Gül, bu yasayı geri göndermeli...

Cumhurbaşkanı Gül, toplumun vicdanına ters düşen “Şike Yasası”nı mutlaka geri göndermeli ve değişiklik istemeli. Kırgızistan'a giderken söyledikleri, hemen her kesimden alkış aldı. Nedeni de basit. Bu yasa kimsenin içine sinmiyor.
Aslında, adına "Şike Yasası " dedik, oysa son değişikliklerin büyük bölümü şike dışındaki konularda. Ancak yine de kamuoyunun kafasında “Şike” bölümü kaldı. Şamil Tayyar'ın ateşlediği ayaklanma da çok etkili oldu.
Başından beri anlayamadığım bir kaç önemli nokta var.
1 - Bu yasayı hazırlayanlar içine koydukları cezaların anormalliğinin hiç farkına varmadılar mı?
2- Dönemin spor bakanlığı seyirci mi kaldı ?
3- Daha da önemlisi, Spor kulüpleri yasaya itirazlarını neden zamanında yapmadılar da şimdi herkesi ayaklandırıp değişiklik peşinde koşuyorlar?
Bunun kadar ciddiyetsizlik görülmemiştir.
Gerçekten de yasanın öylesine maddeleri var ki kulüp başkanları ve yönetim kurulları çok zor duruma düşebilecekler. Bu nedenle de mutlaka değişmesi gerekiyor.
Ancak, neden şimdi? Neden daha önce düşünmediniz?
Eğer sizler bu kadar ciddiyetsiz iseniz, o zaman cezasını da çekmeniz gerekmez mi?
Kamuoyundaki genel izlenim, spor mafyasının, milletvekillerini burunlarından tutup "Hadi bakalım baştan yapın. Çıkan yasayı beğenmedik..." dedikleri şeklinde...
Bülent Arınç'ın, yasa ile ilgili rahatsızlığını ortaya koymasının hemen ardından Cumhurbaşkanı’na destek vermesi ve yasa ile ilgili itirazlarına dikkat etmekte yarar var. Ak Parti sözcüsü Hüseyin Çelik de yasaya desteğini geri çekti.
Bunca tepkiden sonra Gül ' ün yasayı olduğu gibi onaylamasını beklememek gerekir. Yasa büyük olasılıkla Çankaya’dan geri dönecektir.


Suriye yaptırımları inşallah işe yarar...
Türkiye'nin elinde büyük bir yaptırım gücü zaten yoktu. Nitekim, Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun açıkladığı 9 maddelik yaptırım dizisi, Esad'ın düşmesine yol açmaz. Sıkıntıyı arttırır. Ancak, önemli bir mesaj verilmiş olacak. Bu yaptırımlar İran ve Rusya tarafından kolaylıkla karşılanabilir.
İşte bu açıdan bakıldığında, Ankara'nın attığı son adımlar daha çok sembolik niteliktedir. Suyun kesilmesi ve elektrik verilmesinin durdurulması gibi asıl acıtıcı önlemler, halkı perişan edeceğinden dolayı kullanılamaz. Bu yaptırımlar, nükleer bombanın caydırıcılığına benzer. Kullanırsınız, ancak herşeyi mahveder ve siz de zarar görür ve altından kalkamazsınız.
Tek umudum, uluslararası yaptırımların işe yaraması ve Esad rejimine karşı askeri müdahale aşamasına gelinmeden bu dosyanın kapatılabilmesi. Bir askeri müdahale sadece Esad'ı değil, bizi de çok yaralar. Türkiye'nin batı ile ilişkilerini güçlendirir, ancak Arap kamuoyunda son derece kötü bir tad bırakır.


Siyasi polemik sayesinde Dersim dosyası açıldı...
Dersim tartışmaları ilk başlarda bir Erdoğan-Kılıçdaroğlu polemiği olarak algılandı. Ak Parti liderinin, CHP 'yi köşeye sıkıştırmak, hatta parti içinde çatlak yaratmak için harekete geçtiği yazıldı. Karşılıklı suçlamalar ve özür dileme polemiği genişledikçe, kamuoyunun dikkati bu defa Dersim olayına döndü.
Bundan kısa bir süre öncesine kadar, Dersim bilinir ancak ayrıntıları pek de gündeme gelmezdi. Ne zaman ki Başbakan, olayın özür dilenmesini gerektirecek kadar vahim olduğunu söyledi, “Pandora' nın kutusu” açıldı.
Dersim konusunda nice kitap, makale, hatta belgesel film yapıldı. Buna rağmen, gereken ilgiyi görmedi. Garip bir çekingenlik vardı. Dersim'i konuşmak, adeta PKK'yı desteklemekle eş değerde görüldü. İşte son tartışmalar bu havayı dağıttı.
Dersim'de nelerin yaşandığı ilk defa merak edilmeye, tanıkları konuşturulmaya başlandı. İstenildiği kadar reddedilsin, geçmişimizle yüzleşme sürecine girmiş olduk. Dikkat edecek olursanız, kamuoyu da bu gelişmeyi olgunlukla karşıladı.
Doğrusu buydu...Geç dahi kalınmıştı...
Bu kadarıyla kalınmamalı.
Geçmişimizle hesaplaşmak, doğruları ve yanlışları konuşmak, toplumlara rahatlık getirir. Bu ne ülkenin bütünlüğünü tehdit eder ne de moralini bozar.