Futbolcunun ciddiyetsizliği

GS ile Ukrayna’nın Metalist takımı arasındaki maçın sonucu futbol dünyasındaki iki farklı yaklaşımı gözlerimizin önüne serdi.
Her iki takımın oyuncuları milyonlar kazanıyor. Yüzbinlerce taraftardan kar-kış demeden destek alıyor. Omuzlarda taşınıyorlar.
İşte onlardan biri (GS) ister ciddiyetsizlik, ister dikkatsizlik deyin, bir anlık hata yapıyor ve belki de kulübünü milyonlarca dolar zarara sokuyor. O buz gibi havada tribünleri doldurmuş olan taraftarları hüsrana uğratıyor.
Diğeri ise (Metallik) kendinden üstün rakibini son dakikaya kadar kovalıyor. Maçtan düşmüyor. Oyun disiplinini bozmuyor ve o bir anlık hatayı yakalayıp maçı kazanıyor.
Bu olayı “her futbolcu hata yapar” diye geçiştiremeyiz. Bu olay iki dünya arasındaki farkı gösteriyor.
Servet gibi değerli bir futbolcunun böyle bir hata yapması kolay affedilecek bir şey değildir. Dünya’nın ciddi kulüplerinde bu olayın üstü örtülmez.
GS maalesef, iyi futbolculardan oluşan ciddiyetsiz bir takım durumuna girmiştir.


Issız Adam'a bayıldım...
Çok az Türk filmine giderim. Ancak bu hafta, hemen herkesin övdüğü ISSIZ ADAM’a gittim. Gitmeden önce Hıncal Uluç’un filmi yerden yere vuran yazısını okumuş ve kendi kendime “acaba doğru bir iş mi yapıyorum” demiştim. Hani çok beğeni dinlediğiniz filmler vardır ya, o kadar övülür ve beklentiniz o kadar artar ki, hayal kırıklığı ile çıkarsınız.
Bu defa tam tersi oldu.
Hıncal’ın gerçekten Issız Adam filmine mi gitti, yoksa oraya gidiyorum derken başka bir film görüp mü o yazıyı yazdı, anlayamadım. Ben Hıncal’ın bu kadar hoş bir aşk hikayesinden etkilenmeyeceğini sanmazdım. Oysa Hıncal, aşkların adamıdır.
Çağan Irmak’ın yönetimine bayıldım.
Gayet tempolu, birbirinden nefis resimlerle süslü, anlatımı çok hoş bir film yapmış. Diyaloglarda çok güzeldi. Çok gerçekçi ve hemen her kesimi kucaklayan bir anlatımı vardı .
İstanbul’un en güzel yerlerini bulmuşlar. O kadar güzel köşelerde çekim yapmışlar ki, bir ara çekimlerin başka bir kentte yapıldığını düşünebilirsiniz.
Melis Birkan harika bir tip canlandırmış. Böylesine doğal, böylesine içinize giren bir kişilik yaratılabilir. Birkan’ı ilerde çok alkışlayacağız.
Cemal Hünal da karakterini çok güzel canlandırmış.
Issız Adam’ı görün.
Çok beğeneceksiniz. Çıktıktan sonra da “ Yaşasın biz de de nefis filmler çevriliyor artık” diyeceksiniz.


Ergenekon mahkemede sanıyoruz, oysa...
Ergenekon davası konusundaki kuşkularım hala sürüyor.
Davanın ele alınış şekli, kamuoyuna sunuluşu ve yürütülüşü öylesine özensiz ki, davanın temel felsefesi yok oluyor.
Benim için Ergenekon davası, Derin Devletin koruması altında kendine görev çıkaran ve dernekler kuran, insanların öldürülmesi için ortamı hazırlayan, gerektiğinde darbe hazırlığı dahi yapabilen bir kesimin yargılanmasıydı. Hrant Dink’i öldürenlerden tutun da, Ermenilere ve Rumlara eziyet edenler, fikir özgürlüğüne darbe vuranlara göz dağı verilmesiydi. Tabii sonunda da Derin Devlete ulaşılması ve yasa dışı oluşumların defterinin kapanmasını izleyecektik.
Baktık ki, davanın içinde rol alanların yarısı gerçekten Ergenekoncu, ancak geri kalanı fikir özgürlüğü çerçevesinde muhalefet yapanlar.
Tam bu dava ile ilgileniyorduk ki, 18 nisan 2007’de Zirve Kitabevinde işlenen cinayetle ilgili dehşet verici bilgilere ulaşıldı.
Hizbullahçı olarak bilinen Varol Bülent Aral’ın, cinayeti işleyen Emre Günaydın’ı misyonerlerin durdurulması gerektiğini söyleyerek kışkırtmış. Emre Günaydın da mahkemeye “ Devletten yardım alacağımı düşündüğüm için bu işe girdim” demiş.
Anlayacağınız, gerçek Ergenekoncular hala dışarıdalar ve çalışıyorlar.
Biz de gerçek Ergenekon’un mahkemede yargılandığını sanıyoruz.


