Hala kendime gelebilmiş değilim...

VİYANA
Yine eski hastalığımız depreşti.
Uluslararası basın bizi övdü, yabancı uzmanlar ne kadar başarılı olduğumuzu yazdılar ya, herşeyi unutmaya hazırız.
Gururumuz okşandı diye, yabancılardan üç alkış aldık diye, elimizden kaçan fırsatı unuttuk gitti bile... Biraz sırtımızı sıvazladılar ya, kupayı gidip elimizle adamlara vermemizi  sorgulayan yok.
Sevgili dostlar;
Doğrudur, iyi  oynadık, harikaydık vs... ancak bir de unutmayalım ki, asıl amaç kupayı  almaktır. Yoksa, alkışlar arasında mağlup olup, kös kös eve dönmek değil.
Zaten bizim kadar, yenilgileri  bir zafermiş gibi takdim eden başka bir toplum bilmiyorum.
İsviçre, Çek ve Hırvat gazetelerini inceledim. Hiçbirinde “yenildi, ancak dünya bize hayran” veya “canımız feda böyle mağlubiyete” gibilerinden manşet yok.
Kaybeden, bitiyor.
Yanlış anlamayın, Milli Takımın performansını kötülemek istemiyorum. Ancak artık bu kadar övgü de biraz fazla galiba. Yine ölçüyü kaçırdık gibime geliyor.
Ben doğrusu hala  kendime gelebilmiş değilim.
Sizler bu yazıyı okurken, ben bu defa Viyana’da olacağım. Coca Cola’nın  davetlisi olarak finali izleyeceğim. Türkiye’yi görmek isterken, şimdi başkalarını seyredeceğim.
Dünya basınında maçla ilgili yorumları okurken, neler kaçırdığımızı daha iyi anladım. Bundan dolayı, hala gözüm uyku tutmuyor.
İsteyen göklere çıksın, ben millilerimize üzülüyorum. Bir kupayı kaldırabilecekken, pisi pisine kaybettik...


Mesut Yılmaz'a haksızlık etmeyin
Mesut Yılmaz’ın, Avrupa Parlamentosunun geçenlerde Strasbourg’daki “Türkiye’de neler oluyor?” konferansındaki konuşması , kıyametlerin kopmasına yol açtı. Aslında Yılmaz, ileri sürüldüğü gibi Askeri rejimi savunmadı. Askerin müdahale etmesinin normal bir süreç olduğunu da söylemedi.
Ben de oradaydım ve kulaklarımla duydum. Tartışmalara da katıldım.
Yılmaz, bir saptamada bulundu. Askerin hangi koşullarda kışlasına dönmesinin güçlüğünü izah etti. “Aman ne de güzel olur ” demedi.
Bazen söylenen sözler, yanlış vurgulama veya yanlış bir Türkçe kullanılınca , çok değişik anlamlara çekilir. İşte bunlardan birine daha tanık olduk.
Mesut Yılmaz kendi döneminde Asker konusunda diğer Başbakanlara oranla çok daha farklı düşünürdü. Şimdi de yine farklı düşünüyor. Ancak, sözü geçen konferansta anlatmak istediği bir değerlendirme değil, bir saptamaydı.
Doğrusunu söylemek gerekir.
Yaptığı saptama da yanlış değildi.
Özetle, haksız şekilde hırpalandı.

FB yönetimi, Zico'ya zarif davranmadı...
Omuzlarda taşındı. Hakkında övgüler düzüldü. Sonra birden bire gözden düştü. Zico‘dan söz ediyorum. Geçenlerde İstanbul’a geldi ve eşyalarını topladı. Çok az konuşan bir spor adamı olmasına rağmen, Vatan Gazetesine verdiği uzun röportajı okuyunca, açıkçası üzüldüm. FB yönetimi çok kaba davranmış. Yüzüne dahi bakmamışlar.
Bir de bize misafirperver derler. Nerede kaldı misafirperverlik. İşimiz bitince silkeleyip atıvermişiz.
Daha da ilginci,  Zico’nun deyişine göre, ayrılmasının nedeni de, kardeşiyle Aziz Yıldırım’ın tartışmalarıymış. Anlaşılan FB Başkanı bu olayı hiç affetmemiş.
Fenerbahçe’de çok etkili bir Başkanlık yönetimi olduğunu biliyorduk da, böylesine bir yaklaşımı benimseyebileceğini düşünemezdik.
 

