Güney'e inandınız mı?

Perşembe geceki 32.GÜN beni bile hayret  ettirdi. Tuncay Güney uğradığı işkenceyi anlatırken öylesine ayrıntılar verdi ki, tüm Ergenekon süreci birden bire farklı  gözle görülmeye  başlandı. sitesine girerseniz hem bu söyleşiyi izleyebilir, hem de ankete katılabilirsiniz. “Güney inandırıcı mıydı?” veya “Güney masum mu?” gibi soruları yanıtlayabilirsiniz.


Sedat, Malkovich'in falında ne buldu?
Ünlü Amerikalı aktör John Malkovich Istanbul Film festivalinde “Utanç” adlı filmi ile “Altın Lale” için yarışıyor. Malkovich'e birde “Sinema Onur Ödülü” verilecek. Festivalin efsane Başkanı  Şakir Eczacıbaşı Perşembe akşamı çok kısıtlı (Meltem Cumbul, Atilla  Dorsay, Güneri Civaoğlu) bir yemek verdi. Gecenin süprizi, Sedat Ergin’in  kahve falıydı. Malkoviç herkesi bıraktı Sedat’ın yanına oturdu. Benim tek duyabildiğim  Ergin’in “Hayatınız bu telve gibi yerinde durmuyor”  demesi, Malkovich' de “Doğru, doğru” diye kafa sallamasıydı.


Kouchner, bu fırsatı iyi değerlendirdi!
Fransız Dışişleri Bakanı Kouchner¸ kendine özgü kişiliği olan biriydi. Devlet Başkanı Sarkozy’nin, Türkiye’ye tam üyelik verilmemesi politikasına, kabine içinde karşı çıkan tek bakandı. Bu, hiç kolay birşey değildir. Zira Sarkozy’nin otoriter karakteri, görüş ayrılığı olanlara ters bakışına rağmen, Kouchner inatla Türkiye’yi destekledi. Son zamanlarda bu itirazını çok açıkça söylemez olmuştu,  ancak yine de dik durduğu izlenimi vardı.
AB’nin NATO Genel Sekreterliğine Rasmussen’i aday göstermesi, Türkiye’nin de Karikatür krizi ve Roj TV gerekçesiyle buna itiraz etmesi Kouchner’e tutum değiştirtmiş”(!)
Radyo söyleşisinde “Türkiye’nin NATO  tutumu beni şok etti. Ankara, laik demokratik sisteminden uzaklaşıyor” demesi ve artık Türkiye’nin tam üyeliğini desteklemediğini söylemesi şaşkınlık yarattı.
Bence bunda şaşılacak birşey yok. Kouchner eline geçen bir fırsatı kullandı ve Sarkozy ile arasındaki “Türkiye görüş ayrılığından”  kendini kurtarmış oldu.
Aslına bakılacak olursa, bu yaklaşımı Kouchner’e yakışmadı.  Belki, iç politika açısından akkıllıca bir viraj almış olabilir. Ancak, verdiği  gerekçe ile Türkiye’nin tam üyeliği birbirini tamamlamıyor. Ben Kouchner’den  aksini “...Türkiye’de islamileşme yaygınlaşıyor. Bundan dolayı biran önce aramıza almamız gerekiyor” demesini beklerdim.
Fransız dışişleri bakanı, Türkiye’yi ucuza sattı...


Amerikalılar iletişim dersi verdi
Önce Dışşişleri Bakanı Hillary Clinton geldi, ardından da Başkan Obama, birbirinden önemli siyasi mesajlar verildi. Washington’un Ankara’ya bakışı değişti. Ilımlı İslam gitti,  yerine “model ortaklık” geldi. Kıbrıs, Soykırım, Ruhban Okulu  ve demokrasi konusunda çok önemli mesajlar verildi.
Benim en çok dikkatimi çeken ve etkileyen ise, Clinton ve Obama ikilisinin hem bize, hem de dünya’ya verdikleri “İletişim Dersi” idi.
8 yıllık Bush yönetiminde kaybetme noktasına gelinilen Türkiye’yi yeniden  kazanmak  hedefi olan bu gezide, atılan her adım bir İletişim harikasıydı denilebilir.
Clinton’un NTV’deki “Haydi Gel Bizimle Ol”  programına katılması, orada seyircilerin  sorularını yanıtlaması, Başkan Obama’nın gelişini Ankara’da açıklaması son derece etkili  bir zemin hazırlanmasıydı.
Ardından, Obama’nın öğrencilerle yaptığı toplantı, Ayasofya ve Sultanahmet Camiini dolaşması, TBMM’deki konuşması birer iletişim dersiydi.
Mütevazi bir tutum.
Güleryüz. Net ve somut bir mesaj.
Yumuşak bir yaklaşım.
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin İletişim politikasını yönlendirenler, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın iletişimini yapanlar inşallah TV görüntülerini alıp defalarca izlerler.


