İran, tek kurşun atmadan Irak'ı yönetiyor

Günlük olayların içinde özellikle Ergenekon davasının içinde kaybolunca, resmin bütününü göremiyoruz. Örneğin, Irak’taki gelişmeleri, bir süredir sizlerle paylaşamadım. Geçen hafta Ankara’dan Irak dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari geçti ve ilginç kararlar alındı. Konuyu en yakından izleyen uzmanlarla da konuştum. Durum biraz daha netleşti.
Irak eskiye oranla biraz daha yatışıyor. Eskisi gibi insanlık dışı bir hesaplaşma yok. Amerikan kuvvetleri duruma hakim oluyorlar, ancak yakında yavaş yavaş çekilme süreci başlayacağından dolayı, şimdi tüm bakışlar Irak güvenlik güçlerine dönüyor.
Polis hala bölünmüş durumda. Suni ve Şii’ler arasında paylaşılmış ve her gurup kendine çalışıyor. Dolayısıyla halkın polise pek güveni yok. Şii’ler kendi Sunni’ler kendi polisini kullanıyor.
Ordu yavaş yavaş diriliyor.
Polise karşılık, Irak silahlı kuvvetleri daha disiplinli. Diğerleri gibi bölünme yok. Sunni ve Şii sempati hala var, ancak polis kadrolarındaki gibi, taraf tutulmuyor. Orduda iç güvenlikte kullanılıyor ve giderek etkileşiyor.
Benim en çok ilgimi çeken nokta, Irak’ın günlük yönetiminde kimin daha etkili olduğu. Amerika’nın 120 Bin kişilik ordusunun yarattığı ağırlıktan söz etmiyorum. Onlar, büyük ateş gücüyle, tabii ki ülkeye damgalarını vuruyorlar.
Benim asıl değinmek istediğim güç, İran…
İranlılar, tek bir asker sokmadan, tek bir kurşun atmadan Irak’ın günlük yaşamında son derece etkili bir rol oynuyorlar.
Tahran’ın, Şii’ler üzerindeki ağırlığı her geçen gün biraz daha artıyor.
İranlılar hem dini bağlantılarını, hem de organik ilişkilerini geliştiriyorlar. Bir bölümü Kum’dan diğer bölümü Tahran’dan kaynaklanan mesajlar, Bağdat’ta hedefini buluyor.
Amerikan istihbaratının son raporları çok çarpıcı. İran içişleri bakanlığının, Irak’ta oluşturduğu silahlı yeni gurupların isimlerini ve faaliyetlerini özetleyen bu raporlar Tahran’ın Irak’taki ağırlığının önlenemez şekilde geliştiğine işaret ediyor.
Yapılan tahminlere göre, İran, önümüzdeki 5-6 yıl içinde son derece ciddi bir çalışmayla, ülkenin Şii kesimine tümüyle hakim olacak ve Amerikan istilasının izlerini dahi silebilecek.
Washington bu durumun farkında. Ancak buna karşılık nasıl bir strateji uygulayacağı henüz meçhul. Daha doğrusu, Obama’nın göreve başlaması ve bu sorunu ele alması bekleniyor.