Dario Moreno'suz geçen 40 yıl...
Genç okuyucularımın büyük bölümü Dario Moreno’yu tanımaz. Oysa Türkiye’nin dışarıya açılmış, Avrupada çalışmış, sahneleri ünlülerle paylaşmış ilk Türk asıllı şarkıcımızdır. Benim lise yıllarımın unutulmaz ismidir.Galatasaray Lisesinde,sabahın 06.30’unda onun şarkılarıyla uyandırılırdık. 1 Aralık pazartesi günü, doğduğu ve en sevdiği kent olan İzmir’de özel törenlerle anılacak.40 yıl öncesine gidip dinledim ve tüm nostaljik tüylerim diken diken oldu.
ODEON müzik Gurubu (odeonmuzik@odeonmuzik.com.tr) Moreno’nun en tanınmış şarkılarını toparladı ve piyasaya verdi. Tavsiye ederim, mutlaka alın. “Her Akşam Votka Rakı ve Şarap” dan tutun “Deniz ve Mehtap”a, “Canım İzmir’im” den “İstanbul’un kızlarına” kadar, ünlü tüm şarkılarıyla, bize Moreno’ yu yaşatıyor.Üstelik bu şarkıların hem Türkçe,hem de Fransızcaları listeye alınmış.
Odeon’a teşekkürler.


Tülin Şahin Türkiye'nin yüzü olacak
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın yakında bir tercih yapması gerekecek. Yabancı ülkelerde Türkiye’yi tanıtacak faaliyetlerde, broşür veya afişlerde kullanılmak üzere bir yüz aranıyor. Ya Tülin Şahin veya Azra Akın olacak.
Bence en doğru seçim Şahin olur… Akın fena bir yüz değil. O da pırıl pırıl. Ancak benim seçimim farklı.
Yıllardır piyasada bulunmasına rağmen, adı hiçbir skandala bulaşmamış, profesyonel çalışmanın dışına çıkmamış, çok hoş bir insan. Güzellikse güzel, kibarlıksa kibar. Ne zaman nerede görsem içim açılır.
Hem seçim, hem de fikir olarak çok yerinde adım.


Erman'ı biz unuttuk, Azeriler ödüllendirdi
Erkan Özarman’ı tanımayan azdır.
Fransa ile Türkiye arasında gidip gelir ve iki ülke arasındaki “sanat köprüsü” gibi çalışır. Fransa’nın gizemli şarkı dünyasında en çok tanınan Türk’tür.
Özarman, Azerbeycan’ın sanat dünyasına açılmasına da önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak Azeriler, bizim aksimize onu ödüllendirdiler. Azerilerin ünlü heykeltraşı Ömer Eldarov, Erkan’ın büstünü yaptı. O da galiba bizleri utandırmak için Perşembe akşamı Şampanya&Havyar hartisi verip ödülünü dostlarıyla kutladı.


ROMAN KÖŞESİ…
AHMET ÜMİT hayranlarını yine mutlu etti. Bab-ı-Esrar, 700 yıldır çözülemeyen sır olan Şems-i Tebrizi cinayetini ve aynı süredeki bir sevda hikayesini, Şems-i Tebrizi ile Mevlana’yı anlatıyor. Buna bir sırlar romanı demek çok daha doğru olur.
AYŞENUR YAZICI’yı sizler ekranlardan tanırsınız. Oysa onun gizli yeteneği yazarlığında saklıdır. Sensin Mağara Adamı bir araştırma. Ancak elinize aldığınızda siz de farkına varacaksınız ki, adeta bir roman gibi okunuyor.Yazıcı yine döktürmüş.
KAYA GENÇ’in adını daha önceleri duydunuz mu bilemiyorum, ancak ilk romanı olan Macera, YKY imzasıyla piyasaya çıktı. Son derece ürpertici,komik bir macera romanı Nefes almadan okuyacaksınız.