Ergenekon, ya dönüm noktası olacak, veya...

Eklenme Tarihi25.09.2008 - 18:31-Güncellenme Tarihi26.09.2008 - 1:09

Ergenekon davası benim açımdan çok önemli. Göz altına alınan ve iddianamede  suçlanan öyle isimler var ki, bir çoğumuzun rahatını bozmuş, tehditleriyle  veya düzenledikleri baskınlar ve gösterilerle topluma ve demokrasiye  önemli bir “tehdit” oluşturduklarını göstermişlerdir

Bu guruplar, bazen gizlice, bazen açıkça devletten, hatta güvenlik kuvvetlerinden destek almışlardır. Kendilerine Sivil Toplum Örgütü rolü  biçen, demokrat-liberal  görüşlü kesimler üstünde fırtına estirmişlerdir.
Bu tehditlerden bazılarına ben de hedef oldum.  Çeşitli konulardaki görüşlerimden dolayı, hem kişisel olarak, hem de ailem hedef olarak gösterildi.   Vatanseverlik adına, mafya ile işbirliğinden tutun, kaba kuvvete kadar, yapmadıklarını bırakmadılar.
İşte bu açıdan da baktığımda Ergenekon olayını  çok önemsiyorum. Bu yapının kırılmasını, yıllardır etrafa dehşet saçanların cezalandırılmasını istiyorum.
Ancak, bütün soruşturma ve gözaltına alınan bazı isimlere bakınca da, garip bir izlenim ile karşı karşıya kalıyorum.
Benim gibi çok kişinin kafasında da binlerce soru işareti doğuyor.
Savcı değilim ve bir soruşturmanın nasıl  yapıldığını bilmiyorum. Buna rağmen, Ergenekon soruşturmasını tam anlayabilmiş değilim.
Gözaltına alınan, kimi serbest bırakılan öyle medyatik isimler var ki, kamuoyu gözünde darbe düzenlemeleri  veya  Devlet yapısını devirmeleri imkansız. Bunlar demokrasilerdeki muhalefet hakkını kullanan veya  karşı görüşlerini seslendirmekle  yetinen kişiler olarak tanınıyorlar.
Zaten işler bu noktada karışıyor.
Ya savcı bey, bizim bilmediğimiz gizli bilgilere sahip ve iddianamedeki suçlamalarını kanıtlayacak veya bir süre sonra, gözaltına alınanların bir bölümü serbest kalacak.
İşte Ergenekon davası, bu nedenlerden dolayı ince bir çizgide yürüyor.
İki seçenekle karşı karşıyayız.

1. Yargı, elindeki verilerle gerçekten büyük bir komployu ortaya çıkaracak ve Derin Devlet mekanizmasını çökertecek.  Böylece bir dönüm noktası yaşanacak ve bir daha Sivil askerler tarafından darbe çığırtkanlığı yapılamayacak.
2. Veya Ergenekon davası, yıllarca sürecek, doğru dürüst bir sonuç alınamayacak ve büyük bir hayal kırıklığı yaşanacak.

Yargı sistemimiz, son derece önemli bir süreçten geçiyor. Umarız, soru işaretlerimizde haklı çıkmayız ve gerçekten bir dönüm yaşarız. Aksi halde bu ülkeye kötülük edilmiş olacaktır.

 


Türk dış politikası özgüven kazanıyor
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan, şu sıralarda Birleşmiş Milletlerde son derece keyifli bir açılış yapıyorlar. Nedeni de, iç politikada ne kadar büyük bir istikrarsızlık varsa, dış politikada da Türkiye tam tersine herhalde altın döneminden geçiyor. Bu noktaya gelinmesinde en önemli rolü oynayanların başında Gül geliyor. Gayet tabii, bugünün dışişleri bakanını ve Başbakanı bu oluşumun dışına çıkaramayız. Ancak, Gül’ün hakkını da Gül’e vermek gerekir.
Uzman olmanız gerekmiyor.
Dosyaların ayrıntılarını bilmeniz ve ona göre  değerlendirmeler yapmanıza da gerek yok.
Genel gidişe bakmanız yeterli.
Eğer farklı bir görüşe gereksinme duyuyorsanız, yabancı kaynakların yorumlarını okuyabilirsiniz.
Türkiye’nin dış politikasından  söz ediyorum. Yaklaşık 50 yıldan beri izlediğim ve deneyimlerime dayanarak, rahatlıkla görüş beyan edebileceğim bir konu hakkında  konuşuyorum.
Türkiye’nin dış politikası, ÖZAL’lı yıllardan  başlayarak, son derece dengeli, sağlıklı ve başarılı bir çizgide yürüyor.
Özellikle bu iktidar sırasında, yukarda saydığım  kaliteler daha da belirgin  bir hale girdi. Yani, eski kalıpların, tabuların yıkıldığı, özgüvenin arttığı ve şimdiye kadar görülmediği derecede  çeşitlendiği  bir sürece girdik.
Bazı örnekler vereyim.
Kıbrıs’ta ilk defa gerçek bir çözüm yönünde adımlar atılır oldu.  Yavruvatan edebiyatından vazgeçildi.
Ermenistan ile ilk defa, bir kapı aralandı.  Ermeni  düşmandır, ne pahasına olursa olsun konuşulmaz, yaklaşımı terk edildi.
İran ile dengeli bir ilişki sürdürülür oldu.
Suriye gibi, eskiden baş düşman diye nitelenen bir ülke ile iç içe yaşanır duruma girildi.
Kuzey Irak’taki Kürt tabusu  yıkıldı. Başka bir yaklaşım benimsendi.
Irak’ta etkinlik arttırıldı.
İsrail  ile ilişkilere  büyük önem verilirken, Filistinliler, özellikle  Hamas köşeye sıkıştırılmadı.  Aksine ön plana çıkarıldı.
Lübnan’ın yüzüne bakmazdık, şimdi anlaşmazlığın çözümünde rol alınır oldu.
Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakereleri (beklenenden yavaş gidiyor olsa dahi)  sürdürülüyor.
ABD ile ilişkiler daha düzeldi,  (eskisi kadar olmasa ve artık pek fazla anlam taşımasa dahi)  ve Stratejik Ortak konumuna gelindi.
Gürcistan savaşına rağmen, Rusya ile sıcak bir işbirliği sürecine girildi.
İslam Ülkeleri, birden bire Türkiye’yi keşfettiler. Hem yatırımlarıyla, hem siyasi temaslarla Ankara’ya farklı bakar oldular.
Bu listeyi uzatabiliriz, ancak  bence bu kadarı dahi yeter. İktidarları eleştirelim, ancak yapılan iyi işleri de görmezden gelmeyelim.

Etiketler