdi.
Olmadı.
Türkiye Başbakanı, sanki her bulduğu fırsatta İsrail’i dövmek istiyormuş gibi bir tutuma girdi. O konuştukça İsrail yanıt verdi ve işin ucu tümüyle kaçtı.
Ya bu defaki kriz iyi yönetilemediğinden bu noktaya geldik veya Başbakan gerçekten İsrail’in yeni hükümetini dövmek istediği için, açtı ağzını yumdu gözünü.
Hala da aynı sertliği sürdürüyor.

Türkiye'nin İsrail politikası sorgulanıyor
Ancak bugünkü durum, artık iki ülke arasındaki yanlış anlamaların veya basit bir görüş ayrılığının ötesine geçmeye başladı. Öncelerinde, Türkiye’nin kısa vadeli taktik bir tutumla yetineceği ve bir süre sonra tonunu hafifleteceği ve ilişkilerin eksiki kadar çok iyi olmasa dahi, yeniden rayına oturtacağı sanılıyordu. Ancak, şimdi Başbakan’ın son açıklamaları, İran’daki yaklaşımı bir araya konuluyor ve Ankara’nın genel olarak, bölge ile ilgili dış politikasının yönünü değiştirdiği, İsrail ile ilişkilerini daha da gereceği, hatta koparma noktasına kadar götürebileceği dahi konuşuluyor.
Washington da, bu gelişmeden son derece rahatsız.
Sık sık “Türkiye’ye ne oldu ?” sorusu soruluyor.
Erdoğan’ın, İsrail’e sert çıkarak Araplar arasındaki popülaritesini arttırmak, İslam dünyasında prestij kazanmak isteyip istemediği dahi sorgulanıyor.
Ankara’nın yaklaşımı anlaşılamıyor.
29 ekimdeki Beyaz Saray görüşmesinde, İsrail ile ilişkilerin ele alınacağını şimdiden tahmin edebiliriz. Tabii, ogüne kadar yeni gelişmeler ve sürprizlerle karşılaşılmazsa.

İsrail ile kötü ilişki Türkiye'nin işine yaramaz ki...
Başbakan ve Dışişleri Bakanının kafalarında bir oyun planı var mı, yok mu bilemiyoruz. Ancak bilinen bir gerçek var. O da, Türkiye’nin şimdiye kadarki ağırlığı, hem Araplarla yakınlığı, hem İsrail ile konuşabilmesinden kaynaklanıyordu.
İsrail ile kavgalı, ilişkileri bozulmuş bir Türkiye, Araplardan belki alkış alır, ancak hiçbir zaman “ağırlıklı bir ülke “olmaz.
Türkiye bugüne kadar hep bu dengeyi korumuştur.
Acaba şimdi bu denge bozulmak mı isteniyor ?
Bizlerin de tam anlayamadığımız, yanıtını tam bulamadığımız bu soruyu herkes soruyor.
Neresinden bakılırsa bakılsın, nereye gidilmek istendiği de pek belli değil.
İsrail’e sırt dönerek, bölgede oynanmak istenen rol kaybediliyor ve Türkiye bir yerde diğer kavgacı ülkelerden farkı kalmıyor.
Nereye gidiyoruz dersiniz ?