Şırnak üniversite kütüphanesinde kitap yok!
Övünmeye gelince, kimseye laf bırakmıyoruz.
Neredeyse, her il’de bir üniversite kurulacağını ilan etmek üzereyiz.
İyi hoşta, iş üniversite binası yapmakla bitmiyor ki…O üniversiteye kaliteli öğretim üyesi ve donanım sağlamak da gerekiyor.
Ben, eşim Cemre ile birlikte, Anadolu’da ihtiyacı olan okullara kitap yollarım. Okuyucularımdan biri dikkatimi çekti. Şırnak Üniversitesinde bulunan kütüphanede kitap yok !
İnanılacak gibi değil, ancak doğru.
İktisadi ve İdari Bilimler, Sosyal Bilimler dalındaki öğrencilere kitap gerekiyor. Paraları yok alamıyorlar. Oysa biliyorum, çoğumuzun evine kitaplar geliyor. Daha da ötesi, birçoğumuz birilerine yardım etmek istiyoruz, ancak kime nasıl yardım edeceğimizi bilemiyoruz.
İlgilenenlere sesleniyorum…
Şırnak Üniversitesinin sitesine (www.sirnak.edu.tr) girebilir veya telefon edip (0486.2168241) bilgi sorabilirsiniz. Hangi kitaplara ihtiyaçları olduğunu bizzat öğrenebilirsiniz. Hatta gurup kurup birkaç arkadaşınızla birlikte hareket edebilirsiniz.
Eğer hiçbirini başaramazsınız, bana yazın , ben sizi yönlendirmeye çalışırım.
Yeter ki, birşeyler yapalım…
NOT: Üniversite rektörü Ali Akmaz’ı aradım. Bu konuda yardım etmek istediğimi anlatmayı denedim, ancak lütfedip geri dönmedi. Önemli değil. Rektör ilgilenmese dahi, biz Üniversite ile ilgileniriz.


Obama'ya asıl tepki, Kürtlerden gelmeli...
Obama’nın giderayak Kürtlerden “azınlık” diye söz etmesi epey gürültü kopardı.
Nasıl olurdu da, yeni bir azınlık yaratacak adım atılabilirdi. Lozan’ın delinmesi anlamına gelen bu yaklaşım, Türkiye’ye bir dayatma mıydı?
Baktım da, tepki gösterenlerin  önemli bölümü, muhalefet partilerinden kaynaklanıyor.
Şaşırdım.
Asıl tepki göstermesi gerekenler Kürtler iken, acaba neden bizler gürültü çıkarıyoruz?
Bundan önce de Kürtlere azınlık  denmiş ve asıl tepki yine Kürtlerden gelmişti.
“Biz Türkiye Cumhuriyetinin kurucu vatandaşlarıyız. Her konuda eşit hakkımız var. Neden azınlık olalam?” demişlerdi.
Doğrusu bu ya, haklılar.
Azınlık haklarıyla yetinmek yerine, eşit haklara sahip olmak daha doğru değil mi?
İşte bu açıdan muhalefetin Obama tepkisini pek anlayamadım.


Kitap köşesi

Sarıkamış'ı unutturmayanlar
Sarıkamış şehitlerimizi hala hayatta tutanlar var. Onların en başta gelen ismi de Prof. Bingür Sönmez. Bıkmadan tükenmeden çalışıyor. Ön ayak olduğu son yayın, Tayfur Sanlıman’ın birbirinden güzel tablolarından oluşan albüm. Bayıldım, bayıldım. Bilgi almak için, www.sarıkamisdayanismagrubu.com’a girin ve mutlaka, mutlaka bakın.
* * *
Sarıkamış şehitlerini hatırlatan diğer eser de, Doğan Kitap’tan çıkan Emekli Tümgn. Cihangir Akşit’in son derece güzel bir çalışması: SARI SESSİZLİK. 1914-1915’in o unutulmaz kışında Doğu Cephesinde yaşananları okuyunca, insanın tüyleri diken diken oluyor. Bir iki sayfa bakar işime dönerim diye düşündüm, bir iki sayfa derken birde baktım 50. sayfadayım.  Akşam eve geldim, devam ettim. Sabaha karşı bitirdim...
Evet Sarıkamış’da askerlerimiz donarak öldü, büyük bir yenilgiydi, ancak bunu sanki orada yaşamış, görmüş gibi yazan kimse çıkmadı. Emekli Tümgeneral Akşit Sarıkamış da görev yapmış,  havasını koklamış, bu yerlere bir vefa borcu hissedip 2008 yılında emekli  olup davetten davete  koşacağına  “Sarı Sessizlik” romanını yazmış... Ellerinize sağlık Paşam! Lütfen kaçırmayın. 

DİĞER YENİ YAZILAR