İran Kürtlere de ters bakıyor...
İran’ın Irak’ta borusunun ötmediği tek yer, Kuzey Irak’taki Kürdistan bölgesi. Sadece sözünün geçmemesi değil, aynı zamanda Barzani-Talabani ikilisini kuşkuyla izliyor. Hatta Barzani’nin PKK’ya destek verdiğini, dolayısıyla PEJAK’ı da desteklediğini açıkça seslendiriyor. İran gazetelerinde son dönemde çıkan bazı haberler, Tahran’ın K.Irak’taki yönetime hiç sempati duymadığının izleriyle dolu.
Amerika’nın, Irak’tan çekilme sürecinin başlaması Kürt yönetiminin eski rahatlığını da bitirecektir. Washington, Barzani ve Talabani’yi kimselere yedirmez, gereken desteği mutlaka sağlar, ancak günlük yaşamda Kürtlerin şu son 4-5 yıldır edindiği güç ve etkinliğin sona ereceği de bir gerçek.
Orta ve uzun vadeli bir tahmin yapacak olursak, İran’ın Irak üzerindeki hakimiyetinin daha da artacağını, Kürt yönetiminin de önemli bir ölçüde hareket yeteneğini kaybedeceği ve bir “İran Sorunu” ile karşı karşıya kalacağını söyleyebiliriz.
Aslında, hem Irak’ı, hem de Kuzey Irak yönetimini belirsizliklerle dolu bir gelecek bekliyor. Amerika’nın çekilmesinden sonra, Irak’ın hala bütün olarak kalıp kalmayacağı belli değil. Hatta bazı istihbarat değerlendirmelerine göre, Sunni-Şii kavgasının büyümesi, İran’ın desteğiyle Şii’lerin egemenliklerinin genişlemesi ve Kuzey Irak’ın tek başına kalması söz konusu. Böyle bir olasılıkta, Barzani-Talabani ikilisinin karşısına son derece önemli bir İran baskısı çıkacağına dikkat çekiliyor.
Şu sıralarda, Kuzey Irak yönetimi çevrelerinde en çok sorulan ve tartışılmaya başlanan konu “Türkiye uzun vadede Kuzey Irak açısından en güvenilir komşu mudur? Yoksa Türkiye’ye de güvenilmemeli midir?” şeklinde özetlenebilir. Bu soruyu hepimiz tartışmalıyız.


Bağdat da Ankara-Erbil yakınlaşmasından rahatsız...
Dış politikanın koşullara göre nasıl değiştiğinin en son örneklerinden biri, Ankara ile K.Irak yönetiminin kendine başkent gibi gösterdiği, Erbil arasındaki ilişkidir.
Birkaç yıl öncesine kadar, Ankara’nın Erbil ile ilişkileri gergindi. Barzani ile temas kurmanın, K.Irak’ı tanımak anlamına geleceği ileri sürülür ve ısrarla bu ilişkiler Bağdat üzerinden yürütülürdü. Bu şekilde Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterildiği söylenir, Türkiye’nin K.Irak’ın olası bir bağımsızlığına ters bakacağının mesajı verilirdi. Bu yaklaşımı özelikle Genelkurmay ister, AKP iktidarı da, TSK ile arasını bozmamak için bu yaklaşıma uyum gösterirdi.
Bir süre sonra, bu politikanın yürümediği anlaşıldı. Erbil yönetimi Bağdat’tan ne direktif alıyor, ne de verilen mesajlara kulak asıyordu.
Sonunda dışişleri TSK’yı ikna etti. ABD ile 2007 Kasım’ında varılan istihbarat işbirliği anlaşması ve Washington’un da Barzani ile kanalların açılmasını istemesi işleri kolaylaştırdı. Davutoğlu’nun öncülüğünü yaptığı “Barzani yakınlaşması” yeni bir süreç başlattı.
Hem Ankara, hem de Erbil, eski kavgacı tutumlarını değiştirdi ve gelişmelere farklı bakar oldular.
Bu defa, Bağdat rahatsızlık hissetmeye başladı.
Barzani ile Türkiye’nin diyalog kurması, Irak başkentinde bazı çevrelerin dikkatini çeker oldu. Maliki’nin Ankara’ya yaptığı son gezide, Irak heyetindeki bazı uzmanlar, rahatsızlıklarını açıkça ortaya koydular. “Biz Türkiye’nin K.Irak yönetimiyle temasını cesaretlendirdik. Ancak bu kadarı da fazla. Sanki Bağdat’ın arkasından, haberimiz olmadan bir şeyler hazırlanıyormuş hissi doğuyor. Eğer üçlü bir yaklaşım (Ankara- Erbil-Bağdat) yürütülecekse, bu göre hareket edilmeli.” diyen bir heyet üyesi, Maliki’nin kuşkulanmakta haklı olduğunu söyledi.
Ben, Türkiye’nin Bağdat’ın arkasından oyun oynadığına ihtimal vermiyorum. Bağdat’ın kuşkusu bana çok abartılı geliyor. Ancak uzun vadede, Ankara ile Erbil’in daha yakınlaşması kaçınılmazlaşacaktır.
Bu konuyu da yarınki yazıma bırakıyorum.