Hesaplaşma günleri yaşanıyor

Çok garip bir süreçten geçiyoruz. Daha uzunca bir süre de, bu durumun devam edeceği anlaşılıyor. Kamuoyundaki genel izlenim, ülkemizde büyük bir hesaplaşmanın yaşandığı şeklinde.
Öylesine rastlantılarla karşı karşıya kalındı ki, komplo teorisyenlerine gün doğdu.
Düşünün, Salı sabahı Yargıtay Başsavcısı, Anayasa Mahkemesinde, AKP’nin neden kapatılması gerektiğini anlatıyordu. Bütün dikkatler bu duruşma üzerine yoğunlaşmıştı ki, işte aynı saatlerde bomba patladı.
Tam 13 aydan beri soruşturulan ve iddianamesi bir türlü hazırlanamayan Ergenekon davasında 6 ıncı gözaltı dalgası yaşandı. Tutuklananlar arasındaki isimlerin büyük bölümünü hepimiz tanıyoruz. Hepimizin bu kişiler hakkında bir fikri vardır. Bundan dolayı da, hayret edenlerin sayısı epey yüksek.
Yaşananlar hakkında, toplum ikiye ayrılmış durumda.
AKP’ lilerin görüşü:
AKP bir komplo ile karşı karşıya. Yargıtay Başsavcısı, genelde gazete kupürlerinden oluşan zayıf bir iddianame hazırladı. AKP’ye karşı kesimlerin (Ulusalcılar) amacı, AKP’yi kapatmak ve Başbakan Erdoğan’ı yasaklamaktır. Bu kesimler demokrat değillerdir. Tam aksine, demokrasi düşmanlarıdırlar. Komplo kurmaktadırlar. Aralarında emekli askerler, gazeteci, iş adamı, politikacı, hatta bilim adamı vardır.
Ergenekon soruşturması ise farklıdır. Savcıların kendi başlarına hazırladıkları ve düğmeye bastıkları bir incelemedir.
AKP karşıtlarının görüşü:
Ergenekon soruşturması kelimenin tam anlamıyla büyük bir komplodur. AKP’nin kapatılma  davasına karşılık başlatılmıştır. Gözdağı vermek için düğmeye basılmıştır. 13 aydan beri iddianamesi dahi hazırlanamamıştır. Oysa arka arkaya 6 tutuklama dalgası yaşanmıştır. Saygın isimler tutuklanmıştır. Kimi serbest bırakılmış, ancak bazıları, iddianame olmamasına rağmen hala içerde tutulmaktadır. Bu isimlerin hemen hemen hiçbiri, terör örgütüne üye olacak, silahlı eylemlere katılacak veya darbe yaptıracak insanlar değillerdir. Yaptıkları, yasal muhalefetten başka bir şey değildir. Yapılan sorgulamaların büyük bölümü, gazete kupürleri veya açıkça yapılmış konuşmalara dayandırılmıştır.
Türkiye işte böylesine ikiye bölünmüş durumda.
Genel izlenimler bunlar. Kimse de diğerini dinlemiyor.
Polisin uyguladığı soruşturma yöntemi de kuşkuyla karşılanıyor.
Bu gelişmeler ne yazık ki, Türkiye’nin giderek muz cumhuriyetine benzemesine yol açıyor.


Peki bundan sonrası nasıl gelişebilir?
Şimdi herkes aynı soruyu soruyor.
Nereye gidiyoruz?
Bundan sonra neler yaşanacak ?
Kimselerin doğru dürüst bir tahmini yok.
Ancak, tutuklamalar arasında bulunan emekli Orgenerallerin sayılarının artışı, acaba bir şeylerin işareti mi sayılmalı? Acaba “Bu iş TSK’ya kadar uzanacaktır” demek mi isteniyor?
Sanki “Siz AKP’yi kapatın, bizim de ne yapacağımızı görün” deniyormuş gibi bir hava esiyor.
Ben korkmaya başladım. Zira gelişmeler tırmanıyor ve kontrolden çıkmış gibi bir görüntü veriyor.
Bu tip filmleri eskiden de gördük.
İktidar bir şeyler başlatır, bir süre sonra olay öyle gelişir ki, nereye gittiği bilinemez. İş içinden çıkılmaz noktalara gelir…
Aynı şekilde, muhalefet ayaklanır ve öylesine bir fırtına estirir ki, olayın kontrolü kaçıverir. Nerde duracağını bilinmez.
Bugünlerde işte böyle bir ortamdayız.
Yarın birileri çıkıp düdük çalmaya ve oyunu tatil etmeye dahi kalkabilir.
İşte o zaman, hep beraber pirincin taşını ayıklayıveririz.
İnce bir ipin üstünde gidiyoruz.
Kimseler yerinden kıpırdamıyor. Her birimiz, film seyreder gibi seyretmekle yetiniyoruz. Emin olun, bir süre sonra duvara çarptığımız zaman, iş işten geçmiş olacak…