Galatasaray'a kızdım

Ben Galatasaray Lisesi mezunuyum. Ve GS’yi tutuyorum. Hiçbir zaman da bu yanımı saklamadım. FB veya BJK’lileri kızdırmamaya çabalamadım. Fanatik olmadığım için zamanı glince kendi kulübümü de sert şekilde eleştiririm.
Çarşamba akşamki maçta keyiften dört köşe oldum. Uzun zamandır ilk defa müthiş bi GS izledim. Her maça yüreğimiz sıkışarak gider ve zorla galibiyetleri veya mağlubiyetleri içimiz kararak izlerdik. Hele her Fener maçı bir haber olurdu. Üç yıldır dayak yedik durduk.
Çarşamba geceki GS bambaşkaydı. Harika bir uyum, kazanma isteği ve fizik gücüyle karşımızda uzun zamandır özlediğimiz bir GS bulduk.
O gece özellikle iki kişi kazandı. İlki başkan seçildiğinden bu yana “Kulüp mafyası”ndan olmadığı için hep kuşkulu bakılan Ünal Aysal idi. Rüştünü ispat etti. Hem yeni kurduğu takım hem de staddaki inanılmaz disiplinle kulübü başarıyla yönettiğini gösterdi. Başkanlık koltuğuna oturdu.
Diğeri de Fatih Terim idi. 6-0’lık “Kanlı Pazar” yenilgisinin acısını önemli ölçüde çıkardı. Takımını oturtmaya başladığını gösterdi. “İmparatorluk” tahtını geri aldı.
Maçtan çıktıktan sonra ise kızdım. Neden bu tadı bize daha önce vermediler de süründürdüler diye fena halde sinirlendim. Ancak ne yaparsınız? Taraftar dediğiniz bu…
Haftalık tepki veya alkışlarla yasıyoruz.


Kriz var diye AB'den vazgeçilmez
Sadece bizde değil, uluslararası kamuoyunda da aynı hava esiyor.
Avrupa'nın bir türlü krizden çıkamaması, hem hayal kırıklığı yaratıyor hem de AB'ye duyulan güveni sarsıyor.
Gerçekten de, Avrupa Birliği kendinden hiç beklenmeyen bir performans sergiledi.
Bu kararsızlıklar sonucunda, bugün para birliğinin geleceği dahi kuşkulu görülüyor. Mali ve ekonomik krizin yanı sıra artan işsizlik AB ülkelerini açıkça tehdit ediyor.
Bugün Avrupa Birliği’ne dışardan baktığımızda, bir türlü karar veremeyen; uzun vadeli düşünemeyen liderler tarafından yönetilen, karmakarışık bir manzara ile karşılaşıyoruz.
Avrupa neden hepimizi cezbederdi?
Uzun vadeli düşünen liderleri olduğu için... Kısır iç politikalara saplanmadan karar verdikleri için... İstikrar adası olduğu için... Hesabını kitabını bildiği için, AB’ye üyelik çok cazipti.
Avrupa Birliği, hangi ülkeye kapılarını açtıysa, onu zengin etti. Hiçbir ülke, tam üye olduğundan dolayı fakirleşmedi.

Böylesine karmşık bir AB'ye üye olunmaz diyenlerin sayısı her geçen gün artıyor
Avrupa'nın bir türlü, kesin bir dizi karar alıp, yaşanan krizin üstesinden gelememesi, ülkemizdeki kronik AB karşıtlarını çok memnun ediyor. Bu da, son derece doğal. Asıl yeni olan, bu değerlendirmelerin, hem AB yanlıları, hem de hükümet ve bürokratik çevrelerde de duyulmaya başlanmasıdır .
"İyi ki bizi tam üyeliğe kabul etmemişler. Adamların şu hallerine bakın, perişanlar." diyenlerden, "Ne işimiz var AB'de, girip de ne yapacağız?" gibi, derin analizler (!) yapanlara kadar, hemen her kesimden yorumlar duyuluyor. Hele giderek yıldızı parlayan Türkiye'nin, Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika'da yeni pazarlar bulduğuna dikkat çekenler, Avrupa' ya artık ihtiyaç duymadığımızı dahi söyleyebiliyorlar.
Kamuoyunda bu hava esiyor. Kriz, sokaktaki insanları da korkutuyor. Avrupa'ya olan güven giderek azalıyor.
Sonuçta, AB’ye tam üyelik artık eski cazibesini kaybediyor.

Avrupa çok kriz görmüş, hepsini de atlatmasını bilmiştir. Bugüne bakıp yarın için karar vermek hata olur
Bugünkü kriz Avrupa'dan kaynaklanmamıştır. ABD'de başlayıp, yuvarlanarak gelmiş ve Avrupa'nın kapısına dayanmıştır. AB'nin kendini bu durumdan kurtaramamasının başlıca nedeni, zamanında bu tehlikeye karşı gereken adımları atamamasıdır.
Şimdi bu duruma bakıp, özellikle Türkiye açısından temel kararlara varmak son derece hatalı olur.
Geriye dönüp baktığımızda, Avrupa Birliği’nin nice krizler yaşadığını görürüz. Her defasında da, bu krizlerden çıkmasını bilmiştir. Örnekleri saymakla bitmez.

AB, krizden ders çıkarıp daha güçlenecek
Bu haftaki zirve AB’nin krizden gereken dersleri çıkardığını gösteriyor. Gerekiyorsa para birliğindeki çürük elmaları ayıklayacak ve bir süre sonra kendine çeki düzen verecektir. 5-6 yıl sonra çok daha güçlü bir AB ortaya çıkacaktır. Avrupa Birliği’nin dağılacağını ileri sürenleri hayal kırıklığına uğratacaktır.
Unutmayalım ki Birlik olmasaydı ne Yunanistan ne İrlanda, ne İtalya, ne de Portekiz iflastan kurtulabilirdi. Birlik sayesinde Almanya kasasını kullandırmakta, toplu halde mücadele verilebilmekte.
İşte böyle bir ortamda, kısa vadeli gelişmelere bakıp, Türkiye'nin uzun vadeli planlarını değiştirmeye kalkmak kadar büyük bir hata olamaz.
Ülkemizin artık yeni seçenekler bulabildiğini, alternatif ülkelerin Orta Asya'dan Uzak Doğu'ya kadar uzandığını, Rusya'dan tüm İslam dünyasına kadar, önümüzün açık olduğunu söyleyenler yanılıyorlar.
Ne Türkiye'nin en çok gereksinim duyduğu zengin ve istikrarlı piyasa ihtiyacı, ne de bilimsel ve teknolojik girdiler, Arap ülkeleri ya da Rusya tarafından karşılanabilir.
Demokrasi açığımızın kapatılmasının tek yolu da, hala Avrupa Birliği’nden geçmektedir.
İyisi mi, gelin sabırlı olalım.
Günün sonunda karşımızda yepyeni bir AB bulacağız.