Önce okutan, sonra ödeten üniversite
Hüsnü Özyeğin farklı bir iş adamıydı.
Şimdi de farklı bir eğitim gönüllüsü oldu.
İş hayatında milyarlarca dolar kazandı, ancak ne onun ne de ailesinin yaşamı değişti.  Nice zengin sosyete hanımları davetten davete koşup, sadece dedikoduyla beslenirken, Ayşe Özyeğin hayatını AÇEV’e verdi. Okul öncesi eğitimi bu ülkeye getirdi. Hüsnü Özyeğin, hem AÇEV’i, hem de Anadoluda yüzlerce okul yaptı. 35 bin gencin rahat bir eğitim görmesine katkıda bulundu.
Aynı heyecanı, oğlu Murat ve kızları Ayşecan da paylaştı.
Şimdi bu “altın aile” servetlerinin büyükçe bir dilimini Üniversiteye bağlıyorlar. Üniversite öyle bir yatırım ki, size para kazandıramayacağı gibi, büyüdüğünde Banka gibi satılmaz. Sürekli beslemek, sulamak ve büyütmeniz gerekir.
Bu yıl başlayacak olan ÖZYEĞİN ÜNİVERSİTESİ, gerçekten çok farklı olacak. Her şeyden önce farklı bir Rektörleri var. Prof.Dr. Erhan Erkut’u yeni tanıdım. Kesinlikle üçüncü kuşak bir Üniversitenin Rektörü. Bambaşka bir performansı var. Üniversitenin hedefi, ülkenin hizmet sektörüne insan yetiştirmek. Hem de hemen hemen tümüne burs verecek bir sistemle… Türkiye’de böyle bir model henüz yok.
Özyeğinler, üniversiteye yatıracakları parayı sadece bankaya koysalar bile 3-4 misli arttırabilecekken,  genç insanlara hayat vermeyi tercih ettiler.
Büyük şehirlerimizde veya Anadolu’da bulunan nice zenginlerimize seslenmek istiyorum:
Beyler, hadi sizde bu ülkeye katkıda bulunun.


Eren Talu bunu başaracaktır...
Galatasaraylılar 29 Ekim 2009 tarihini iple çekiyorlar. Zira o gün, Arslantepe’deki 52 bin kişilik statlarına kavuşacaklar.  Tuvaletleri sidik kokan, o felaket Ali Sami Yen’den  kurtulacaklar.  Modern ve keyifle maç izleyecekleri bir stada, Kulüp’te önemli bir gelir kaynağına kavuşacak.
İhaleyi  Eren Talu Mimarlık ve ALKE  ortaklığı kazanmıştı. Ancak şu sıralarda sıkıntılar yaşanıyor.  Gecikmelerden söz ediliyor.  Finansman sorunu  olduğu belirtiliyor. Hem TOKİ, hem GS kulübü, hem de taraftar rahatsız.  TOKİ, ihbarname çektiğini ve durum düzelmezse temmuz sonu ihalenin iptal edilebileceğini açıkladı.
Bu ihaleyi  Eren Talu aldığında çok sevinmiştim.
Pırıl pırıl  bir Galatasaray’lı, efendi kibar bir insan, GS için önemli bir projeye imza atıp, adını ölümsüzleştirecekti.
Geçenlerde karşılaştık. Yanıma geldi ve ben sormadan   “Göreceksiniz zamanında bitireceğim” dedi. İçim rahatladı.
Eren Talu ne yapıp edip bu işten alnının akıyla çıkmalıdır. Onu sevenler, başarısını alkışlamak istiyorlar.

TAV'ın karikatürlü faaliyet raporu
Şirketlerin faaliyet raporları, bilançoları veya Genel Kurul çalışmaları, sıkıcı ve sadece uzmanları ilgilendiren şeylerle doludur.. Oysa dünyanın parası harcanır. Nefis kapaklar hazırlanır, kuşe kağıda basılır. İlk defa böyle bir raporu ilgiyle izledim ve tümünü olmasa dahi, bir bölümünü okudum. TAV’ın 2007 Faaliyet Raporundan söz ediyorum.
Havaalanlarını çok severim. Kendilerine özgü bir yaşamları vardır. Kimimizin hüzün, kimimizin ise sevinç dolu anılarımız vardır. Havaalanları bambaşka bir dünyadır. TAV, yılda ortalama 35 milyona hizmet sunan alanların sahibi. Onlar işletiyor ve o insanların yaşamını paylaşıyor. Faaliyet raporunu da işte böyle bir anlayışla ve teması, Buket Uzuner’in İstanbullular romanından aktarılan Pop Art ile anlatılmış.
Hamdi Akın’a bu güzel buluşundan dolayı tebrikler.

Onur Öymen'in çıkış yolu...
Onur Öymen’i artık tanımayan yok. CHP’nin en sivri dilli sözcülerinden biri. Hemen hergün TV’lerde, gazetelerde onu dinleriz. Öymen şimdi de, görüşlerini “ Çıkış Yolu” (Remzi Kitabevi) adı altında kitaplaştırdı. Aslında yeni değil. Öymen’in şimdiye kadar yayınlanmış 4 başka kitabı var. Bu sonuncuda, dış baskıların bir dış politika aracı olarak nasıl kullanıldığını anlatıyor.
Uluslararası ilişkiler ve bu ilişkilerin ne anlama geldiğini, bizleri nasıl etkilediğini merak edenler için, Öymen farklı bir bakış açısı getiriyor.