Erdoğan'ın reytingi, hasta olunca patladı

Hatırlayın, hasta olmadan önce, Erdoğan muhalet tarafından yerden yere vurulur, her konuşması büyük eleştirilere uğrardı

Hatırlayın, hasta olmadan önce, Erdoğan muhalet tarafından yerden yere vurulur, her konuşması büyük eleştirilere uğrardı. Muhalif kamuoyunda da, özellikle koyu laikler, ulusalcılar başta olmak üzere, hesabı olan herkes Başbakan hakkında konuşur ve düşmesi için senaryolar üretirlerdi.
Bir gün hastalık haberi geldi. Daha da kötüsü, ameliyat olduğu duyulunca sinirler biraz daha gerildi. Kimse ne olduğunu anlayamadı. Üstüne üslük, halkla iletişimi çok iyi yürüten Başbakanlık ekibi, bu defa en büyük hatayı yaptı ve hiç bilgi vermedi. Tam bir şeffaflık gerekirken, aksine kepenkler kapandı ve kamuoyunda inanılmaz bir spekülasyon başladı.
Başbakan'ın ağır hasta olduğu, bundan böyle çalışamayacağı ve bir süre sonra da, siyasetten çekileceği söylentileri dolaşır oldu.
İşte bundan sonra, herşey değişti.
Tüm konuşmaların içeriği ve Başbakana bakışlar çok farklılaştı.
Eminim sizler de farkındasınızdır. En muhalif çevrelerde dahi bir kaygı yaygınlaştı. İdeolojik açıdan Erdoğan ile hiç anlaşamayan kesimler kuşku içine düştüler.
Peki ne oldu da, böyle bir değişim yaşandı.
Bunun başlıca nedeni, Başbakan'ın her konuyu kontrolü altında tutması, tüm kararları veren kişi olması ve Erdoğan'ın elini çekmesi durumunda da, ülkenin özellikle ekonomik istikrarının bozulma tehlikesi .
Dikkat edecek olursanız, kimse Ak Parti'ye güvenmiyor, Erdoğan'a güveniyor, ona oy veriyor. Erdoğan'ın kurduğu düzene alışıldı. Partinin başından çekilmesi durumunda da, genel istikrarın bozulacağına inanılıyor. Hele 2012'de Uluslararası fırtınanın kapımızı çalacağı ve ekonominin zora düşeceği kaygısı, kamuoyundaki titreşimi daha da arttırdı. Erdoğan'sız bir Ak Parti'nin bu işi götüremeyeceği, iç çekişmelerin artacağı, sonucunda da, tüm dengelerin bozulacağı hissi yayıldı. İnsanlar işlerini kaybetmekten, huzurlarının bozulmasından, eskisi gibi koalisyonlu kavgalı dönemlere girilebileceği konuşulur oldu.
İşte bütün bu algılar, Erdoğan'a bakışları değiştirdi. Reytingini arttırdı. İşin başına geçer geçmez, askıda durdurulan sorunları ardı ardına çözmesi, "istikrarın güvencesi" görüntüsünü genişletti.
Bu gözlemlerin ideolojiyle veya politik seçimle hiç ilgisi yok.
Kendi kendinize sorun, mutlaka aynı örneklerle sizler de karşılaşmışsınızdır.
Özellikle muhalif partilerin içinde bulundukları karmaşa ortadayken, Ak Parti'ye oy vermemiş olsanız dahi, Erdoğan'ın siyasi yaşamdan çekilmesinin yaratacağı belirsizlik sizi de rahatsız etmedi mi?

Hasan Cemal, kendini savunmamalı
Başbakan'ın geçen ay medya sahipleri ve Genel Yayın Yönetmenleriyle yaptığı ve hala tartışılan toplantısında bende vardım. Bu güne kadar hiçbir şey yazmamamın nedeni, bazı meslekdaşlarımın tutumundan utanmamdır. Orada öylesine konuşmalar yapıldı, hele biri vardı ve öylesine çağdışı ve bir gazeteciye yakışmayan öneriler yaptı ki, konuyu açmamayı tercih ettim. Bu zat, kendi Genel Yayın Müdürü tarafından yerden yere vurulmasına rağmen, hala aynı gazetede yazıyor ve üstelik bir TV Haber Kanalını yönetiyor.
Bu toplantının diğer talihsiz olayı, aynı gazetecinin, Hasan Cemal'in Kandil söyleşilerini şikayet etmesi ve "Bu konuda birşey söylemeyecek misiniz?" diye adeta Başbakanı kışkırtması ve Erdoğan’ın da, adını vermeden Hasan Cemal'in PKK lideriyle görüşmesi ve kitap yazmasını eleştirmesiydi.
Daha öncelerde ben de PKK lideri Öcalan ile konuşmuş ve kitapta yazmıştım. Demek ki, Öcalan veya ondan sonraki liderlerle konuşan, Kürt konusunda kitap yazan her gazeteci, bunu para kazanmak için yapıyordu (!) Başbakanın bu mantığı karşısında donup kalmıştım. Aramızda ilk davrana Yasemin Çongar olmuştu. Kibarca ancak çok net şekilde tepki gösterdi de, o konuşmanın asıl hedefi olan Hasan Cemal başta olmak üzere, hepimizin namusunu kurtardı.
Hasan, sonradan yazdığı yazılarda doğrusunu yaptı ve kendini savunmadı.
Savunmaması gerekiyor. Zira yaptığı, dünyada gazetecilik diye bir meslek varsa, o işin hakkın veren herkesin yapması gerekendi. İyi ki Kandil'e gitti, iyi ki Karayılan ile görüştü ve kitabını yazdı. Böylece resmi politikanın dışındaki görüşleri de dinleyebildik. Barışa nasıl gidilebileceğini daha sağlıklı şekilde öğrenebildik.
Teşekkürler Hasan...

Medya sizinle gurur duyuyor
Her kabinede bir “medya yıldızı” olur. Kimi başarılarıyla alkış alır, kimi gaflarıyla gazete sayfaları ve TV ekranlarında sık sık adından söz ettirir.
İçişleri Bakanı İdris Şahin yavaş yavaş, medya yıldızı olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Son incisi, Karakol dayağına gösterdiği tepki: “Şüphelileri Konak’ta asalım mı? Başka olay mı yok? Onlar niye yazılmıyor?”
Neymiş, medyanın bu olayın üstüne gidiş şekli ayıpmış (!) Bravo doğrusu... Ben Bakandan farklı bir tepki göstermesini, Polis’te bu tiplerin yerinin olmadığını söylemesini ve halktan yana tavır almasını beklerdim.
Olmadı Sayın Bakan, siz dayakçı polisi değil, dayak yiyen kadını korumalıydınız. Oysa siz medyayı suçlayıp işin kolayını seçtiniz.
Bizde sizinle gurur duyuyoruz.