Gelin size, Başbakanın yeni uçağını anlatayım

Hem bu gezilerin bir ritüel'i oluyor, hem de yeni alınan Airbus 319-CJ ile seyahat edebiliyorsunuz.Ben de bu keyfi paylaşmak için son Londra gezisine davet edilmekten memnun olmuştum. Lüks içinde İngiltere' ye gidip dönecektim.Ancak işler umduğum gibi çıkmadı.Başbakanın uçağı sanıldığı gibi lüks filan değil.Ön tarafta oturabilirseniz , ne ala... Orası gerçekten güzel. Geniş koltuklarda 8 kişi istediği gibi ayaklarını uzatarak dinlenebiliyor. Adeta 8 kişinin rahat rahat sığabileceği bir salona benziyor. Onun hemen yanında iki koltuklu ayrı bir kabin var. İşte orası Başbakan ve eşine veya onun seçeceği herhangi birine ait. Tabii Başbakanın uykusu geldiğinde, yanında eşi yoksa, davet ettiği kişi ayrılmak zorunda. Zira salon, kısa sürede yatak odasına dönüşüyor. Tuvaleti ve duşuyla, son derece konforlu.Peki arka taraf nasıl ?İşin o yanı biraz karmaşık.Herhangi bir uçağın ekonomi sınıfını düşünün, ancak koltuklar arasındaki mesafeyi biraz açın. 40 kişilik koltuk var.İşte Başbakanlık uçağının arkası...Kısa mesafeler için sorun olmaz. Ancak uzun mesafeli uçarsanız, o zaman tarifeli bir THY uçağından farkı pek yok. Bence tek farkı, hosteslerin çok daha güler yüzlü olmaları ve ikramın birkaç seçenekten oluşması. İsterseniz makarna, ister et, ister tavuklu yemek yiyebiliyorsunuz. İçecek servisinin yapıldığı troley'de içki yok, ancak arzu ederseniz her türlü içki içebiliyorsunuz. Uçağın diğer bir lüksü, içinde tüm yerli gazetelerin bulunması. Birkaç yabancı dergi ve gazete de var, ancak fazla meraklısı bulunmuyor.Londra' ya gidiş dönüşümüz çok zahmetli oldu. Zira Salı akşamı hareket ettik ve TSİ ile 03.00'te Londra'ya vardık. Birkaç saat uyuduktan sonra, sabahın 07.00'sinde kalkıp yollara düştük. Zira Başbakanın görüşmesi, öğle yemeği iken sabah kahvaltısına dönüştürülmüş. Toplantı, ardından ortak basın toplantısı, sonra Başbakanın Türk basınına brifingi, hemen ardından öğle yemeğinde konuşma ve Çarşamba akşamüstü yine uçaklara binilip bu defa gece 01.00'e doğru Ankara'ya iniş.Londra'da nefes alacağım derken, perişan olup döndüm. Uçaktan inerken adeta buruşturulmuş kesekağıdına benziyordum.Başbakana baktım, onun bu tempoya alışmış gibi bir hali vardı.Allah kolaylık versin.Tabii bu arada durmadan "Başbakan'ın uçağı" diyoruz. Oysa uçak, Başbakanlığın malı. Yani bugün Tayyip Erdoğan biniyor, yarın bir başkası binebilir.Sonuçta, iyiki bu uçak alınmış.Eğer böyle bir kolaylık olmasa, günü birliğine Londra'ya gidilip, resmi görüşmeler yapıp geri dönülemezdi.Aklıma bir de Özal'ın ilk uçak aldığı dönem geldi. Zavallıyı yerden yere vurmuş, ülkenin parasını çarçur etmekle suçlamıştık. O da gülümsüyerek, ünlü "alışırsınız, alışırsınız" cümlesini tekrarlamıştı.Bugün bakıyorum, birçok bakanlığın uçağı var. Her kuvvet komutanının uçağı var.Cumhurbaşkanı' ın uçağı var.Türkiye değişmek istemese dahi, dinamikler ülkeyi ve anlayışları değiştiriyor.İyi ki de değiştiriyor. Aksi halde, hep birbirimizden korkmaktan bilinçli adım atamayız. Eğer Başbakan sizi bir dış gezisine davet ederse, aman reddetmeyin ! Başbakanlar birer haber makinasıdırlar.Söyledikleri ne olursa olsun, (ister tümüyle tekrar, ister hiç anlama gelmeyen sözler) daima haber olur.Bundan dolayı da, "nerede görülürlerse görülsünler, konuşulmaları gereken insan "kategorisindedirler. Durum böyle olunca da, Başbakanlar ile seyahat edildiğinde mutlaka bir görüşme yapılmak istenir. Bu sayede sayfalar dolacak, haberlere malzeme çıkacaktır. Ve herşey sorulur. Yani, gecekondulardan PKK'ya, AB ile müzakerelerden dolar- euro paritesine kadar aklınıza gelebilecek akıllı veya uçuk ne sorunuz varsa sorabilir ve mutlaka da bir yanıt alırsınız.Bu defaki Londra gezisinde ısrarla, off the record (isim verilerek yazılmayan, yorumlarda kaynak gösterilmeden kullanılan sözler) konuşalım, diye tutturdum. Belki bazı meslekdaşlarım sinirlendiler, ancak doğrusu çok daha