Herşeyi, hatta Kürt açılımını dahi unuttuk...

Gündem bu defa herşeyi ve herkesi dağıttı.
Genelde, çok sık gündem değiştiririz ancak bu son dönemlerde, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleriyle (TSK) ilgili gelişmelerin oluşturduğu gündem kadar, herşeyi unutturanını görmedim.
TSK bu ülke’nin en dokunulmaz, en tabu kurumlarından biri olduğu için, ona yönelik iddialar daima kamuoyuna cazip gelir. Bu defa, iddiaların içeriği de bu cazibeyi arttırdı.
Balyoz oyunu acaba bir “hayali senaryo mudur, yoksa gerçek bir darbe planlaması mıdır?” soruları, kamuoyundaki komplo ve dedikodu merakını inanılmaz oranda arttırdı. Ağzımızdan köpükler saçarak intikam peşinde koşanlardan, geçmiş hesapların faturalarını nakte çevirmek isteyenlere, Demokrasi ve liberal düşünce adına hareket edenlerden, laik sistemin elden gitmesinden, şeriatın geleceğinden korkanlara kadar, toplumun hemen her kesimi ayakta ve tartışıyor.
Bu durum gayet tabii iktidarın işine yarıyor. Kendini mağdur duruma sokuyor ve bu arada, diğer tüm konuları gündemden uzaklaştırıyor. Kamuoyu herşeyi unutuyor. Ne işsizlik konuşulur oluyor, ne fakirlik de ekonominin gidişi tartışılıyor.

DEMOKRATİK AÇILIM UNUTULDU GİTTİ...
Gürültüye gidip kaybolan veya unutulanlar listesinin başında da, ne yazık ki Demokratik Açılım veya Kürt Açılım geliyor.
TARAF, gündemi değiştiren Balyoz yayınına başlayana kadar, varsa yoksa Kürt sorunu ve PKK terörünü konuşuyorduk.
Bu Açılım, büyük oranda PKK içi farklı taktiklere ve muhalefetin ağır baskısına kurban gitti.
Olay bitmedi, ancak belirli bir süre için durdu. İlerde yine hareketlenecek, tekrar start alacak.
Bu duraklamanın çok nedeni var.
- İktidarın, iyi hazırlık yapamaması, cesur davranamaması, toplumu önceden hazırlayamaması
- CHP’nin çok sert muhalefet yapması...
- Kürtlerin kendi aralarındaki kafa karışıklığı ve PKK’nın karar mekanizmalarının farklı görüşler nedeniyle gereken adımları atamaması...
Benim merakım, bu konuda TSK’nın tutumunun ne olduğu, itiraz edip etmedikleriyle ilgiliydi ve Ankara’daki araştırmalarımda, Genelkurmay’ın yaklaşımının muhalefet partilerinin aksine, daha “anlayışlı” olduğu ortaya çıktı.
Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında ve Genelkurmay Başkanının Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile yaptığı görüşmelerde, olayın tümüne itiraz etmediği, ancak bazı ayrıntılarda kuşkulu davrandığı belirtiliyor.
“Çözümü asıl isteyen kesim, askerlerdir. Bu işin tehlikelerini ve nereye gidildiğini en iyi onlar görüyorlar. Temelde de destekliyorlar” diyen, bu konuyu birebir bilen bir üst düzey yetkili, şu gerçeği vurgulamadan da edemedi:
“... İyi hazırlık ve halka iyi anlatılmadan Kürt Açılımı başarıya gitmez. Hükümet de bu gerçeği gayet iyi anladı artık...”
Umarız, iktidar doğru yöntemi biran önce bulur...


Mağduriyet edebiyatı gerçekten bıktırdı (!)
Muhalefetin, Ak Parti iktidarına karşı yönelttiği eleştirilerin bazılarına katılıyorum, bazılarına hiç katılmıyorum.
Katıldığım eleştirilerin başında, Ak Parti’nin mağdurları oynama merakı geliyor.
Deniz Baykal, iktidara “İktidarsın, yetki elinde. O zaman ne duruyorsun? Gerekeni yap, eğer gerekiyorsa komutanları görevden al, ancak sürekli mağduriyeti oynama” diyor.
Doğru söylüyor.
Ak Parti, çok akıllıca bir mağduriyet kartını kullanıyor. Kamuoyunun, mağdurlara acıma hissinden yararlanıyor.
Sürekli puan kazanıyor.
Bu arada hemen eklemekte yarar var. Ak Parti’nin (AKP) mağdur duruma düşmesi için, laik kesim de elinden geleni yapıyor. Belki de farkına varmadan AKP’ye prim kazandırıyor.
AKP yönetimi acaba hissetmeye başladı mı, bilemiyorum, ancak kamuoyunda artık yorgunluk başladı.
Deniz Baykal’ın bu konudaki sözleri çok yankı buluyor. Ak Parti’nin biran önce somut adımlar atması ve ne gerekiyorsa yapması bekleniyor.
Ne dersiniz, AKP harekete geçer mi?
Ben pek sanmıyorum.
Böylesine güzel bir ortam yakalamışken, Erdoğan halka şikayet etmeyi hiç değilse seçimlere kadar sürdürecektir. Ballı börekten vaz geçmeyecektir. Üstelik, böyle bir fırsatı bir başka parti yakalasa bırakır mıydı? Bunu da kendi kendimize soralım.
Yine de, bu mağdurluk oyunu açıkça bıktırdı.