Hiç ağlayan Başbakan görmemiştim...

Çok özlemişiz değil mi?

Uygarca yaklaşımları, hislerini saklamamayı çok özlemişiz.

Bu hafta sonu yayınlanan iki resim kamuoyunu çok etkiledi.

Bunlardan biri Başbakan’ın annesi için döktüğü gözyaşı idi.

Sizleri bilemem ancak ben şimdiye kadar kamu oyunun önünde ağlayan hiçbir liderimizi görmedim. Göz yaşı dökmek, ağlamak neredeyse ayıp görülürdü. Neredeyse bir nevi zayıflık gibi algılanırdı. Kamuoyu önünde hislerini göstermemeye azami çaba gösterirlerdi.

Acıları ne kadar derin olursa olsun, liderlerimizin gözleri dahi dolmazdı.

Dimdik ve buz gibi dururlardı.

“Erkek adam ağlamaz” sloganına uygun bir tutum sergilerler ve bizler de “Bravo yahu, adamın kılı dahi kıpırdamadı” diye onların bu tavırlarını överdik. Yapmacıklığı görmezden gelirdik.

Birçok yazar değindi; Erdoğan bu tabuyu yıktı.

Annesi için göz yaşı döktü.

Sahiciydi ve doğrusunu yaptı. Acı duyunca ağlamanın acizlik olmadığını, hele zayıflık anlamına hiç mi hiç gelmediğini, aksine hisler ne kadar paylaşırsa toplumla o kadar iç içe girilebileceğini gösterdi.

Acısını halkla paylaşarak, insanların kalbini kazandı.


KILIÇDAROĞLU’ NUN UYGAR VE İNSANCIL YAKLAŞIMI…

Kamuoyunun kalbini kazanan ikinci resim de CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Başbakan’a başsağlığı ziyaretine gidişiydi.

Resimleri de mutlaka görmüşsünüzdür.

Kılıçdaroğlu bu tutumuyla ne kadar uygar bir kişi olduğunu gösterdi. Siyasi mücadele veya kavgayı bir yana bırakabilen, kin gütmeyen, sürekli eleştirdiği rakibini en acılı anında ziyaret etmesini bilen bir lider olduğunu tekrar kanıtladı.

Erdoğan da bu ziyaretten ne kadar memnun olduğunu gösterdi.

Yüzündeki gülücüklerden, kapıda karşılayıp çıkarken elinde şemsiyesiyle arabasına götürmesine kadar tutumunu ortaya koydu.

İki liderin bu yaklaşımı kamuoyunu çok etkiledi.

Siyasi mücadelenin bir sınırı olduğunu ve uygar ilişkilerin herşeyin önüne geçtiğini gördük.

Keşke Bahçeli de aynı nezaketi gösterebilmiş olsaydı. Gitmemekte mutlaka önemli bir gerekçesi vardı. Ancak kamuoyuna yansımadığı için bilemiyoruz.

Toplumumuz sertleşmeden çok bıktı.

Uygar ilişkileri çok özlemişiz.

Kılıçdaroğlu’na da verdiği dersten dolayı teşekkür etmeliyiz.

Bize de siyaset ile ilgili nihayet olumlu bir yazı yazma fırsatı verdi.


OXFORD’ DA ELLER ÜSTÜNDE TAŞINDIK ANCAK...

Haftasonunu İngiltere’nin ünlü Ditchley Park şatosunda geçirdim. Oxford’un 15 kilometre uzağında, ormanlar arasında, her yanı tarih kokan bir mini saray.

Türkiye ile Britanya arasındaki ilişkileri derinleştirecek, hemen her konuda diyalogun yaygınlaşmaşmasına yardım edecek bir mekanizma oluşturuldu. Sürekli toplanacak bir mekanizmanın ilk adımı atılmış oldu.

Siyasiler, akademisyenler, eski büyükelçiler, gazeteciler ve iş adamları davet edilmişti.

Her iki ülkenin Dışişleri Bakanları -özellikle Ahmet Davutoğlu -- bu çalışmaya çok önem verdiklerini başından beri gösterdiler . Bizzat mektup yazıp katılımcıları davet ettiler.

Çok da güzel bir isim konmuş : Tatlı Dil Konferansı.

İki eş başkandan biri eski İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw, diğeri de Yaşar Yakış idi.

Doğrusunu söyliyeyim, Britanya tarafı bu toplantıyı çok ciddiye almıştı. Katılımı üst düzeyde tutmuştu. AB Komisyonu Dış İlişkiler Sorumlusu Ashton’den, AB İşlerinden Sorumlu Bakan Lidington’a kadar davet edilenlerin hemen tümü gelmişti.

Türk tarafı ise son dakika iptalleriyle bu konularda ne kadar ciddiyetten uzak olduğunu gösterdi. Nice iş adamımız, politikacımız gelmedi. Akademisyenler tam kadro gelmişlerdi ve çok önemli katkılarda bulundular.

Herşeyden konuştuk...

Türkiye’nin Orta Doğu baharındaki tutumundan İsrail ile ilişkilerine, Suriye’deki durumdan İran’ın nükleer silahlanmasına, Türkiye’nin vize sorunundan Avrupa Birliği ile ilişkilerine kadar...

Türkiye eller üstünde taşındı diyebilirim.

Uluslararası ilişkiler ve ekonomik gidiş tartışılırken Ankara’ nın konumu çok farklı şekilde ortaya çıktı. Britanya tarafının çok şey öğrendiğini söyliyebilirim. Gelecek toplantı
Türkiye’ de yapılacak. Bakalım Türk davetliler bu defa işi ciddiye alacaklar mı ?

Tavsiye ederim işi ciddiye alsınlar ve katılsınlar. Dünyada neler konuşulduğunu ve Türkiye’nin dışarıdan nasıl göründüğünü daha iyi anlasınlar.