yararlı sonuç verdi. Başbakan, YÖK ile ilgili anayasa değişikliği dahil olmak üzere, Kuzey Irak' taki bir Kürt Devleti kurulmasından PKK'ya bakışına kadar , demeç olarak söyleyemeyeceklerini bize anlattı.Doğrusu, on demeçten çok daha fazla yararlandık.Meslekdaşlarıma tavsiye ederim. Başbakanı emme basma tulumbası gibi kullanmasınlar. Off the record' lu sohbetler çok daha yararlı oluyor.Neler mi söyledi ?Bu köşeyi okuyanlar satır aralarında Başbakan' ın neler söylediğini anlayacaklar. BAŞBAKAN İLE SOHBET Mİ, DEMEÇ Mİ DAHA İYİ ? Londra'yı arka arkaya sarsan olaylar bu defa epey iz bırakmış.İngilizler, soğukkanlılıklarıyla tanınırlar. Bu defa da soğukkanlılıklarını kaybetmemişler, ancak insanlardaki tedirginlik hemen hissediliyor.Yıllardır giderim, bu defaki kadar kuşkulu bir hava görmedim.Sokaklardaki polis, toplu taşıtlardaki kuşkulu bakışlar ve silahlı sivil güvenlikçilerin mevcudiyeti, gerilimi ister istemez arttırıyor. Yine de kimseler bu işin önüne nasıl geçileceğini bilemiyor. Teröre karşı Uluslararası bir koordinasyona girmek ve toplu halde mücadele etmenin güçlükleri açıkça hissediliyor.İşte böyle bir ortamda, Türkiye Başbakanı'nın Londra' ya gidişi ve dinci terörü çok net şekilde eleştirmesi İngilizleri memnun etti.Ancak bütün bunlar sadece laf. Oysa laf değil, artık hareket gerekiyor. TERÖR İNGİLİZLERİ ÇOK SARSMIŞ, ANCAK... Eminim, AKP'nin Ordu'daki bir düğünde havaya 3 şarjör boşaltarak ünlenen (daha önce adından pek söz edilmezdi) milletvekili Emin Fatsa şimdi arkadaşlarına şikayet ediyordur:"Aman be kardeşim, bu işi amma da abarttılar. Tamam işte, özür de diledik. Hala vır vır söyleniyorlar. Havaya tabanca sıkmak bizim bir geleneğimizdir. Ne yani, bu adamlar istemiyor diye vaz mı geçeceğiz ?" Hatta daha da ileri gidip, basındaki yazıların kendine yönelik bir komplo olduğunu dahi söylüyor olabilir.Oysa benim gibi çok kimse, Fatsa ve arkadaşlarının yeterince cezalandırılmadığına inanıyoruz. Başbakanın ve parti arkadaşlarının tutumu da yeterince caydırıcı olmadı. Herkeste " canım ,işte bir çocukluk yaptılar. Bırakın artık peşlerini..." yaklaşımı var.Neden üstünde durulması gerekiyor ,biliyor musunuz ?Zira bu şekilde ateş etmek insan öldürüyor. Kazara hayatlarını kaybedenlerin sayıları sürekli artıyor. Kent magandalarıyla mücadele edilirken, Fatsa ve arkadaşlarının bu gösterileri, affedilecek cinsten değildir. Onların yerinde olsam, kamu oyunda prestij kazanmak istiyorlarsa, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmazlar ve cezalarına katlanırlar. Aksi halde, Türk kamu oyunda artık "kovboylar" diye niteleneceklerdir. EYÜP FATSA, NE DESE KENDİNİ AFFETTİREMEZ İngiliz Channel 5 TV kanalı bir belgesel için Adana'da çekim yaparken ortaya çıkan olaylar, tam bir komedi filmini andırıyor.İngilizler, 3 yaşındayken Adana'dan İngiltereye göçen 12 yaşındaki T.H. adlı gencin hayatını örnek olarak seçmişler ve "Eğer İngiltereye gelmeseydi, şimdi ne yapardı ?" sorusu etrafından dönen bir film için Adana'ya gelmişlerdi."Belki de mendil satmak zorunda kalabilirdi ..." varsayımından hareket edip, (temsilen) birkaç çocukla birlikte, T.H'nın mendil satmasını filme almaya başlamışlar.İşte kıyamet o zaman kopmuş.Etraftan geçenler "Vay, yabancılar mendil satan Türk çocuklarının filmini çekiyor." diye polise koşmuşlar. Polis duruma hemen müdahele etmiş ve olay büyümüş. İngilizler " izinsiz film çekmek" ve "Türkiye'de çocuk çalıştırmak yasak" gerekçesiyle karakola götürülmüşler.Oysa, herhangi bir TV 'nin film çekmesi için -özel izin gereken yerlerin dışında- izne gerek yoktur. Ayrıca, halkın tepkisi de, "çocukların mendil satması" değil. Bunu normal buluyorlar . İtirazları, mendil satan çocukların filminin yabancılar tarafından çekilmesi.Bunun adına yabancı kompleksi denmez de ne denir ?Gösteriş meraklısı bir toplumuz vesselam... ALEM MİLLETİZ VESSELAM... (Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. ) mabirand@e-kolay.net